25/08/19

Doğan Avcıoğlu – Niçin Sosyalizm?

niçin sosyalizm

Tek Kalkınma Metodu

Bir toplum düzeni olarak, iyi niyetli hiç kimsenin sosyalizme karşı koyabileceğini sanmıyoruz.  İnsanın insanı istismarına son veren, milli gelirin çalışma ölçüsüne göre paylaşılmasını sağlayan, insanların çeşitliliğinden hareket ederek herkese eşit şans veren bir toplum düzenine herkes taraftardır. Bu düzenin ne dereceye kadar gerçekleştirilebileceği, yeni istismar şekillerinin ortaya çıkıp çıkmayacağı tartışılabilir. Fakat fikir olarak böyle bir toplum düzeninin aleyhine bulunulamaz.

Meselenin bu tarafını bir kenara bırakıyoruz. Biz, sosyalizmi bir kalkınma metodu olarak ele alacağız. İddiamız şudur: Azgelişmiş memleketler arasında bulunan Türkiye’mizde, hürriyet ve sosyal adalet içinde hızlı kalkınmayı sağlayacak tek metot sosyalizmdir. Buna karşılık, özel teşebbüse dayanan bir kalkınma hamlesi, Sadun Aren’in seri yazsında uzun uzun belirttiği gibi, geniş kütlelerin refah taleplerini süngü ile susturan faşist bir idarenin mevcudiyetini zaruri kılar.

Faşist bir idare altında bile kalkınma hamlesinin başarıya ulaşması şüphelidir.  Ancak sosyalist metotlar, hürriyet ve sosyal adalet içinde kalkınma imkânını getirir.  Elbette ki sosyalizm yolunda ne dereceye kadar ileri gidilebilecek tartışılabilir.  Sosyalist düzende, özel kesimin durumunun ne olacağı konusunda, çeşitli fikirler ortaya atılabilir. Fakat bütün bunlar, hürriyet ve adalet isteyen bir toplumun ancak sosyalist metotlarla kalkınabileceği gerçeğini değiştirmez.  Şimdi iddiamızı ispata çalışalım:

Batı’da Sosyalizm

Özel teşebbüse dayanan kapitalist sistem, ileri Batı memleketlerinde bile başarılı olmamıştır. Bir defa, son derece müsait şartlara rağmen, sistem, hızlı kalkınmayı sağlayamamıştır. 1860-1950 devresinde yıllık ortala kalkınma hızı Amerika’da yüzde 2.2, Fransa’da 0.9, Almanya’ya 1.4, İsviçre’de ise 1.3’tür. Bugün de, Sovyetler Birliği yüzde 6-7, Çin yüzde 10-12 arasında bir kalkınma hızına sahip iken, Amerika’da kalkınma hızı yüzde 2.5’u aşmamaktadır. Dünyanın en zengin memleketinde, devamlı olarak 4-5 milyon işsiz vardır. Eğer kapitalist sistemin lideri Amerika, Sovyetler Birliği’nin temposuna ayak uydurmazsa, bunun Hür Dünya bakımından ortaya çıkaracağı tehlikeler kolayca tahmin edilebilir.

Amerika’nın kalkınma hızını, sistemi değiştirmeden yükseltmek belki mümkündür. Fakat Kennedy’nin defalarca belirttiği üzere, Amerika’nın bugünkü iktisadi sistemi, okul, öğretmen, araştırma gibi zaruri ihtiyaçları ihmal edip, suni ihtiyaçlar yaratarak ayakta durmaktadır. Kennedy’nin Hindistan Büyükelçisi Galbraith’e göre, Amerika’da kaynakların kullanılışını Madison Avenue’daki büyük reklam kumpanyaları tayin etmektedir. Füze yarışında geri kalınmasının, kamu hizmetlerinin ihmal edilmesinin ve bir israf ekonomisinin ortaya çıkmasının temel sebebi budur.  Sosyalizmle veya sosyalizme yakın bir sistemle, her türlü imkâna sahip bulunan Amerika’nın mucizeler yaratacağından şüphe edilmemelidir. Nitekim 1940-1945 yıllarında, ekonominin sosyalizmden mülhem metotlarla idare edilmesi sayesinde, Amerika’nın milli geliri bir misline yakın artmıştır.

Bununla beraber, ileri Batı memleketlerinde, kapitalist düzen içinde dahi,  hızlı bir kalkınmanın gerçekleştirilebileceği iddia edilebilir. Bu iddiaya kesin şekilde hayır demek şimdilik mümkün değildir.

Kapitalist sistemin, çağımızdaki en büyük fiyaskosu azgelişmiş ekonomilerle olan münasebetlerinde görülmüştür. Sistem, zengin memleketlerle fakir memleketler arasında mevcut uçurumu genişletmektedir. İhracat fiyatlarının düşmesi, ithalat fiyatlarının yükselmesi suretiyle, fakir memleketler, zengin memleketler tarafından sömürülmektedir.  Bu yüzden fakir memleketlerin son yıllarda uğradığı döviz kaybı, dış yardım yoluyla sağlanan kazançların çok üstündedir.  Durum, birçok Batılı iktisatçıya,  Marks’ın millet çapında gerçekleşmeyen “fakirleşme teorisi”nin,  milletlerarası alanda gerçekleştiğini söyletecek kadar ciddidir.

Kapitalist sistemin, hızlı kalkınmayı sağlamak ve azgelişmiş memleketleri kalkınma yoluna sokmak hususunda gösterdiği aciz, Batı memleketlerinde sosyalist fikirlerin yeniden kuvvet kazanmasına yol açmaktadır. Gerçi bugün Batı sosyalist partileri seçimlerde başarılı sonuçlar elde edememişlerdir. Sosyalist metotların üstünlüğü, halk kütleleri tarafından henüz iyice anlaşılamamıştır. Fakat bugünkü ekonomik sistemin pekiyi işlemediğinin yavaş yavaş farkına varılmaktadır. Bu uyanış, pek kısa bir zamanda, hiç değilse Avrupa’nın sosyalizme kaymasına yol açabilir.

Türkiye’de Sosyalizm

Asıl mesele, azgelişmiş memleketlerin durumudur. Nüfusu süratle artan bu fakir memleketler, var olabilmek için,  hızlı bir kalkınma temposuna girmek zorundadır.  Türk Hükümeti yüzde oranında bir kalkınma hızını zaruri saymıştır. Mevcut imkânlar açısından çok büyük gözüken bu rakam, ihtiyaçlar açısından çok ufaktır.  Kalkınma hızı 10’un üstüne çıkarılmalıdır.  Yüzde 7 oranında bir kalkınma hızının gerçekleştirilmesi, milli gelirin yüzde 18’inin yatırımlara yöneltilmesini gerektirecektir.

Hâlbuki özel tasarruflar, milli gelirin yüzde 6‘sı civarındadır. Dış yardımlar hesaba katılsa bile, gerekli yatırım hacmine erişmek için, mecburi tasarruf yoluyla istihlaki kısmak lazımdır.

Hızlı kalkınmanın, özel teşebbüse dayanan bir sistem içinde yürütülmesi düşünülüyorsa, devletin vergiler yoluyla, geniş kütlelerin istihlakini kısması ve bu suretle sağlanan fonları özel teşebbüse devretmesi, özel teşebbüsü vergilendirmekten kaçınması ve işçi ücretlerinin düşük seviyede kalmasına rıza göstermesi lazımdır. Aksi halde özel teşebbüsün, hızlı kalkınmayı sağlayacak ölçüde gelişmesi mümkün olmayacaktır. Batı memleketlerinin geçen yüzyıldaki yavaş kalkınması bile, azgelişmiş ekonomilerin sömürülmesi ve işçi kütlelerinin sefaleti pahasına gerçekleştirilmiştir. Batıda sosyal adalet isteyen işçiler, kurşunla susturulmuştur. Sendikaların kuvvetlenmesi ve grevler, zor kuvvetiyle önlenmiştir. ”Zenginler zenginleşiniz” kalkınma politikalarının temel düsturu olmuştur. Ayrıca, nüfusun yavaş artışı ve sinemasız, otomobilsiz bir devirde ihtiyaçların mahdut bulunuşu, yatırımlar için gerekli tasarrufun sağlanmasını kolaylaştırmıştır.

Şimdi Türkiye’ye gelelim: Ekonomik gelişme seviyemiz, 1800 Avrupa’sının durumundan pek farklı değildir. İhtiyaçlarımız ve düşünce tarzımız bakımından ise 20. yüzyılda bulunuyoruz. Sosyal adalet, yüksek ücret, grev hakkı, kuvvetli sendika istiyoruz.  Gelir dağılışındaki aşırı ölçüsüzlüklere isyan ediyoruz. Hâlbuki özel teşebbüse dayanan hızlı kalkınma teşebbüsü, devlet eliyle halkın istihlakinin kısılmasını, bu suretle saklanan fonların müteşebbislere devrini, işçi ücretlerinin düşük tutulmasını ve adaletsizliklere göz yumulmasını gerektirecektir.  Çalışma Meclisinde, “Batının bir asırda gerçekleştirdiğini bir çırpıda istiyoruz” diye yakınan sayın işveren temsilcisi Şahap Kocatopçuoğlu kendi açısından haklıdır. Fakat demokratik bir sistem içinde belli bir sınıfı zenginleştirmek pahasına halkı kemer sıkmaya zorlamanın imkânı var mıdır?

Bugün sosyal adalet diye bağıran emekçiler özel teşebbüse dayanan hızlı kalkınmanın gerektirdiği büyük adaletsizliklere katlanabilirler mi? Bu ancak faşist bir idare altında mümkün olabilir.

Hâlbuki sosyalist sistemde, fedakârlık ve nimette eşitlik esastır. Fakir kütleler vergi verirken, zenginlerin kendilerinden çok daha ağır vergi ödediklerini bileceklerdir. Mirasyedilerin değil, en iyi ve en faydalı şekilde çalışanın en çok kazandığını göreceklerdir.  Böyle bir ortamda, kütlelere fedakârlığı seve seve kabul ettirmek, milletçe fedakârlıktan konuşmak mümkündür.

İşte sosyalizm, hürriyet düzeni içinde hızla kalkınmak isteyen memleketimizde,  bunun için tek çıkar yoldur.

                                               Yön, Sayı 7, 31 Ocak 1962

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir