14/10/19

Fidel Castro – Birinci Havana Deklarasyonu

fidel-castro-birinci-havana-deklarasyonu

Amerika’nın özgür bir toprağı olan Küba’da, ege­menlik üzerinde değişmez hakkını fiilen kullanan ve se­çim hakkını doğrudan doğruya ve açık bir şekilde kulla­nan halk Jose Marti’nin heykeli etrafında millî bir meclis halinde toplanmış bulunmaktadır. Kendini ayni zamanda Bizim Amerika halklarının da tercümanı Küba halkının millî meclisi kendi adına aşağıdaki noktaları açıklar:

1-Meclis millî kendi kaderini tayin etme hakkına, kıt’anın kardeş milletlerinin egemenlik ve haysiyetine te­cavüz eden Amerikan emperyalizmi tarafından dikte et­tirilmiş “San Jose de Costa Rica” adındaki Deklarasyon’u açık bir şekilde ve bütün yönleri ile mahkûm eder.

2-Meclis aynı zamanda Amerikan emperyalizmi­nin, yüz yıldan fazla bir süredir Latin Amerika ülkeleri­nin kendi işleri üzerinde uyguladığı açık ve caniyane mü­dahaleleri de enerjik bir şekilde mahkûm eder. Bu ülke­ler defalarca kendi topraklarının Meksika’da, Nikara­gua’da, Haiti’de, Dominik ya da Küba’da istila edildiğini görmüşlerdir. Yankee emperyalistleri yırtıcılıklarının etkisi ile Teksas gibi geniş zengin bölgeleri, Panama Kanalı gibi esas bakımından stratejik değerde olan merkezleri ele geçirmiş, Porto Rico gibi tüm ülkeleri işgal etmişler­dir ve nihayet (Amerikan) deniz piyadesi kadınlarımızla kızlarımızla utanılacak bir davranışta bulunmuş ve Küba tarihinin en temiz sembolü olan Jose Marti’nin resimle­rine saldırmakta tereddüt etmemiştir.

Askeri üstünlüğün desteğini gören, aslanca anlaş­malara dayanan ve hain hükümetlerin sefil itaatinden yardım gören bu müdahaleler Bizim Amerika (ki bu Amerika’yı Bolivar’lar, Hidalgo’lar, Juarez’ler, San Mar- tin’ler, O’Higgins’ler, Sucreler, Tiradentes ve Marti’ler özgür görmek istiyorlardı)’yı Birleşik Devletler’in malî ve politik imparatorluğu tarafından elde tutulup sömürü­len bir av haline sokmuşlardır; sonra, şu son zamanlarda, içinde Latin Amerika ülkelerinin, Marti’nin dediği gibi “bizden nefret eden hareketli ve kaba olan Kuzeyli Ağa­beylerini kurbanlık koyunlar gibi izledikleri milletler­arası örgütlerin toplantılarında bir oy deposu olmuş.

Bu durumda halkın Millî Meclisi, Latin Amerika ül­kelerini temsil eden hükümler tarafından resmen bu sü­rekli ve tarih bakımından inkâr kabul etmez müdahale­nin kabulünü halklarının bağımsızlık idealine ihanet etmek, egemenliklerini alaya alır bir anlam taşımak ve ül­kelerimiz arasında gerçek bir dayanışmayı önlemek şek­linde kabul eder.

3-Halkın Millî Meclisi, Jose Marti’nin önceden gör­müş olduğu üzere, gözü doymaz emperyalistlerin “ege­menliğini Amerika’ya yaymak ve yine Jose Marti tarafın­dan belirtildiği gibi böylece borçlar, kanallar ve demir-­yolları zehiri”ni ona daha iyi aşılamak yolunda bugüne kadar yararlanılan Monroe Doktrini’nin muhafazası ile ilgili çabaları reddeder; bunun içindir ki Amerikan mono­pollerinin hegemonya isteği ile Washington önünde diz çökmüş hükümetlere yankee tarafından el konuluşunu kötü bir şekilde kamufle eden sahte pan-amerikanizm karşısında, Küba halkının Meclisi Marti ile Benito Juarez’ de yankısını bulan kurtarıcı latino-amerikanizmi öne sür­mektedir. Ve Birleşik Devletler halkınca, o linç edilen zenci, zulüm gören entelektüel, gangsterlerin yönetimini kabul etmek zorunda kalan işçilerden ibaret halka dost­luğunu sunarak, “yalnız bir kısmı ile değil, bütün dünya ile el ele yürüme isteğini açıklamaktadır.”

4-Halkın Millî Meclisi, Sovyetler Birliği tarafından kendiliğinden Küba’ya yapılan yardımdan dolayı, ülke­mizin emperyalist askerî kuvvetler tarafından hücuma uğrayacağı iddiası üzerine, bu hareketi bir müdahale ola­rak kabul edilemeyip, aksine büyük bir açıklıkla bir da­yanışma jesti teşkil ettiğini açıklar. Pentagon’un eli ku­lağında olan bir saldırısına karşı Küba’ya yapılan bu yar­dım, Küba’ya karşı alçakça ve caniyane saldırılar ne ka­dar Birleşik Devletler hükümetinin şerefini düşürüyorsa, Sovyetler Birliği hükümetini de o derece şereflendirmektedir. Sonuç olarak halkın Genel Meclisi bu yardımı kabul ve Amerika ile dünya karşısında, topraklarının Bir­leşik Devletler askerî kuvvetleri tarafından istila edilmesi halinde füzeleri ile Küba’yı destekleme yolundaki vaadin­den dolayı Sovyetler Birliği’ne karşı şükranını ifade eder.

5-Küba halkının Millî Meclisi “kıt’anın birliğini sarsmak ve kürenin birliğini tehlikeye sokmak için Küba’nın ekonomik, politik ve sosyal durumundan yarar­lanmak” yolunda Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuri­yeti tarafından herhangi bir iddianın öne sürüldüğünü kesinlikle reddeder.

Küba halkı zulüm yönetimini yıkmak ve devrimci ik­tidarı ele almak için yapılan savaşta atılan birinciden son kurşuna, ölen yirmi bin kişide birincisinden sonuncusuna, devrim kanununun başından sonuna, Devrim’in ilk hareketinden son hareketine kadar bütün ka­rarlarını kesin bir serbestlikle kendi kendine almıştır. Bu durumda emperyalizmin Amerika’da işlediği suç ve hak­sızlıklara Küba’nın haklı bir cevabı olan bir Devrim’den dolayı, Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti’ni so­rumlulukla suçlamak imkânsızdır. Aksine olarak Halk Meclisi’nin yanın kürede ve dünyada asıl barış ve güven­liğini tehlikeye sokan şey, Birleşik Devletler Hükümeti ta­rafından ortaya çıkarılıp diğer Latin Amerika Hükümet­lerine zorla kabul ettirilen Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyetine karşı güdülen tecrit ve düşmanlık politi­kasıdır. Tıpkı, altı yüz milyonluk bir milletin hemen he­men tümünü temsil ettiği halde, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler’e girmesine karşı sürdürülen sis­temli muhalefet gibi.

Sonuç olarak Küba halkının Millî Meclisi dünyanın bütün halklarına karşı dostluk politikasını tasdik eder, bütün sosyalist ülkelerle diplomatik ilişkiler kurma ni­yetini tekrar açıklar ve şu andan itibaren egemen ve öz­gür iradesini kullanarak Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti’ne, iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulması ve bunun sonucu olarak bugüne kadar Küba tarafından Yedinci Amerikan Filosu’nun gemileri tarafından Formaza’da muhafaza edilen kukla rejimi ile ilişkilerinin kesil­miş olduğunu bildirir.

6-Halkın Millî Meclisi —bu konuda Latin Amerika halkları tarafından bölüşülen bir görüşü belirtmekten emin olarak— demokrasinin malî oligarşi, ırk ayrımı ve Ku-Klux-Klan’ın aşırılıkları, Oppenheimer gibi bilginlere baskı yapılması, kendi yurdunda bir esir hayatı yaşayan Paul Robeson’un harikulade sesini dinlemeyi yıllardan beri dünyaya yasaklayan, bütün dünyanın dehşet ve protestoları arasında ve çeşitli ülkelerin yöneticiler ile Papa XII’nci I’nin merhamet çağrısına rağmen Rosenbergler çifti­ni elektrikli sandalyeye götüren tedbirlerle uyuşmadığını bir daha açıklar.

Halk Millî Meclisi Kübalıların, demokrasinin sırf, hemen her zaman sabit ve büyük mülk sahipleri ile profes­yonel politikacılar tarafından kullanılan bir seçimi değil, daha çok vatandaşlar için, şu anda Halk Meclisi’nin yap­tığı gibi kendi kaderleri hakkındaki kararı kendilerinin vermesini hedef tuttuğuna inandığını bildirir.

Aslında demokrasi Latin Amerika’da, ancak halklar gerçekten serbest seçim yapabilecekleri, mütevazı kişile­rin açlık, sosyal adaletsizlik, cehalet ve adlî baskı sistem­leri tarafından en iğrenç güçsüzlüğe düşürülmeyeceği gün var olacaktır.

Bunun içindir ki Küba Halkı’nın Millî Meclisi şu noktaları mahkûm eder:

—köylü için sefalet kaynağı ve hem geriye doğru gidici, hem de gayri insanî olan büyük toprak mülkiyetini,

—açlık doğuran ücretleri, kalleş ve imtiyazlı çıkarlar tara­fından insan çalışmasının haksızca sömürülmesini,

—cehaleti, öğretmensizliği, okulsuzluğu, doktorsuzluk ve hastanesizliği, Amerika ülkelerini karakterize eden ihtiyarların korunmadan yoksun oluşunu,

—Zenci ile Kızıl Deriliye karşı uygulanan ırk ayrımını, —kadının erkekle eşit olmamasını ve sömürülmesini,

—halklarımızı sefalet içinde tutan, onların demokratik şekilde gelişmesini ve egemenliklerine tam olarak sa­hip bulunmalarını önleyen politik ve askerî oligarşileri, —ülkelerimizin tabiî zenginliklerini yabancı monopollere bırakan imtiyazları, halk çıkarlarının terki ve onlara ihanet edilme politikasını,

—Washington’un emirleri karşısında eğilmek için kendi halklarının sesini duymayan hükümetleri,

—oligarşilere bağlı ve baskıcı emperyalizm politikası ta­rafından ele geçirilen yayın organlarının sistemli bir şekilde içine düştükleri aldatmacayı,

—Amerikan ve Washington tröstlerinin gerçek aletleri o­lan Amerikan basın ajanslarının elindeki haber alma monopolünü,

—her ülkenin işçi, köylü, entelektüel ve büyük kitlelerin örgütlenip sosyal ve millî istekleri uğruna mücadele et­melerini engelleyen baskı kanunlarını,

—zenginliklerimizi sürekli olarak yağma eden, işçi ve köylülerimizi sömüren, tasarruflarımızın kanını emen, onları geri bir durumda tutan ve Latin Amerika’nın po­litikasını kendi amaç ve çıkarlarına tabi kılan emperya­list monopol ve teşebbüsleri.

Nihayet Küba Halkı’nın Millî Meclisi insanların, in­sanlar ve geri kalmış ülkelerin emperyalist mali sermaye tarafından sömürülmesini mahkûm eder.

Sonuç olarak Küba Halkı’nın Millî Meclisi Amerika karşısında şunları talep eder:

—köylünün toprak ve işçinin, çalışmasının meyvesini al­ma hakkı,

—öğrencilerin serbest, tecrübe ve bilime dayanan öğre­nim hakkı,

—çocukların öğrenim, gençlerin çalışma hakkı,

—Zenciler ile Kızıl Derililerin tam insan haysiyetine sa­hip olma hakkı,

—kadının medeni, sosyal ve politik alanda eşit olma hakkı,

—ihtiyarların güvenli bir hayat sonuna sahip olma hakkı,

—entelektüel, sanatçı ve bilginlerin, eserleri ile daha iyi bir dünya için mücadele hakkı,

—millî zenginlik ve kaynaklan tekrar ele geçirmek için emperyalist monopolleri, devletlerin millîleştirme hakkı,

—ülkelerin dünyadaki bütün halklarla serbest ticaret yap- malan hakkı,

—milletlerin tam egemenlik hakkı,

—halkların, kendi haklarını ve geleceklerini kendilerinin savunabilmeleri için kışlaları okula çevirme, köylüleri, işçileri, entelektüelleri, öğrencileri, zencileri, kızıl de­rilileri, kadınları, gençleri, ihtiyarlan, bütün ezilenlerle sömürülenleri teçhiz etme hakkı,

7-Küba Halkı’nın Millî Meclisi, ekonomik, politik ve sosyal istekleri uğruna mücadele etmeleri için işçileri, köylüleri, öğrencileri, entelektüelleri, Zencileri, Kızıl Derililer’i, gençleri, kadınları ve ihtiyarlan görevlendirir; ezilen ve sömürülen milletlerin kendi özgürlüklerini elde etme amacı ile mücadele etmeleri görevini, bulundukları kıta hangisi ve aradaki uzaklık ne olursa olsun bütün ezi­len, sömürgeleştirilmiş, sömürülen ya da herhangi bir te­cavüzün kurbanı olan bütün halkları desteklemeyi her halk için görev olarak tanır. Dünyanın bütün halkları kar­deştirler!

8- Küba Halkı’nın Millî Meclisi Latin Amerika’nın çok yakın bir zamanda birleşik, başarılı, ekonomilerini Amerikan emperyalizminin eline teslim edilmiş bir av ha­line sokan ve iyice şartlandırılmış bakanların utanç vere­cek tarzda despot efendileri ile bir koro teşkil ettikleri mil­letlerarası toplantılarda seslerini gerçekten duyurmaları­na engel olan bağlardan kurtulmuş bir halde yürümeğe başlayacağına inanmaktadır. Bu amacın gerçekleşmesi için, her birinin serbest iradesi ve hepsinin birden isteği üzerine kurulmuş gerçek bir dayanışmayı kurma imkânını ülkelerimize sağlayacak olan ortak Latin – Amerika ka­deri yolundaki çalışma azmini yeniden açıklar. Bu kurtulmuş Latin Amerika için yapılan mücadelede, temsil görev­lerini zorbalıkla ele geçiren köleleşmiş seslerin ortasında şimdi, halkların karşı konmaz bir güçteki temiz sesi yük­selmektedir. Bu ses kömür ve kalay madeni ocaklarının içinden, fabrikalardan, şeker tasfiyehanelerinden, Zapata (1) ile Sandino (2)’nun varisleri olan roto’lar (3), cholo’lar, jibaro’ların özgürlük kollarını havaya kaldır­dıkları feodal topraklardan yükselen sestir; bu ses öğren­cilerimizin, kadınlarımızın, çocuklarımızın ve bilge ihtiyarlarımızın sesidir; bu ses şairlerimizle romancılarımız­da yankılanan sestir.

Küba Halkı’nın Meclisi bu kardeş sesine karşılık ve­riyor: Evet! Küba batmayacaktır!

Küba bugün Latin Amerika’nın ve dünyanın karşı­sında tarihi yeminini yaparak vaatlerinde sadık kalmayı taahhüt etmektedir. Ya Vatan, ya ölüm!

Notlar:

  1. Emiliano Zapata, Meksika Devrim liderlerinden biridir.
  2. Cesar Sandino: NikaragualI bir gerillacı lider. 1934’e kadar işgal kuvveti olan Amerikan deniz piyadeleri (marines) ne karşı çok çetin savaşlar vermiştir. 1934’de Amerikan birlikleri Nikaragua’­dan çekildi, fakat aynı yıl Sandino da öldürüldü.
  3. Küba’nın fakir köylülerine “guajiro’lar” adı verildiği gibi, bunla­ra Şili’de “roto’lar”, Bolivya ve Peru’da “Cholo’lar, Arjantin’de “goşo’lar” ve Puerto-Rico’da “jibaro’lar” adı verilir. (Ç ).

Kaynak: Fidel Castro – Ya Vatan Ya Ölüm, Oda Yayınları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir