15/12/19

Eray Saygınsoy – Afrika’nın Lenin’i: Kwame Nkrumah

nkrumah

Gana, Avrupalıların varmış olduğu ilk Sahraaltı Afrika ülkelerinden biridir. Bu açıdan kolonicilik tarihinde de önemli bir yere sahiptir. Kolonicilik denilince akla gelen ilk ülkelerden olan Portekiz, 1471 yılında Gana’ya uğrayarak öncelikle altın, ardından da köle ticareti yaparak Gana’yı sömürmeye başlar.

Gana, 1821 yılında İngiltere’nin “Altın Sahili” haline gelene dek köle ticareti açısından sömürgeciler için çok önemli bir konumdaydı. 1901 yılına kadar yerel krallıklarla birçok savaşa girerek sömürgesini kaybetmek istemeyen İngiltere, bölgeye tamamen hâkim oldu. Tüm kabile ve krallıkları Altın Sahili’nde birleştirerek kolonisinde istikrarı tekrardan sağlamış oldu. Altın Sahili’nin (Gana’nın) tüm kaynakları, İngiltere’ye aktarılıyordu. Altın, elmas, fildişi ve kakao gibi hammaddelerin yanı sıra, insanlar da buna dâhildi… (Camara, 2016, s. 12)

İngiltere, Altın Sahili’ni başta doğrudan Kraliyet Temsilcisi aracılığıyla yönetiyordu. Zaman geçtikçe yönetimi kolaylaştırmak, maddi giderleri azaltmak amacıyla “dolaylı yönetim politikası”nı benimsedi. Dolaylı yönetim politikası ile koloniler yerel iktidarlar tarafından yönetilmeye başlandı. Bölge şefleri belirlendi, bu şefler haliyle İngiltere’nin çıkarlarını düşünen, yerli işbirlikçilerdi. Böylelikle iktidarda doğrudan yer alarak, isyanlarla uğraşmak yerine, dolaylı bir şekilde yer alarak “bağımsızlık” süsü vermeyi düşünmüştü İngiltere…

1929 Büyük Buhranı

1929 Büyük Buhranından en çok etkilenen ülkelerden birisi de İngiltere’dir. İngilizler ekonomik anlamda çektiği sıkıntılardan kaynaklı olarak, sömürgeleri için harcadığı ücretlerde kısıntıya gitti. Bu kısıntılarla birlikte hammadde sömürüsü aynı hızda devam etmekteydi. Buna karşı olarak Gana halkının içinde “bağımsızlık” fikirleri ateşlenmeye başladı. Bağımsızlık fikrinin ateşlenmesinin ardında Ganalı devrimci-milliyetçiler ve yıllardır süren insanlık-dışı sömürü yatmaktaydı…

Gana’da Milliyetçiliğin Kökeni

Gana’daki milliyetçi hareketin kökünü incelediğimizde altında 1871 yılında, birkaç şef ve entelektüelin bir araya gelip Fanti Konfederasyonu’nu kurması yatmaktadır. Fanti Konfederasyonu başarısız bir girişim olsa da Ganalıların isterlerse kendi kaderlerini tayin edebileceklerinin farkına varmalarına sebep olmuştur. İngiltere tüm baskılarına rağmen sömürge milliyetçiliğini asla bastıramadı. Bir heyula olarak Altın Sahili’nde gezmekteydi…

1897 yılında “Kamu Arazileri Yasası” kabul edildi. Bu yasaya göre kamu arazilerinin özel bireylere devrine resmi mahkemelerin karar vereceği belirtiliyordu. Resmi mahkemelerde ise işbirlikçi şefler yer almaktaydı. Yasa Ganalılarda kamuya ait mülkiyetin yerel halktan alınıp, İngilizlere devredildiği izlenimi yaratmıştı. Aborjin Haklarını Koruma Topluluğu, bazı şeflerin ve entelektüellerin girişimleriyle oluşturulmuş bir birlikti. Grubun verdiği mücadele başarılı oldu ve yasa geri çekildi.

1925 yılına kadar Aborjin Haklarını Koruma Topluluğu, Ganalıların sesi olmaya devam etti. Yerli halkın çıkarlarına karşı muhalefet mercii haline gelmişti. Bu tarz topluluklar giderek partileşmeye başladı ve bu partileşmelerin sonucuyla da bağımsız Gana’ya doğru adım adım ilerleniyordu.

1948’e gelindiğinde, İkinci Dünya Savaşında İngilizlerin safında yer alan Ganalı askerlere verdiği sözü tutmayan İngiltere, isyanların en büyüğüyle karşılaştığının farkında değildi. İsyan öncesinde Batı Afrikalı Tüccarlar Birliği’nin çağrısıyla Ganalılar tüm Avrupa ürünlerini boykot etme kararı aldı. Boykot kararı alan grup valiye bir dilekçe sunmak üzere yürüyüşe geçtiklerinde kurşunlarla karşılaşacaklarını düşünmemişlerdi. (Camara, 2016, s. 26-30)

Yürüyüşte yer alanların içinde ölenler olmuştu. Tüm Gana’ya büyük bir isyan dalgası yayıldı. İngiliz Kraliçesi, bir komite oluşturularak Gana için yeni bir anayasa ve kalkınma programı uygulanmasını emretti. Bu anayasa sayesinde 1951 yılında seçimler yapılmıştı. Seçimin kazananı ise “komünist” olduğu için içeri atılan, bağımsız Gana’nın kurucusu haline gelecek olan, anti-emperyalist, vatansever bir lider olan Kwame Nkrumah’tı…

Bağımsız Gana’nın Kurucusu: Kwame Nkrumah

Kwame Nkrumah, 21 Eylül 1909’da Altın Sahili’nin küçük bir köyünde doğdu. İlk eğitimini doğduğu köydeki misyoner okulunda aldı. Hızlı düşünmesi ve zekice cevaplar vermesi öğretmenlerinin dikkatini çekmişti. Lider ve örgütçü bir kişilik olması öğrenciyken okulda yaşadığı bir olayda öne çıkmıştı.

Katolik ilkokulunda eğitim alırken, okulun acımasız disiplin kurallarını protesto etmek amacıyla okul müfettişinin okulu teftiş ettiği sırada öğretmenini mahcup etmek için arkadaşlarına evde kalmaya ikna etmişti. Teneffüslerde öğrencileri bir araya getirip tartışmalar yürütmesi de gözlemlenen bir diğer özelliğiydi…

Ortaokul bitirme sertifika sınavını başarıyla geçtikten sonra yetiştiği okulda stajyer öğretmen yapıldı. 1926’ya gelindiğinde Prince of Wales Üniversitesi’nin öğretim üyesi tarafından fark edildi ve Akra’da, Achimota’da yükseköğrenim görmesi için seçildi. Achimota’da pan-Afrikanist birçok entelektüel ile tanıştı ve onlardan etkilendi.

1935 yılına gelindiğinde Amerika’nın ilk siyahi eğitim kurumlarından biri olan Lincoln Üniversitesi’nden kabul aldı ve yola çıktı. 1939 yılında Lincoln Üniversitesi Ekonomi ve Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Ardından Pennsylvania Üniversitesi’nde eğitimde ve felsefede mastır derecesine sahip oldu. Pennsylvania’da “Afrika Dilleri ve Kültürleri Enstitüsü”nün kurulmasına katkı verdi.

Lincoln Üniversitesi’nde siyaset bilimi dersleri vermeye başladı. 1943’te “Afrikalılar Genel Konferansı” düzenlenmesi için çok çabaladı. Afrikalı öğrencilerin vatanlarına dönmelerine ve anti-emperyalist savaş için çaba sarf etmeleri gerektiğini belirten konuşmalar yaptı. Arkadaşlarıyla beraber “Batı Afrika Federasyonu” kurmak için vatanlarına geri dönme planı yaptılar.

Nkrumah’ın öne çıkmasının sebebi sadece liderliği değildi kuşkusuz. Bilgisi ve Afrika’nın kurtuluşu için gösterdiği çaba Afrikalılar tarafından büyük bir saygıyla karşılanıyordu. Arkadaşları, Nkrumah’ın Lenin’in eserlerini dilinden düşürmediğini belirtirken, Avrupalıları memleketinden kovmak için fazlasıyla kararlı olduğunu anılarında sık sık belirtiyordu.

Vatana Dönüş ve Siyasete Giriş

1947’de Dr. Joseph Boakye Danquah liderliğinde olan UGCC (Birleşik Altın Sahili Konvansiyonu) partisinin genel sekreterliğine davet edildi. (Camara, 2016, s. 31) Görevi kabul eden Kwame Nkrumah, Gana’ya dönmüş oldu. Parti içerisinde karizmasıyla yükselen bir güç haline gelen Nkrumah, 1948 yılına gelindiğinde tutuklanacaktı.

28 Şubat 1948’de çıkan ve tüm Gana’ya yayılan isyanın tetikleyicilerinden olduğu için 12 Mart tarihinde Nkrumah hapse atıldı. Tam bir ay içeride kaldıktan sonra serbest kalan Nkrumah, sadece parti içinde yükselişiyle kalmayıp tüm Gana’da yükselen bir kişilik haline gelmişti.

Ülkeyi karış karış dolaşarak, tam bağımsızlık için yaptığı konuşmalar ile ünlendi. Karizması ve kararlılığı Nkrumah’ı, Nkrumah yapan özelliklerdendi. Gana halkının İngilizlerin yönetimine ihtiyaçlarının olmadığını, kendi kendilerini yönetebileceklerini öne sürüyordu. Bu fikirleriyle halktan gereken desteği toplayabildi. Önce kakao çiftçileri tarafından desteklendi, ardından işçi sendikaları da Nkrumah’ın arkasında sıralanmaya başlandı. En önemlisi ise Nkrumah, kadınların politikada yer almasını ve oy hakkına sahip olmasını savunan bir liderdi. Nkrumah artık halkın taleplerini karşılayacak tek lider haline gelmişti. 12 Haziran 1949 yılına gelindiğindeyse Nkrumah destekçileriyle birlikte hareket ederek, kendi partisini, yani CPP’yi (Halk Konvansiyon Partisi) kurdu. (Addo, 1997, s. 88)

Kwame Nkrumah, partisini “Yeni Sömürgecilik” eserinde şöyle tanımlar; “Bu parti 1949’da kurulmuştur ve ülkenin “tek” partisidir. Halk Konvansiyonu Partisi işçileri, köylüleri, solcu aydınları ve küçük burjuvaziyi saflarında toplamıştır. Partinin aşağı yukarı iki milyon üyesi vardır. Bu miktar, Gana halkının faal nüfusuna eşittir. Halk Konvansiyonu Partisi, bağımsızlığın sağlamlaştırılması, devlet sektörünün ve kooperatif sektörünün yardımıyla milli ekonominin geliştirilmesi için çalışmaktadır. Dış politika bakımından, emperyalizme karşı kesin bir mücadele açmış olan, barış içinde birlikte yaşama tezini tutan ve Afrika Birliğinin gerçekleşmesini amaç edinmiş olan bir partidir. Halk Konvansiyonu Partisi’nin programında, parti programının ideolojik temelinin bilimsel sosyalizm olduğu belirtilmiştir.” (1966, s. 84)

Nkrumah’ın partisi, milli demokratik devrim tezini savunan partilerden biridir. Kendisi de bağımsızlık olmadan, sosyalizme varılmayacağını savunan ve bunun için de emperyalizme karşı “tam bağımsızlık” mücadelesi verilmesi gerekildiğini savunan milli kurtuluşçu liderler arasında yer almaktadır.

İktidara Giden Süreç

28 Şubat 1947 isyanından ders çıkaran İngilizler, yukarıda da belirttiğimiz gibi anayasa ve kalkınma planı çalışmalarını başlattı. Nkrumah anayasa çalışmalarına katkıda bulunmak amacıyla partisinin üyeleriyle, işçiler, köylüler ve gençlerden oluşan “Halk Meclisi”ni kurdu. Halk Meclisi, “Ekim 1949 Anayasal Önerileri” adı verilen bir anayasa teklifi sundu. Teklif yerel şeflerin tüm ayrıcalıklarını kaldırıyor, özerkliği arttırıyor ve genel oy hakkını içeriyordu.

Bu anayasa teklifi İngilizler tarafından sakıncalı bulundu ve reddedildi. 1950 yılına gelindiğindeyse Nkrumah, Gandi’nin “sivil itaatsizlik” düşüncesinden etkilenerek, “Olumlu Eylem” adlı bir kampanya başlattı. Bu kampanya dahilinde işçileri, köylüleri, gençleri grev ve boykotlara davet etti. Gana’da bu kampanya o kadar etkili oldu ki, Nkrumah ve CPP üyelerinin tutuklanmasına sebebiyet verdi. Nkrumah üç yıllık hapis cezasına çarptırılmıştı.

Yapılan uluslararası ve ulusal baskı sebebiyle İngiltere, mecburen 5-10 Şubat 1951 tarihlerinde ilk genel seçimi ilan etti. Hapiste olmasına rağmen bu seçimin kazananı Nkrumah’ın partisi CPP olmuştu. 38 koltuklu yasama meclisinin 34’üne sahip olmuştu CPP… (Rooney, 1988, s. 61)

Seçimlerin üzerinden bir yıl geçtikten sonra mecliste ikinci bir seçim, başbakanlık seçimi yapıldı. Bu seçimi de ezici çoğunlukla kazanan Nkrumah, sadece Gana’nın değil, artık bağımsızlık özlemi içerisinde olan tüm Afrika’nın sözcüsü haline gelmişti.

Altın Kıyısı’ndan Bağımsız Gana’ya

1956 yılına gelindiğinde Sömürge Sekteri sıfatını taşıyan Alan Lennox-Boyd, Altın Kıyısı’nda bir seçim olacağını belirtti. Temmuz 1956’da yapılan seçimlerin galibi yine Nkrumah’ın partisi CPP’ydi…

Nkrumah’ın iktidara geldiği ilk süreçte belli reformlar gerçekleştiği belirtilir. Devrimlerini daha çok bağımsızlık sonrasına saklamıştı. Bu sürede sınırlı reformlar gerçekleştirip, bağımsızlık için çabaladı. Nkrumah’tan korkan İngiltere, Nkrumah’ı sık sık takip ediyor, hakkında istihbarat topluyordu.

3 Ağustos 1956 tarihine gelindiğinde Nkrumah, meclise “bağımsızlık” teklifini sundu ve teklif mecliste kabul edildi. Eylül ayına gelindiğinde, İngiltere ile yapılan görüşmelerin sonucunda “Sömürge Bürosu” bağımsızlık tarihinin 6 Mart 1957 olarak kararlaştırılmasına karar verdi.

Bağımsızlık tarihinin 6 Mart olarak belirlenmesiyse sıradan bir tarih değildi. Gana topraklarında 16 ve 19. yüzyıllarda bulunan Fanti Federasyonu’nun İngiltere’nin hakimiyeti altına girmeyi kabul ettiği tarihti. Nkrumah, işte bu tarihte İngilterelilerle verdiği mücadele sonucunda Gana halkını tekrar özgürleştirmiş olacaktı.

Tarih 6 Mart 1957, saat 00:00’ı gösterdiğinde Nkrumah, Gana’nın İngiliz Milletler Topluluğu’ndan ayrıldığını ve bağımsız olduğunu ilan etti. İlanını duyururken şu cümleleri kurmayı da ihmal etmedi: “Biz bu savaşı kazandık ve kendimizi buna tekrardan adıyoruz… Bağımsızlığımız, Afrika’nın tam olarak kurtuluşuyla taçlandırılmadığı sürece anlamsız kalacaktır.” (Nkrumah, 2001, s. 121.)

Halk için Nkrumah diye biri yoktu, Nkrumah’a bir lakap takılmıştı, “Osagyefo” yani “Kurtarıcı”…

Yine 6 Mart 1960’da Gana’nın yönetim biçiminin cumhuriyet olduğunu belirten anayasa teklifini meclise sundu ve Gana Cumhuriyeti’nin kurucusu haline geldi.

Nkrumah İktidarı

Kwame Nkrumah iktidarının ilk döneminde sert politikalar uygulama yolunu seçmedi. Dış politikada iki ilkesi vardı: Gana’nın bağımsızlığından taviz vermemek ve Birleşik Afrika’nın öncüsü olmak.

Nkrumah bu ilkelere bağlı kalarak, Bağlantısızlar Hareketi’nin kurucuları arasında yer aldı. Nkrumah, üçüncü dünya ve sosyalist dünya arasına bir set çekilmemesi gerektiğini belirterek şu cümleleri kurdu: “Eğer devrimci sosyalizme ulaşacaksak, o zaman “Sosyalist Dünya” ile ‘Üçüncü Dünya’ arasında herhangi bir ayrım olduğunu ima edecek herhangi bir öneriden kaçınmalıyız.” (2001, s.438.)

Nkrumah, Birleşik Afrika hayaliyle yanıp tutuşan ve Gana politikalarını da bu doğrultuda yönlendiren biriydi. Eylül 1958 yılında Gine, Fransa’dan ayrılıp bağımsızlığını elde ettiğinde Nkrumah, Gine’ye on milyon poundluk mali yardım yaptı. 1960-61 Kongo Krizinde de antiemperyalist lider Patrice Lumumba’nın arkasında durduğunu açıkça ilan etti. (Camara, 2016, s. 64)

Afrika’da hangi devlet sorun yaşıyorsa Nkrumah oradaydı ve bu politikaları da ilerleyen süreçlerde muhalefetin oluşmasına sebep olacaktı… Yine iktidarı döneminde Afrika Birliği Teşkilatı’nı kurmuşsa da teşkilatta Nkrumah’ın istediği bir birlik sağlanamadı ve Birleşik Afrika hayal olarak kaldı…

Nkrumah Doğu ile yakın ilişkiler kurarken, Batı ile ilişkilerini de soğutmadı. ABD ile görüşmeler yaparak, ticari anlaşmalara imza attı. Tabi bu anlaşmalar yapılırken Batı her zaman tereddütlü davranıyordu çünkü Nkrumah için Batı’dan çok, Doğu’nun anlamı vardı. SSCB ile çok yakın ilişkiler içinde bulundu ve ortak yatırımlara giriştiler.

Gana ekonomisinin ayağa kalkması için sanayileşme ve modernizasyonun şart olduğunu gözüküyordu. Bu eksiklikler göz önünde bulundurularak dokuz yıllık liderliği süresince iki kalkınma planına imza attı. (Beş Yıllık ve Yedi Yıllık Kalkınma Planı) (Camara, 2016, s. 70)

Nkrumah’ı ekonomik olarak etkileyen bir devlet de Mao’nun, Çin’iydi… Çin Halk Cumhuriyeti’ne ziyaretlerde bulundu ve gelişen Çin ekonomisini yakından inceledi. Bu doğrultuda ekonomik atılımlara girişti.

Sanayileşmenin yanı sıra Nkrumah için önemli olan bir diğer unsur da “tarımsal ihracat”tı. Tarımsal ihracat ile emperyalistlerin belini kırabileceğini ve ekonomiyi tamamen bağımsız hale getirebileceğini düşünüyordu. Bitkisel yağ üretiminde, kakao ve yer fıstığının işlenmesinde devlet önemli girişimlerde bulundu. Bunun yanı sıra lastik üretiminde, kâğıt üretiminde, tekne yapımında ve eczacılık konusunda önemli endüstri alanları oluşturdu.

Nkrumah’ın gözbebeği olan bir proje vardı: Volta Nehri Projesi… Bu proje ile Volta Nehri’nin üzerine hidroelektrik tesisi kurulacaktı. Aksombo Barajını da kapsayan bu proje ile Volta Nehri’nde elektrik üretimi yapılacak, çıkarılan boksiti işleyecek tesisler kurulacak, açık deniz limanı yapılacak ve yeni şehirler kurulacaktı. Nkrumah meclis konuşmasında bu projesi için şöyle der: “Ulusal Meclis Üyelerine zaman zaman Akosombo’daki Baraj bölgesini ziyaret etmeleri konusunda ısrarcı olmak ve burada ve yurt dışındaki seçmenlerinizi ve arkadaşlarınızı bu büyük hayalin gerçekleştiğini gelip görmeleri için ikna etmelerini isterim. Aslında Baraj bölgesini ziyaret etmek ilham verici bir deneyimdir ve ulusumuz için taşıdığı umut ve büyüme mesajını temsil etmektedir. Volta gibi büyük projeler Bilim ve Teknolojinin modern çağında yeni ‘Haç yerleridir’. Kendisine daha dolu ve zengin bir hayat sunmak için bütün bir halkın kararlılığına ve fedakârlığına adeta bir anıt olarak hizmet etmektedir.” (Miescher, 2014, s.342)

Gana ekonomisi, Afrika’da gözle görülür bir şekilde büyüyordu. Kakao ihracatı iki katına çıkmış, balıkçılık ilerlemiş, altın ve diğer önemli yeraltı madenlerinin ihracatı ciddi anlamda artmıştı.

Nkrumah hükümeti, sosyal alanda da önemli işlere imza attı. Eğitim ve sağlık hizmeti ücretsiz hale getirildi. Hükümet, merkezi yerlerde bulunan eğitimi kırsal kesimlere de taşımayı kararlaştırdı ve bu suretle kırsal bölgelere okullar inşa edildi. Nkrumah için eğitimin anlamı bir başkaydı…

18 Şubat 1961 tarihinde Nkrumah eğitim alanında bir devrim gerçekleştiriyordu. “İdeoloji Enstitüsü” adlı projesiyle eğitimde millileştirme için önemli bir adım attı. İdeoloji Enstitüsünün temelini attığı bu tarihte, Nkrumah’ın amacı, eğitimli Ganalıların tümünün İngiltere ve ABD’de eğitim alma sorununu çözmekti. Bu enstitü ile eğitimde dekolonizasyona gidiliyordu. Enstitünün temel eğitimi, önce bağımsız Gana ardından Birleşik Afrika düşüncesiydi.

1962 yılında ilköğretimi zorunlu hale getirdi. Dini okulların fonunu kesti ve misyoner okullarını da devletleştirdi.

1964 yılına gelindiğindeyse üniversite kazanan tüm öğrenciler iki haftalık ideolojik oryantasyona tabi tutuluyordu. Nkrumah bu durumu şöyle açıklıyordu; “Eğitimler, parti ideolojisinin toplumun bütün katmanlarında anlaşılır hale gelmesi ve gayretli bir şekilde inanarak parti programını uygulamak içindir.” (2001, s. 121.)

Nkrumah için Gana’nın bir diğer hastalığı “kabilecilik”ti. Kabileciliği bitirmek için önemli mücadeleler verdi. Nkrumah kabileciliğin karşısına ulus-devleti koyuyordu. Ülkede bulunan kabile bayraklarını yasakladı ve ülkenin her yerini Gana Cumhuriyeti’nin resmi bayrağıyla donattı. 1958 yılında, ırksal ve dinsel propaganda yapan, ırkçı veya dini tutumu nedeniyle halkın seçimini etkileyen tüm kuruluşları yasaklayan bir yasa çıkarttı.

Kadınların Gana toplumundaki yerini değiştiren Nkrumah, kadınları partisinin merkez komitesine getirdi. Üniversiteye gitmeleri için seferberlik başlattı. Kadınların orduda görev almasının önünü açtı. Kadınların sadece iş hayatlarında değil, bunun dışında da aktif olarak yer almalarını amaçladı.

1964 yılına gelindiğinde CPP’yi ülkedeki tek yasal parti kabul eden yasayı teklif etti. Yasa kabul edildi ve Nkrumah ülkedeki tek güç haline geldi. Liderlik karizmasıyla kitleleri arkasına alan Nkrumah uluslararası alanda bu kararıyla iktidarını sorgulanır hale getirdi.

Nkrumah İktidarının Sorunları

Nkrumah iktidarının sonuna doğru ekonomik anlamda büyük zorluklar yaşadı. Her şey istediği gibi gitmemeye başladı. Uluslararası kuruluşlardan aldığı borçları ödeyemedi. Üretilen birçok malın ihracatı beklenilen altında kaldı. Kamu fonlarının yetersiz planlanmasıyla gereksiz harcamalar öne çıktı.

Birleşik Afrika için harcanan paraların karşılığını alamaması ve bu konuda somut sonuçların elde edilememesi, halkın tepkilerine yol açıyordu. Öyle ki halk, Gana ekonomisinin güç kaybetmesinin temel nedeni olarak Birleşik Afrika için harcanan paraları görüyordu. Nkrumah ise destek kaybetmesine rağmen bu konudaki ısrarını iktidarının sonuna dek sürdürdü.

Kwame Nkrumah’ın güçlü iktidarının zayıflamasının bir diğer sebebiyse gücüne fazla güvenmesiydi. Evet, halk Nkrumah’ı bir kahraman olarak görüyordu fakat aynı halk özgürlüğü yeni tadarken, CPP haricindeki partilerin feshedilmesini de tepkiyle karşılıyordu. (Anthony, 1969, s. 337-39)

Yine Nkrumah, yabancı yatırımcılara karşı tavır almak yerine kontrollü ortaklığı öngörüyordu. Yerli yatırımcıların ülkede nüfuz kazanmasındansa, yabancı yatırımcıları kontrol altında tutarak gelişim sağlanabileceğini düşünüyordu. Yapılan yatırımların zararla karşılaşması ve Nkrumah’ın bu bedelleri ödeyememesi ülke ekonomisinde ciddi durgunluklara sebebiyet verdi.

Aynı zamanda ülkedeki yolsuzluk da muhalefetin güçlenmesini hızlandırıyordu. Nkrumah iktidarı boyunca yolsuzluk suçlamasıyla karşılaşmadı ve sonrasında da yolsuzluğu ortaya çıkmadı fakat çevresindeki “yoldaş”larının adam kayırmacılığı Gana’yı sarmıştı. Nkrumah bu kayırmacılığı engellemek ve yolsuzlukla mücadele etmek için adımlar attıysa da önemli sonuçlar elde edemedi ve bunu engelleyemedi.

Nkrumah İktidarının Sonu

24 Şubat 1966 tarihine gelindiğinde Kwame Nkrumah, Vietnam ve Çin’e ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyareti sırasında, İngiltere ve Fransa’nın da desteklediği, CIA’nın operasyonuyla gerçekleşen bir darbeyle iktidarı sona erdi. “Ulusal Kurtuluş Konseyi” adı verilen konsey tarafından Gana Cumhuriyeti üç yıl boyunca yönetildi.

Nkrumah ise darbenin ardından, vefat tarihi olan 27 Nisan 1972’ye dek ülkesine dönemedi. Hayatını Gine’de sürdürdü ve Gine devleti tarafından onursal başkanlığa uygun görüldü. Başkent Akra’da Nkrumah adına anıt-mezar inşa edildi ve defnedildiği doğduğu köyden, mezarı bu anıt-mezara taşındı. Doğum tarihi olan 27 Eylül, Nkrumah’ın 100.yaşında (2009 yılında) “Kurucu Gün” olarak ilan edildi.

Nkrumah’ın iktidarının ardından ne Gana, ne de Afrika eskisi gibi olabildi. Afrika, her ne kadar Thomas Sankara gibi liderleri içinden çıkarttıysa da yükselen Afrika artık derin bir sessizlikle karşı karşıya… Kwame Nkrumah, Birleşik Afrika’yı kuramadı fakat Afrika’nın tümünde kahraman olarak görülmeyi başardı.

Afrika Sosyalizmi ya da Nkrumahizm

Nkrumah’ın düşünceleri genel olarak “Afrika sosyalizmi” ve “Nkrumahizm” olarak adlandırılmaktadır. Nkrumah düşüncelerini Marx-Engels-Lenin ile şekillendirmiş olmakla birlikte, bunları Afrika’nın koşulları ve kendi düşünceleri doğrultusunda sentezlemişti.

Ali Mazrui, Nkrumah’ı ve düşüncesini şöyle tanımlar: “Nkrumah’ın kendini bilinçli bir şekilde Afrika’nın Lenin’i olarak gördüğüne dair çok az şüphe vardır. Büyük bir siyasi kuramcı olarak tarihe geçmek istemişti ve kendi adını taşıyan belli bir düşünce akımı olsun istemişti. Bu yüzden “Leninizmle” aynı tarihi ve devrimci konumda olacağını umduğu bir ideoloji adı olarak “Nkrumahizm” kelimesini türetildi.” (1997, s. 106-26)

Nkrumah’ın kendisini Afrika’nın Lenin’i olarak görmesine bir diğer kanıt olarak “Yeni Sömürgecilik: Emperyalizmin Son Aşaması” eseri de öne sürülebilir. Aynı zamanda “Spark” adlı bir gazete kurdu ve bu gazete ismini Lenin’in Iskra gazetesinden alıyordu…

Kwame Nkrumah’ın en önemli eseri “Yeni Sömürgecilik: Emperyalizmin Son Aşaması”ndan bahsetmemek olmaz. Bu eserinde emperyalizmin klasik sömürgeci zihniyetinin yerini alan yeni sömürgeciliğin tanımını yaptı. Değişen dünyanın, değişen ihtiyaçlarına göre yeni sömürgeciliğin ortaya çıkışını şöyle açıklıyordu; “Mali üstünlüğün desteklediği Amerikan dış politikası, savaş öncesinin “tecrit” politikasından tam tersine yönelmiş, dünya olayları üzerinde egemenliğini kurmak yoluna girmiştir. Sömürge topraklarında yeni Devletlerin mantar gibi fışkırması ortaya çok önemli bir sorun çıkardı: Doğrudan egemenlik olanağı son bulduğuna göre, bu ülkeler nasıl denetim altında tutulabilecekti. Böylece emperyalizmde yeni bir aşamaya varıldı; sömürgeciliğin, sömürgeci kuvvetlerin politik egemenliğine son veren yeni koşullara uydurulması ve başka yollardan sürdürülmesi dönemine girildi.” (1966, s. 22-23)

Kwame Nkrumah, yeni sömürgeciliğin iktisadi sömürüyle sınırlı kalmadığı, toplumun tümüne nüfuz eden bir yapıda olduğunu şu sözleriyle açıklıyor; “Yeni sömürgeciliğin amacı iktisadi egemenliktir, ama onlar faaliyetlerini iktisadi alanla sınırlamazlar. Eski sömürgeciliğin kullandığı din, eğitim, kültür yoluyla nüfuz etmek yöntemine de başvururlar. Örnekse bağımsız Devletlerde, birçok eski anavatan uyruklu öğretmenlerle “kültür temsilcileri” gençleri öz vatanlarına, halklarına karşı etkilemekteler. Bir Devletin nasıl yönetileceğine değin kendi düşüncelerini tek doğru olarak gösterip milli hükumete ve yürürlükteki sosyal sisteme olan güveni sarsmak bunların yöntemidir; ama unutuyorlar ki akıllı siyasetin tekeli yoktur. Ne var ki bütün bu dolaylı baltalamalar, milletlerarası kapitalistlerin pişkin saldırıları yanında hiç kalır. Burada -adı başka da olsa- bir imparatorlukla, mali kapital imparatorluğuyla karşı karşıyayız. Dünyanın birbirinden çok uzak bölgelerinde yaşayan milyonların yaşamını etkileyen, sanayileri tümüyle ellerinde tutan, bir azınlığın obur iştahını doyurmak uğruna milletlerin emeğini ve zenginliklerini sömüren, kıtalararası koskoca bir şebekeyle karşı karşıyayız.” (1966, s. 16-17)

Nkrumah yeni sömürgeciliğin emperyalistler tarafından “şirinleştirme” çabasına dair şöyle söylüyor; “Hızla çözülmekte olan siyasi sömürgeciliğin herkesçe bilinen amaçlarını (dünyanın daha az gelişmiş bölgelerinin, ucuz ham madde kaynakları, yatırım alanları ve pahalı mamul maddeler ve hizmetler için pazar olarak elde tutulması) sevimli bir kılığa sokmak için büyük gayretler gösteriliyor. Yeni yeni kalkınan ülkelerdeki halkların, yaşama düzeylerini yükseltmek istemi, mamul madde ve hizmetlere yeni bir nitelik kazandırmış, ortaya eskiden pek ilgi uyandırmayan kategoriler çıkarmıştır. Toprak düzeltmek ve açmakta kullanılan makinalar, hidroelektrik projeleri, yol yapım, mesken, okul, hastane, liman ve hava alanı yapımı ve bunların gerektirdiği yardımcı sanayi ve hizmetler, mali tekele, kendi ülkesi içinde ve dışarıda, yeni yeni sermaye yatırım ve kazanç alanları açmaktadır.” (1966, s. 30)

Nkrumahizm, milli kurtuluşçu sosyalizmin pratiğiydi. Eski bir teori değil, hareket eden, kendini güncelleyen bir teoriydi. Emperyalizmin yeni şekli yeni sömürgecilik üzerinde yaptığı çalışmalarla sadece Afrika üzerindeki sömürüyü değil, tüm ezilen, bağımlı ülkelerin üzerindeki tahakkümü ortaya çıkarıyordu. Nkrumah’ın çalışmaları Afrika ile sınırlı kalmayarak dünyada da büyük sesler getirdi. Öyle ki Nkrumah’ın “Yeni Sömürgecilik: Emperyalizmin Son Aşaması” adlı eseri ülkemizde, 68 kuşağı tarafından merakla okunmuş ve yapılan savunmaların temel kaynağı haline gelmiştir.

Nkrumahizm, Afrika için hala geçerli, yerli bir teori/pratik diyebiliriz. Kwame Nkrumah yaptıklarıyla her zaman örnek gösterildi ve kahraman olarak anıldı. Simon Bolivar, Mustafa Kemal Atatürk, Jose Marti dünya devrimcileri için hala bir kılavuzken, Nkrumah da Afrikalı devrimciler için hala kurtuluşun yol göstericisi!

Kwame Nkrumah’ın yaktığı ateş, Afrika’nın milli kurtuluşçu, birleşik Afrika hayaliyle yanıp tutuşan devrimcilerinde tüm engellere rağmen yanmaya devam etmektedir…

Kaynakça

Addo, Ebenezer Obiri (1997). Kwame Nkrumah: A Case Study of Religion and Politics in Ghana, University Press of America.

Anthony, S. (1969), The State of Ghana, African Affairs.

Camara, N. (2016), Frantz Fanon’un Perspektifinden Kwame Nkrumah’ın Gana’sında Postkolonyal Devlet ve Liderlik, (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi).

Mazrui, A. (1997), “Nkrumah, the Leninist Csar”.

Miescher, S., “Nkrumah’s Baby”: The Akosombo Dam and the Dream of Development in Ghana, 1952–1966.

Nkrumah, K. (1966). Yeni Sömürgecilik: Emperyalizmin Son Aşaması, İstanbul, Gerçek Yayınevi.

Nkrumah, K. (2001), Revolutionary Path, London, Panaf Press.

Rooney, D. (1988), Kwame Nkrumah: The Political Kingdom in the Third World. St. Martin’s Press.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir