16/12/19

Eric Hobsbawn – Feodalizmden Kapitalizme Geçiş

feodalizmden-kapitalizme-gecis

Marx’ın “Politik Ekonomi’nin Eleştirisi“nin önsözünde saymış olduğu çeşitli tarihsel gelişme aşamaları —“Asya ti­pi, antik, feodal ve modem burjuva” üretim tarzları— için­den, feodal ve kapitalist ciddi bir sorgulamaya tabi tutul­madan kabul edilmiş; diğer ikisininse varlığı ya da evrensel­liği ya sorgulanmış, ya da yadsınmıştır.

  1. İlk önerme feodalizmin evrenselliği üzerinedir. Joan Simon’in Marxism Today’in Haziran 1902 sayısında belirt­miş olduğu gibi, konu üzerine derginin ve Komünist Parti Tarih Grubu’nun örgütlemiş oldukları tartışmayı özetler­sek, son yıllarda Marksist tartışmanın genel akışı “feoda­lizmin ufuklarını daha önce ilkel-komünal, Asya tipi vs. olarak sınıflanmış toplumsal biçimleri içerecek şekilde ge­nişletme eğiliminde olmuştur.

“Uygulamada bu, ‘feodalizm’in bir tür miras alınmış kalıntı olarak şimdi geniş bir alana yayıldığı —ilkel toplumlardan, kimi toplumlarda bu yüzyıllarda gerçekleşmiş olan kapitalizmin zaferine ve Çin’den Batı Afrika’ya hatta Mek­sika’ya kadar— anlamına gelir.” (Marxism Today, 1962, 184)

“Feodalizm”in bugün kabul edilen geniş boyutlarının doğru olduğuna katılmaksızın da, onun son derece yayıl­mış bir toplumsal oluşum olduğu açıktır. Feodalizmin ke­sin biçiminin kayda değer şekilde farklılaştığı doğrudur. Tamamen gelişmiş Avrupa uyarlamasına en yakın paralel, kuşkusuz Japonya’da bulunabilir —benzerlikler çarpıcı­dır— öte yandan diğer alanlarda paralellikler daha az ya­kındır, hatta bazılarında feodal ögeler, epey farklı kurul­muş bir toplumun ancak bir parçasını oluştururlar.

  1. Şimdi, bu koşullar altında feodalizmin kapitalizme geçiş için evrensel bir eğilim gösterdiğinden söz edip edemeyeceğimiz epey şüphe götürür. Aslında bu eğilimi yal­nızca dünyanın bir tek bölgesinde, Batı Avrupa’da ve Ak­deniz bölgesinin bir kısmında gösterdi. Diğer bazı bölge­lerde de (örneğin Japonya ve Hindistan’ın bazı kısımları) böyle bir evrimin, eğer tarihsel gelişmeleri batı kapitalizmi ve emperyalist güçlerin istilalarıyla engellenmiş olmasaydı, tümüyle iç güçler yoluyla sonunda tamamlanmış olup olma­yacağı tartışılabilir. Aynı zamanda, bu bölgelerde kapita­lizm eğilimlerinin ne kadar ileri gitmiş olabileceğini de tartışabiliriz. (Japonya’nın durumunda ilk sorunun yanıtı “evet” ve ikincisininki “epey ileri” olacaktır, ancak bu ko­nu üzerine uzman olmayan bir kişi görüşünü belirtirken te­reddüt payı bırakmalıdır.) Böyle bir gelişme eğiliminin her yerde olduğu, ancak bazı yerlerde ivmesinin fark edilemeyecek kadar yavaş olduğu da öne sürülebilir. Açıktır ki hiçbir Marksist, Avrupa’daki ekonomik gelişmeyi yaratan güçle­rin her yerde hüküm sürdüğünü, ancak değişik toplumsal ve tarihsel koşullarda her zaman aynı sonucu vermediğini yadsımayacaktır. Ancak feodalizmden geçişin, dünya ça­pında son derece eşitsiz bir gelişme gösterdiği olgusu da göz ardı edilemez. Kapitalizmin zaferi, bütünlüklü olarak dünyanın bir ve yalnızca bir tek bölgesinde gerçekleşti; bu bölge de dönüp geri kalan kısımları dönüştürdü. Bu nedenle ilk olarak bu geçişin niçin başka bir bölgede değil de, Akdeniz-Avrupa bölgesinde gerçekleştiğinin özel nedenleri­ni açıklamak zorundayız.
  2. Bu, sorunun tümüyle Avrupa açısından çözüleceği anlamına gelmez. Tam tersine, çeşitli can alıcı aşamalarda Avrupa ile dünyanın diğer bölgeleri arasındaki ilişkilerin belirleyici olmuş olduğu açıktır. Geniş anlamda Avrupa, tarihin büyük bir bölümünde, Doğu’da Çin’den, Güney As­ya yoluyla Yakın ve Orta Doğu’ya kadar uzanan uygarlık alanının en batı sınırındaki barbarlık bölgesiydi. (Japon­ya da uygarlık merkezlerine çok daha yakın olmasına kar­şın aynı bölgenin doğusunda benzer bir marjinal konum­dadır.) Avrupa tarihinin başlangıcında (Gordon Childe’ın göstermiş olduğu gibi) Yakın Doğu’yla girilen ekonomik ilişkiler önemliydi. Bu Avrupa feodal tarihi için de doğru­dur; burada da (çok daha gelişkin olmakla beraber) yeni barbar ekonomisi kendisini antik Elen-Roma İmparator­luklarının yıkıntıları üzerine inşa etti ve en gelişkin mer­kezleri, Doğu-Batı ticaretinin akış yolunun son durakları olan Akdeniz üzerinde (İtalya, Ren ovası) kuruldu. Aynı durum Avrupa kapitalizminin başlangıcında, Amerika-Asya, Afrika ve Doğu Avrupa’nın bazı kısımlarının istila edil­mesi ve kolonisel sömürüye uğratılmasının bu bölgede ser­mayenin ilkel birikimini ve sonuçtaki zaferini olası kılma­sında, daha da açıktır.
  3. Bu bölge de Akdeniz, orta ve batı Avrupa’nın bazı kısımların (ama hiç bir anlamda hepsini değil) kapsar.

Temel olarak 1939’dan itibaren süren arkeolojik ve ta­rihsel çalışmalar sayesinde, artık bu bölgenin ekonomik gelişiminin ana aşamalarını kurabilecek durumdayız. Bun­lar:

  1. Batı-Roma İmparatorluğu’nun yıkılışını takiben, feodal ekonominin yavaş evrimini ve belki de MS 10. yüzyıldaki ekonomik durgunluğu içeren gerileme dönemi (“Ka­ranlık Çağlar”).

B)Feodalizmin doruğunu biçimlendiren, MS 1000’den, 14. yüzyılın başlarına kadar süren son derece yaygın ve hız­lı ekonomik gelişme dönemi (“yüksek orta çağlar”). Bu dönemde; nüfusta, tarımsal ve imalat üretimi ile ticarette belirgin bir artış, kentlerin örtük rekabeti, kültürün müthiş patlayışı ve batı feodal ekonomisinin Müslümanlara karşı giriştiği “haçlı seferleri”, göçler, kolonileştirme ve diğer ülkelerde ticaret limanları kuruluşu biçiminde çarpıcı gelişmeler görüldü.

C)14. ve 15. yüzyıllarda, büyük ölçekli feodal tarım, imalat ve uluslararası ticaretin çöküşü; nüfus azalması; toplumsal devrim girişimi ve ideolojik krizle damgalanan, önemli bir “feodal kriz”.

D)15. yüzyıl ortalarından 17. yüzyıl ortalarına kadar, ilk defa feodal toplumun üstyapısı ve temelinde kırılma işaretleri gösteren (reformasyon, Hollanda’da burjuva devriminin öğeleri) ve Avrupalı tüccar ve fatihlerin Amerika ve Hint Okyanusuna ilk açık girişleriyle damgalanan, bir ya­yılmanın yenilenmesi dönemi. Bu, Marx’ın kapitalist çağın başlangıcı olarak işaretlediği dönemdir. (Kapital I, Do­na Torr der, s. 739)

E)Diğer bir kriz, yerleşme ya da gerileme dönemi, ”17. yüzyıl krizi”, burjuva toplumunun ilk açık patlayışı olan İngiliz Devrimi ile çakışır. Bu dönemi, tazelenmiş ve artarak genelleşen ekonomik yayılma dönemi izler.

F)Kapitalist toplumun hepsi de 18. yüzyılın son 15 yı­lında gerçekleşen, hemen hemen eş zamanlı İngiltere’deki Endüstri Devrimi, Amerikan ve Fransız Devrimleri ile ger­çekleşen kesin zaferi.

Doğu Avrupa’nın ekonomik gelişimiyse biraz daha de­ğişiktir. Kabaca A) ve B) dönemleriyle karşılaştırmak mümkünse de, Asya halklarının (Moğollar, Türkler) geniş bölgeleri istila etmesiyle bir kesinti görülür. D) ve E) dönemlerinde ise bölgedeki bazı kısımlar, gelişen batı ka­pitalizmi bölgelerine yan-koloni olarak bağımlı kılınır ve yeniden feodalleşme sürecine girerler.

  1. O halde feodalizmden kapitalizme geçiş, uzun ve hiçbir anlamda tekdüze olmayan bir süreçtir. En az beş ya da altı evre içerir. Bu geçiş üzerine tartışmalar; genellikle feodalizmin çöküşünün ilk açık işaretleri (C dönemi, 14. yüzyıldaki feodal kriz)* ile, 18. yüzyıl sonlarında kapita­lizmin kesin zaferi arasındaki yüzyılların özelliği üstüne dönüyor. Bu aşamaların hepsi güçlü kapitalist gelişme öğe­leri içeriyorlar — örneğin B) döneminde İtalyan ve Flaman tekstil imalatçılarının, feodal kriz sırasında çöken, çarpıcı yükselişleri. Öte yandan, kimse, kapitalizmin 10. yüzyıldan önce hüküm sürdüğünü ya da feodalizmin 18. yüzyıl sonla­rından sonra sürdüğünü ciddi bir şekilde iddia etmiyor. Ne var ki 1800’den önceki 1000 yıl içinde ekonomik evrimin, sürekli aynı yönde ilerlemiş olduğu düşünülemez. Ne her yerde, ne de aynı zamanda. Kendi alanında önderlik ettik­ten sonra geride kalan bölgeler vardır (örneğin İtalya). Devrimlerinin yönünü bir zaman için değiştiren bölgeler vardır. Bu da yine tekdüze bir biçimde olmamıştır. Her ana krizde daha önce “önder” olan ülkeler geriye düşmüş ve yerlerini İngiltere gibi, daha önce geri olan fakat potansiyel olarak daha ilerici ülkeler almıştır. Ancak her aşamanın, hatta ekonomik gerileme dönemi gibi gözükenlerin bile, kendi açılarından kapitalizmin zaferini yaklaştırdıkların­dan şüphe edilemez.
  2. Eğer durum böyleyse, feodal toplumun bu özel biçi­minde, onu her zaman kapitalizmin zaferine doğru iten temel bir iç çelişkinin bulunması mümkündür. Bu çelişkinin doğası henüz tatminkar bir biçimde açıklanmamıştır. Öte yandan, böyle bir gelişmeye direnen güçlerin varlığı da, daha zayıf da olsalar göz ardı edilemez. Çünkü feodalizm­den kapitalizme geçiş, feodalizm içindeki kapitalist ögelerin feodal kabuğu patlatıncaya kadar güçlenmesiyle açıklana­bilecek kadar basit bir süreç değildir. Feodal krizin, (14 ve muhtemelen 17. yüzyıllarda olduğu gibi) aynı zamanda bur­juva gelişmesinin en ileri parçalarını da içinde taşıdığı ve bu nedenle görünürde bir gerileme ürettiği olgusuna sık sık rastlanır. İlerleme ise kuşkusuz devam eder ya da başka bir yerde, örneğin İngiltere’de olduğu gibi, daha geri bölgelerde sürer. Ancak (örneğin) 14. yüzyıl krizinin ilginç yanı, yalnızca büyük ölçekli feodal malikâne ziraatının çöküşü değil; kapitalist işverenleri, proleter ücretli işçileri ve neredeyse endüstrileşmenin kıyılarına gelmiş olan örgüt­lenmesiyle, İtalyan ve Flaman tekstil endüstrilerinin çö­küşüdür. İngiltere ilerler; oysa çok daha büyük olan İtalya ve Flanders hiç düzelemezler ve toplam endüstriyel üretim­leri zaman içinde yok olur. Doğal olarak kapitalizmin gü­cünün yükseldiği, ama zaman zaman feodal kabuğu patla­tıp çıkamadığı; hatta bazen feodal krizle bağıntılı olduğu böylesi bir dönemi, dural terimlerle tanımlamak oldukça güçtür. Feodalizmin ilk genel hızıyla, kapitalizmin çok daha sonraki sorgulanmayan zaferi arasındaki devre üzerine ya­pılan Marksist tartışmanın çoğunun tatminkâr olmayan ni­teliği, bu zorluğu yansıtır.
  3. Feodalizmin, kapitalizm tarafından yavaş yavaş ele geçirildiği tablosu, kapitalist gelişmenin “anavatanı” dışında ne kadar geçerlidir? Pek az ölçüde. 16. yüzyıldan sonra, belki de Hindistan’daki tekstil imalathanelerinin cesaretlendirici etkisiyle, dünya pazarının gelişiminin itici gücü sayesinde görece bir gelişmenin çeşitli izleri görü­lebilir. Ancak bunlar karşıt eğilim tarafından, yani Avrupa güçleriyle ilişkiye giren ve etkisi altındaki bölgeleri, Batıya bağımlı ekonomiler ve koloniler haline getiren eğilim tarafından başlatılmışlardır. Aslında Amerika kıt’asının büyük bölümleri Avrupa kapitalizminin ihtiyaçlarına hiz­met edebilmek için köle ekonomilerine çevrilmiş ve Afri­ka’nın büyük bölümleri de köle ticareti yoluyla geri bırakılmıştı; aynı nedenlerle doğu Avrupa’nın geniş bölgeleri yeni-feodal ekonomilere döndürülmüştü. Hatta Avrupa ka­pitalizminin, yükselişinin, şurada burada ticari çiftçilik ve imalatın gelişimi için oluşturmuş olabileceği geçici ve hafif dürtü bile; koloni ve yan-koloniler, ev üretimiyle rekabete giriştikleri anda veya hatta (Hindistan’daki gibi) İngiltere’den ithal edilenlere dayanmak yerine kendi pazar­larını kurmaya teşebbüs ettikleri anda kasıtlı endüstrisizleştirilmeleriyle, yanda kesildi. Bu yüzden Avrupa kapi­talizminin yükselişinin açık etkisi, eşitsiz gelişmeyi kuvvet­lendirmek ve dünyayı daha da keskin iki bölgeye bölmek oldu; “gelişmiş” ve “az gelişmiş” ülkeler ya da bir başka deyişle sömürenler ve sömürülenler. 18. yüzyıl sonlarında kapitalizmin zaferi bu gelişmeye mühür vurdu. Kapitalizm, bir yandan kuşkusuz her yerde ekonomik dönüşümün tarihsel koşullarını sağlarken; gerçekte kapitalist gelişmenin ilk çekirdeğine ya da yakın komşularına dâhil olmayan ülkeler için, bu dönüşümü eskisinden de zor kıldı. Yalnızca 1917’deki Rus Devrimi dünya çapındaki bir gerçek ekono­mik büyüme ve bütün halklar için dengeli gelişmenin yol­larını ve yöntemlerini sağladı.

*Kriz, İlk kez 1930’larda ciddi anlamda ilgi çekti. Buna İlişkin Mark­sist tartışmalar M. Dobb’un Studres in The Development of Capitalism’inde (1946); R.H. Hilton’un Annales’inde ESC., 1951, 23-50 (Fransızca). F. Graus’un The first crisis of feudalism’inde (Almanca ve çek dilinde, 1953­-1955); M. Malowist’in (Lehçe, 1953, 1954) ve E.A. Kosmmsky’nin «Feudal rent in England’ında Past and Present, 7, 1955) bulunabilir.

 

Kaynak: Feodalizmden Kapitalizme Geçiş, Metis Yayınları, 3.Baskı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir