14/10/19

Ernesto Che Guevara – Fidel’e Veda Mektubu

che

Guevara 14 Mart 1965’te Küba’ya dönmüş olmasına karşın, kamusal görevlerde bulunmayışı kısa sürede yorumlara yol açtı ve aylar ilerledikçe, uluslararası bir muammaya dönüştü. Nihayet, 3 Ekim’de Küba Komünist Partisi’nin yeni kurulan Merkez Komitesi’nin kamuya sunulduğu, televizyondan yayınlanan tören sırasında, Castro, yanında Guevara’nın eşi ve çocuklarıyla, aşağıdaki mektubu okudu. Castro, mektubun kendisine Nisan ayında verildiğini ve Guevara’nın içeriğinin açıklanmasının zamanlamasını kendisine bıraktığını açıkladı. Mektubun açıklanmasını, Guevara’nın güvenliğine ilişkin kaygılan nedeniyle bu denli geciktirmişti ve aynı nedenden dolayı, nerede olduğunu açıklayamayacaktı.

Şu sırada pek çok şeyi anımsıyorum -seninle Marfa Antonia’nın evinde karşılaşmamızı, gelmemi önermeni, hazırlıklar sırasındaki tüm gerilimleri…

Bir keresinde ölüm durumunda kime haber verilmesi gerektiğini sormuşlardı ve bu gerçek olasılık, hepimizi etkilemişti. Sonradan doğru olduğunu anladık; devrimde insan ya kazanıyor ya da ölüyordu (tabii gerçek bir devrimde). Zafere giden yolda pek çok yoldaşımız düştü.

Bugün her şey daha az dramatik, çünkü bizler daha olgunlaştık. Ama olgu tekrarlanıyor. Görevimin beni topraklarında Küba Devrimine bağlayan kısmını tamamladığımı hissediyorum ve sana, yoldaşlara, benim de halkım olan halkına veda ediyorum.

Partinin ulusal önderliğindeki görevimden, bakanlık görevinden, binbaşılık rütbesinden ve Küba yurttaşlığından resmen ayrılıyorum. Küba’yla hiçbir yasal bağım kalmıyor. Kalan bağlar ise, başka bir nitelikte -istifayla kopartılamayacak cinsten-.

Yaşamımı anımsarken, devrimin zaferini sağlamlaştırmak için yeterince onur ve adanmışlıkla çalıştığıma inanıyorum. Tek ciddi hatam, sana Sierra Maestra’daki ilk günlerden itibaren daha fazla güvenmemiş olmam, bir önder ve bir devrimci olarak vasıflarını yeterince çabuk anlayamamam.

Harika günler yaşadım ve yanında, Karayip krizinin parlak, ama hüzünlü günlerinde halkımıza ait olmanın gururunu duyumsadım.

O günlerde pek az devlet adamı senin kadar parlaktı. Duraksamasız seni izlemiş olmaktan, senin düşünme ve tehlikelerle ilkeleri görüp değerlendirme tarzınla özdeşleşmekten de gurur duyuyorum.

Bunu sevinçle hüznün birbirine karıştığı karma duygularla yaptığımın bilinmesini isterim. Bir kurucu olarak umutlarımın en safını, sevdiklerimin en sevgilisini burada bırakıyorum. Ve beni bir evlat olarak bağrına basmış bir halkı bırakıyorum. Bu beni derinden yaralıyor. Bana öğrettiğin inancı, halkımın devrimci ruhunu, görevlerin en kutsalını, nerede olursa olsun, emperyalizme karşı savaşma görevini tamamlamış olma duygusunu yeni muharebe alanlarına taşıyorum. Bu beni rahatlatıyor ve en derin yaralarımı sağaltıyor.

Küba’yı, kendi örneğinden kaynaklananlar dışında her türlü sorumluluktan bağışık tuttuğumu bir kez daha belirteyim. Son saatim beni başka göklerin altında yakalarsa, son düşüncem bu halk ve sen olacaksınız. Ve öğrettiklerin, örneğin için sana müteşekkirim ve eylemlerimin nihai sonucuna dek onlara sadık olmaya çalışacağım.

Her zaman devrimimizin dış politikasıyla özdeşleştirildim ve bunu sürdüreceğim. Nerede olursam olayım, Kübalı bir devrimci olmanın sorumluluğunu taşıyacağım ve buna uygun davranacağım. Karıma ve çocuklarıma maddi hiçbir şey bırakamadığım için üzgün değilim. Bunun böyle olmasından mutluyum. Onlar için hiçbir şey istemiyorum, çünkü devletin onların masraflarını ve eğitimlerini yeterince karşılayacağını biliyorum.

Sana ve halkımıza çok şey söylemek isterdim, ama bunun gerekli olmadığını hissediyorum. İfade etmek istediklerim, sözcüklere sığmıyor ve cümlelerle oynamaya değmeyeceğini düşünüyorum.

Her zaman zafere kadar! Vatan ya da Ölüm!

Tüm devrimci coşkumla kucaklıyorum seni.

Che

Kaynakça

Özbudun, S. (2008). Latin Amerika’da İsyanın Tarihi. Ankara: Ütopya Yayınevi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir