16/12/19

Doğan Avcıoğlu – Turan

turan

Ziya Gökalp’in öncülük ettiği Türkçülük akımıyla birlikte bir “Turan özlemi” Türk milliyetçilerinin yüreklerini sarmıştır. Şevket Süreyya Aydemir, genç bir öğretmen ve yedek-subay iken Turan’a gidişini “Suyu Arayan Adam”da uzun uzun anlatır. Hayal gücü sınırsız olan Enver Paşa, dünya savaşında yenik düşünce, Turan’ı ayaklandırmak üzere Türkistan’ın yolunu tutmuş ve orada can vermiştir.

Atatürk milliyetçiliği ise, Turan hayalini bırakarak, Millî Misak sınırları içinde Türkiye’nin kalkınmasına yönelmiştir. İkinci Dünya Savaşı günlerinde, Hitler Almanyası Türkiye’de “Turan” umutlarını yeniden canlandırmak istemişse de, ancak çok sınırlı bir çevreyi etkileyebilmiştir. Günümüzde de ABD, bir Soğuk Harp propaganda silâhı olarak, “esir Türkleri kurtarma” kampanyasını desteklemektedir. Fakat Turancı tanınan Türkeş dahi, Turan’la ilgisinin bir “manevi ve kültürel ilgi” olduğunu söylemekle yetinmektedir.

Peki bu Turan dün neydi ve bugün nedir? Sorunun cevabını, Washington’daki Amerikan Üniversitelerinde İktisat Profesörü olan Charles K. Wilber’ın Türkistan kalkınması konusunda son yayınladığı kitaba dayanarak vermeye çalışalım:

Prof. Wilber, Türk milliyetçileri arasında Turan özleminin en güçlü olduğu günlerde Türkistan’ın durumunu şöyle anlatıyor: Kimi yerleşmiş, kimi göçebe aşiretler topluluğu. Aşiretlerin başında feodal beyler ve tepede otoriteden yoksun bir han bulunuyor. Feodal bey ve hanlar aralarında devamlı savaş halindeler. Millet yok, birbirleriyle boğuşan aşiretler var. Mollalar güçlü. On dokuzuncu Yüzyılın sonlarına doğru Türkistan, Çarlık Rusyası’nın bir sömürgesi oluyor. Bunlar bu geri toplumsal yapıya dokunmuyorlar. Yalnızca pamuk üretimiyle ilgileniyorlar.

Halk perişan, câhil ve borç içinde. Kazakistan’da ülkenin hemen bütün zenginliği, nüfusun yüzde 4’ünü teşkil eden feodal beylerin elinde. Nüfusun ancak yüzde 1,1’i okula gidebiliyor. Okuma-yazma bilmeyenlerin oranı Özbekistan’da yüzde 96,4 , Kazakistan’da yüzde 91,9 , Kırgizistan’da yüzde 96,9 , Tacikistan’da yüzde 97,7 , Türkmenistan’da 92,2 , Türkistan’da hiçbir yüksek öğretim kurumu yok. Doktor sayısı 408’den, hastahanelerde yatak sayısı 3240’tan ibaret. Sanayi mevcut değil. 1913’te bütün bölgenin elektrik üretimi 7,1 milyon kilovat/saat gibi komik bir rakam. Kömür tüketimi 131 bin ton. Nüfusun yüzde 90’ından fazlası tarım kesiminde barınıyor. Bu oran Türkmen, Kazak ve Kırgızlar arasında yüzde 99’a ulaşıyor.

Demek ki, 1913 yılında Turan, geri ve ilkel bir feodal aşiretler topluluğu idi.

Türkistan, İtalya’yı Geride Bıraktı

Türkistan’da modernleşme, 1926 – 1928 döneminde başladı. Ve Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonunun yayınladığı bir incelemeye göre, Türkistan, Batı Avrupa ülkeleriyle karşılaştırılabilecek bir gelişme düzeyine ulaştı. Türkiye, İran ve Pakistan gibi komşu ülkeleri fersah fersah geride bıraktı. Birleşmiş Milletler Raporu, “Türkistan, komşu Asya ülkeleriyle karşılaştırılamaz” diye yazmaktaydı. Gerçekten 1961 – 1962 döneminde 23 milyon nüfuslu Türkistan’da öğrenci sayısı 6 milyona yaklaşmaktaydı. Orta ve yüksek öğrenimde öğrenci sayısının nüfusa oranı yüzde 5,46 idi. Bu oranla Türkistan dünya altıncısı olmaktaydı. Sovyetler Birliği yüzde 4,35 ile on ikinci, Amerika yüzde 6,2 ile üçüncü idi. İlk öğretimde bin öğrenciye düşen hoca sayısı Türkistan’da 43, Batı Almanya’da 39, Fransa’da 27 ve İngiltere’de 33 idi. 1961’de Türkistan’da bin kişiye 233 gazete düşmekteydi. Bu oran Türkiye’de 45, İtalya’da 101, ABD’de 326 idi.

Türkistan’da 1913’te 408 doktor var iken bu sayı 1961’de 36.294’e çıkmıştı. Hastahane yatak sayısı 3240’tan 213.400’e fırlamıştı. Sağlık standartları bakımından Türkistan, Batı Avrupa ve ABD standartlarını aşma yolundaydı. Nitekim insan sağlığındaki olağanüstü iyileşme dolayısıyla, ölüm oranları Batı oranlarının altına düşmüştü. Bu oran ABD’de 9,4, Türkistan’da ise 6 idi. Çocuk ölüm oranı Türkiye’de binde 165, Türkistan’da ise binde 51,2 idi.

1961’de Türkistan, 1928’de bütün Rusya’nın ürettiğinden dört kat fazla elektrik, iki kat fazla çimento üretmekte ve üç kat fazla makine imal etmekteydi. 1961’de 25 milyon nüfuslu bölgenin kömür üretimi 43 milyon, petrol üretimi 10 milyon ton ve elektrik enerjisi üretimi 21 milyar kvh. idi. Toplam sanayi üretimi 1928 yılı 100 sayılırsa, 1961 yılında 48 kat artarak 4892’ye ulaşmıştı. Pamuk üretimi altı kat çoğalmıştı. Dünyada hektar başına pamuk verimi en yüksek ülke, Türkistan idi. 1961 pamuk verimi 2 bin kilo idi. Traktör sayısı, 15 beygir gücü birimiyle 1928’de 2 bin, 1961’de ise 498 bin 700 idi. 40 bin orta ve yüksek düzeyde tarım uzmanı vardı.

Türkiye ve Turan

Prof. Wilber, gelişmiş ve az-gelişmiş ülkelerle Türkistan’ı karşılaştırmak için, 14 kalkınma ölçüsüne dayalı bir endeks düzenlemiştir. Bu endekse göre, 1926 – 1928 yıllarında Türkistan 118,7 puanla çok gerilerdeydi. Fakat 1960 – 1962 döneminde Türkistan 864,7 puanla İtalya’yı geride bırakarak gelişmiş Batı ülkeleri düzeyine erişmişti. İtalya’nın puanı 805,6 , Japonya’nın 1051,7 , Fransa’nın ise 1152 idi. Türkistan bu gelişmiş ülkeler grubu içinde yer almaktaydı.

Başka bir grupta ise, 1928’de Türkistan’dan çok ileride bulunan, fakat Türkistan’ın bugün çok gerisinde kalan azgelişmiş ülkeler yer almaktaydı. Bunlar arasında Türkiye de vardı. 1960 – 1962 döneminde Türkiye’nin puanı 261,6 , Türkistan’ın 846,7 idi. Kolombiya 366,7 ile Türkiye’nin ilerisinde, İran 203,6 ile Türkiye’nin gerisindeydi.

Türkiye hâlâ az-gelişmiş, Ziya Gökalp’in Turan’ı ise Batı düzeyinde gelişmiş bir ülke idi.

                                                                                   (Devrim, 1.9.1970)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir