16/12/19

Deniz Ekin – Sosyalizm ve Milliyetçilik

sosyalizm ve milliyetçilik

1905 tarihinde Doğu Avrupa’da ve Asya’da burjuva demokratik devrimler dönemi başladı. Doğu’daki olaylar zinciri Rusya’da, İran’da, Türkiye’de ve Çin’deki devrimler ve Balkan Savaşları şeklinde sıralandı. Lenin, ancak kör olanlar bu olaylar zincirinde aynı ulustan oluşan bağımsız devletler kurma yolunda çaba gösteren bir dizi burjuva demokratik ulusal hareketlerin uyanışını göremezler, demiştir. Bu bağlamda Marksist-Leninist öğretinin, milliyetçilik düşüncesine burjuva toplumlarda, tarihsel bakımından kaçınılmaz ve zorunlu bir ilke olarak baktığını ve ulusal hareketlerin tarihsel haklılığına inandığını görmekteyiz. Ancak bu kabul edişin, yüzeysel bir milliyetçiliği savunma biçimini almayıp bu ulusal hareketlerde ilerici ne varsa onu desteklemek gerekliliğini vurgulamaktadır. Aksi takdirde proleter bilincinin burjuva ideolojisi tarafından karartılması tehlikesi ile karşılaşılacaktır.[1] Jean Jaures’in de dediği gibi “Yüzeyde bir milliyetçilik seni enternasyonalizmden uzaklaştırır, derin bir milliyetçilik seni enternasyonalizme yakınlaştırır; öte yandan, yüzeyde bir enternasyonalizm seni milliyetçilikten uzaklaştırır, derin bir enternasyonalizm seni milliyetçiliğe götürür.”[2]

Lenin’e göre, feodal uyuşukluktan çıkan yığınların uyanışı ilerici ve gurur verici bir olaydır. Nitekim “Rusların Millî Gururu” makalesinde Lenin’in şu satırlarından, tarihinde millî kurtuluş mücadelesini zaferle taçlandırabilmiş her milletin şuurlu proleterlerinin bundan millî bir gurur duyacağını kabul ettiğini anlıyoruz:

“Biz şuurlu Rus proleterleri millî şuur duygusuna yabancı mıyız? Elbette hayır! Biz dilimizi ve yurdumuzu severiz, onun emekçi kitlelerini (yani nüfusunun 9/10’unu) şuurlu bir demokrat ve sosyalist yaşayışına yükseltebilmek için herkesten çok çalışan biziz. Çar cellâtlarının, asilzadelerin ve kapitalistlerin bizim güzel yurdumuzu nasıl ezdiklerini, onu nasıl sefil kıldıklarını görmek herkesten çok bize ıstırap verir. Ve bu zulümlere bizim muhitimizde de karşı konulmuş olması, bizim göğsümüzü kabartır. […] Biz millî gurur duygusuyla doluyuz. Çünkü Rus milleti de inkılâpçı bir sınıf yaratabildi. Rus milleti de beşeriyete yalnız büyük katliamların, sıra sıra darağaçlarının, sürgünlerin, büyük açlıkların, çarlara, kapitalistlere zilletle boyun eğişlerinin numunelerini göstermekle kalmadı; hürriyet ve sosyalizm uğrunda büyük kavgalara girişebilmek istidadında olduğunu da ispat etti.” [3]

Ulusun, feodaliteye ve emperyalizme karşı, yaşadığı toprak parçasında egemen kılınması millî kurtuluş devriminin esasıdır. Türkiye’de de millî mücadele yıllarında vatanın savunulması ve kurtarılması amacıyla öne çıkan milliyetçilik, vatan topraklarını kurtarmayı başaramayan Osmanlıcılık, İslamcılık, Pantürkizm gibi akımlar yerine yükselmiş ve Millî Mücadelenin başarıya ulaşmasıyla siyasî, kültürel ve ekonomik olmak üzere hayatın tüm alanlarında etkili olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün yeni kurulan Cumhuriyette temel ilkelerden biri olarak belirlediği milliyetçilik düşüncesi birleştirici yeni bir anlayışı ortaya çıkarmıştır. O’nun ve dolayısıyla Kemalizm’in milliyetçilik tanımının barışçıl ve ilerici kültürel bir milliyetçilik olup “tapınma” addeden mistik ve hayalci bir milliyetçilik anlayışından çok farklı olduğu açıktır. Geçmişe tapınmakla sınırlı bir fetişizme karşı çıkan bu yeni anlayışı Yakup Kadri Karaosmanoğlu “Türk Rönesansı” olarak adlandırmıştır.[4]

Teslim aldığımız bu, ırkçılığa ve hayalperestliğe varmayan, bir ulusun uyanışını, kurtuluşunu sağlayan miras, yakın tarihimizden günümüze kadar bazı fikir ayrılıkları yaşansa da, özellikle Türkiye’nin 1960’lardaki bağımlılığının artmasından itibaren, vatanseverleri “gerçek bir milliyetçilik” ortak paydasında birleştirmiştir. 1960’lı yıllarda sınıfsal niteliklerinden dolayı kendilerini işçi ve köylü sınıfının yanında konumlayan 68 Gençliği, Türkiye’nin gerçeklerini göz önünde bulundurarak sosyalist olma gerekliliğine inanmış, 1966 sonrası büyük destek bulan, eylemsel bir çizgiyi savunan millî devrim saflarında buluşmuşlardır.  Kurtuluş Savaşı’na uzanan bu siyasal tutumun sahipleri de “Millî Kurtuluşçu bir tutum yansıtması açısından bizler sapına kadar Atatürkçüyüz. Onun Millî Kurtuluşçuluk bayrağını, hayatımız da dahil, her şeyimizi ortaya koyarak biz dalgalandırıyoruz.”[5] diyerek emperyalizme karşı isyan bayrağını en önde taşıyan Mahir’lerin, Deniz’lerin yer aldığı sosyalist sol gruplar, “Türkiye’nin yanılgısı ve yenilgisi, milliyetçilik sözcüğünün sosyalizmden başka bir anlama gelmeyeceğinin bir türlü kavranılmak istenmemesinden doğmuştur.”[6] diyen Hikmet Kıvılcımlı ve Doğan Avcıoğlu başta olmak üzere sosyalist sol çizgideki aydınlardır. Avcıoğlu ise, ulusal bir Kurtuluş Savaşı verilerek gerçekleştirilen Kemalist devrimin milliyetçilik ve çağdaş uygarlık esasına şu sözlerle vurgu yapmıştır:

Atatürk hareketinde, iki ana fikir vardır: Milliyetçilik ve çağdaş uygarlık. Milliyetçilik, politik, ekonomik her alanda tam bağımsızlık biçiminde ortaya çıkarmaktadır. Bağımsızlık içinde, çağdaş uygarlığa ulaşılacaktır. Fakat çağdaş uygarlığa ulaşmanın yolu nedir? Tanzimat’tan beri tartışılan bu soruya ilk doğru cevabı getiren, Atatürk’tür. Çağdaş uygarlığa, “Batıdan ne alalım, ne almayalım” biçimindeki anlamsız tartışmalarla değil, ilerde gerçekleştirilecek toplumsal devrimlerle ulaşılacaktır. Milliyetçiliğin ifadesi olan bağımsızlık, aynı zamanda toplumsal devrimlere girişebilme olanağını kazanabilmenin ön şartıdır. … Ağası, şeyhi, derebeyi ile değiştirilemeyen bir toplumsal yapı üzerine oturtulmak zorunda kalınan üst yapı devrimleri, derinlere nüfuz etmekte güçlüklerle karşılaşacaktır. Bu geri toplumsal yapıyı değiştiremeden girişilen köy kalkınması, eğitim hamlesi ve sanayileşme hareketleri, beklenilenden farklı sonuçlar verecektir. … Fakat bütün bunlar, “bağımsızlık içinde toplumsal devrim yoluyla çağdaş uygarlığa ulaşma” diye özetlediğimiz Atatürkçü tezin doğruluğunu ve bugün için de geçerliliğini değiştirmez.[7]

60’lı yıllara baktığımızda net bir biçimde görüyoruz ki, ABD’ye ve NATO’ya açıkça tavır alan, anti-emperyalizm, tam bağımsızlık, milli dış politika ve üçüncü dünya ülkeleriyle ilişkiler konusunda Kemalist ilkelere bağlı olan, Kuvâ-yi Milliye geleneğine ve Atatürk’e sahip çıkan gerçek milliyetçiler sosyalistler olmuştur. Komünizmle Mücadele Derneği, Aydınlar Ocağı, Milli Türk Talebe Birliği gibi sağ görüşlü kuruluşlar ve siyasi partiler, komünizm karşıtlığı nedeniyle NATO ittifakını desteklemişlerdir. 1967 – 1968 yıllarında ABD, NATO ve ABD’nin 6. Filosuna karşı eylemler yoğun bir biçimde sürerken, Amerikalı denizcileri denize atan solcu gençlere saldıran, Dolmabahçe’de demirli ABD gemilerini kıble alıp namaz kılan gençler arasında, sonraki yıllarda sağ siyasette boy gösteren siyasiler de vardır. 1969 yılında ise tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen olayda, sol görüşlü öğrencilerin 6. Filoya karşı yaptığı eylemin, Komünizmle Mücadele Derneği’nin uyarılarıyla sağ milliyetçi, muhafazakâr gençler tarafından basılması, sosyalistlerin Türk sağının ABD ve NATO’yla ilişkilerini bir kez daha teşhir etmesini sağlamıştır. Sonuç olarak, sosyalistler örgütsel düzeyde ABD ve NATO karşıtlığını, dolayısıyla milliyetçiliği ete kemiğe büründürmüşlerdir. Onların dışında kararlı ve tutarlı bir muhalefet öne çıkmamıştır. Dolayısıyla tarihten aldığımız dersler sonucunda bizler, “gerçek Türk milliyetçisi Türkiye’nin bugünkü geri, bağımlı durumuna isyan eden ve tek çözüm yolu olan sosyalizm yolunu tutma kavrayış ve cesaretini gösterendir.”[8] diyoruz.

Son olarak önemli bir ayrıntıya, sol içinde de kendini gösterdiğine şahit olduğumuz oportünizm aldatmacasına değinmekte yarar var. Bütün sınıfları politika dışında tutmayı amaçlayan ve politikayı işbirlikçi sınıfların at koşturduğu bir alan haline getirmek için çaba gösteren siyasi düzene bağımlılığı kabul eden bazı oportünist sol oluşumlar, milliyetçilik giysisi giyseler de esasında emperyalizmin sol kanattaki uzantılarıdır. Bu yozlaşmış siyasi düzende başı her sıkıştığında vatan – millet değerlerini telaffuza sığınan iktidar sahiplerinin oportünist sol yaratma çabasının amacı, Türkiye’de proleter devrimci hareketi bölmek ve yozlaştırmaktır. Bu noktada Friedrich Dürrenmatt’ın “Bir devlet cinayet işlemeye başladığı zaman kendine daima vatan adını takar.” sözüne katılıyoruz ve “ulusçuluk ile sosyalizm arasına aşılmaz uçurumlar kazmaya kalkanları karşı-devrim değirmenine su taşımakla suçluyoruz.”[9]

Sonuç olarak, millî mücadele yıllarından beri milliyetçilik anlayışımızın birleştirici, ilerici, anti-emperyalist ve tam bağımsızlık ilkesine bağlı bir “millî gurur” duygusu olduğunu anlatmaya çalıştık. Peki, bu çerçevede bizler neyi savunuyoruz?

“Biz, bilime ve Türkiye’nin gerçeklerine uygun konuşma, hem oportünizmden hem de sol gevezeliklerden kaçınma çabasındayız, Bir de entelektüel dürüstlükten ayrılmama ve de tutarlı olma çabasında. Biz Türkiye’nin çalışan insanının toplumumuzdaki güçler dengesinde ağırlığını hakkıyla koyabilmesi için emekçileri bilinçlendirme ve örgütlendirme ve genç militan kadrolar yetiştirme işini ana görev sayan ve klasik particilik geleneklerinden uzak durmasını bilen, gerçek bir sosyalist örgüt kurmanın şart olduğunu söyleriz. Biz Türk toplumunu doğru yorumlamayı, toplumumuzdaki sınıf, zümre ve kurumları, devrim açısından doğru değerlendirmeyi savunuruz. Sosyalizme başka türlü varılamaz deriz. Bu yüzden de Türk toplumunun hemen önündeki devrimci görevi yerine getirebilmemiz için, her şeyden önce emperyalizmin sömürü alanı olmaktan kurtulmamız ve işbirlikçiyi etkisiz durma getirebilmemiz için tüm yurtseverler omuz omuza vermelidirler deriz. Tüm millici güçler, ayrı ayrı kimlikleri ile karşılıklı saygı havası içinde, emperyalizme ve yerli ortaklarına karşı Devrimci Güç birliğini kuralım deriz.”[10]

[1] Bu konuda ayrıntılı bilgi için V.İ. Lenin’in Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı eserinin ilgili bölümüne başvurulabilir.

[2] “Türk Milliyetçilerine Sesleniş”, Yön, Sayı 110, Yıl 4, Mayıs 1965, s.8-9.

[3] Lenin, V.I., Sosyal Demokrat, Numara: 35, Aralık 1914, s. 129’a veya Lenin Külliyatı, Rusların Millî Gururu, Cilt 18, 1935, s. 80-83’e bakılabilir.

[4] Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Atatürk, Ankara, 1961, s. 79-90.

[5] Çayan, Mahir, Thkp-c Savunma, 68’liler Birliği Vakfı Yayınları, İstanbul, 2015, s.156.

[6] Kıvılcımlı, Hikmet, Türkiye’de Sosyalist Konferansı İçi – Sosyalist Gazetesi, 20 Ocak 1967/7 Şubat 1967.

[7] Avcıoğlu, Doğan, Türkiye’nin Düzeni, Dün-Bugün-Yarın, Birinci Kitap, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1996, s.338-339.

[8] Yön, 1965, s.8-9.

[9] Belli, Mihri, “Devrimci Milliyetçilik ile Proleter Enternasyonalizmi Birbirini Tamamlar”, Aydınlık Sosyalist Dergi, Sayı 23, Eylül 1970, s.358.

[10]  Belli, Mihri, “Biz Eskiler”, Türk Solu, Yıl 1, Sayı 20, 2 Nisan 1968.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir