19/11/19

Ho Şi Minh – Ekim Devrimi ve Doğu Halklarının Kurtuluşu

ho chi minh ekim devrimi

(Ekim Devriminin 40. Yıldönümü Dolayısı ile S.S.C.B.’nin Ulusal Siyasal Yayınevi için yazılmış bir makaleden özet, 1957)

Gölgeleri sürüp uzaklaştırarak doğan güneş gibi, Ekim Devrimi insanlık tarihini yeni bir şafakla aydınlattı.

Rus proletaryası, kırk yıl önce, Leninist Partinin önderliği altında, çalışan köylülerle sıkıca birleşmiş olarak, kapitalistlerin ve toprak ağalarının iktidarını devirdi. Sovyet Devleti — proletarya diktatörlüğü — halka gerçek bir demokrasi getirerek, dayanıklı, yenilmez bir güçte olduğunu ortaya koydu.

Ekim Devrimi, emekçi kitlelerin devrimci güçlerinin zaferi oldu; emekçi kitlelerin yaratıcılığını açıkça gösteren koşulları yaratan son derece şiddetli bir ayaklanma oldu. Ekim Devrimi’nin zaferi, Marksizm- Leninizm’in doğruluğunu tasdik etti; Marksist – Leninist ilkelere büyük bağlılık temeline dayalı olarak işçi sınıfının toplumsal hayatta yeni zaferlerine yol açtı. İşçi sınıfının Partisi, Leninist Partinin açık görüşlülüğü ve kahramanlığı sayesinde, Ekim Devrimi zaferi kazandı, insanlık tarihinde yeni bir çağ ve devrimci Rus Proletarya Partisi tarafından katedilen uzun ve şerefli bir yolda yeni bir dönem açtı.

Leninist Parti, Ekim Devriminin başarısı sayesinde kendisine verilen büyük, anlamlı, tarihsel görevleri başarı ile yerine getirebildi. Eskiden ezilen halk şimdi kendi kaderinin efendisi oldu. Çarist imparatorluk dize getirildi; bu imparatorluk eskiden birçok ulusların hapishanesi ve aynı zamanda, bir avuç kozmopolit sermayedarın esiri idi. Halk artık oyuncak, köle ve rekabet eden emperyalistlerin yemliği olma durumundan kurtuldu.

Sovyetler Birliği ilerleme, demokrasi ve barışın en güçlü, en kudretli kalesidir. Onun yenilmez ve sürekli gelişen gücü ve tutarlı barış politikası, büyük küçük bütün ulusların bağımsızlığı için en sağlam garantidir. Sovyetler Birliği, silahların azaltılması için her zaman değerli çabalar göstermiş ve pratik öneriler yapmıştır. Bütün ulusları tehdit etmekte olan nükleer ve termonükleer silahlarla yapılan baskıya karşı, ısrarlı olarak mücadele etmiştir. Avrupa ve Asya’da barışı koruma amacı için kolektif güvenlik sistemleri kurulmasını birçok kereler diğer ülkelerden istemiştir. Barış içinde bir arada yaşamanın beş ilkesini her zaman tutmuş ve bu beş ilkeyi bütün dünyadaki ülkeler arasında Uluslararası iliş-kilerin esası yapmaya çalışmıştır.

Sovyetler Birliği, sürekli olarak, uluslararası dayanışmaya sadakat göstermekte, bütün ezilen ulusların kurtuluş savaşlarına sempati beslemekte ve destek olmaktadır. Devlet ve toplumsal rejimleri ne olursa olsun, bütün Doğu ülkeleri Sovyetler Birliği’ne, onun barış politikası ve proleter enternasyonalizmine derin şükran duygusu duymaktadırlar. Bu politikalar, Doğunun halklarına büyük sosyalist ideolojiye gittikçe büyüyen bir güven vermektedir.

Ekim Devrimi ile oluşturulan iktidar, uluslararasında gerçek özgürlük ve dostluğa örnek olmuştur.

Daha 1913’te Lenin şöyle der: “Asya’nın her yerinde güçlü bir demokratik hareket gelişmekte, yayılmakta ve sağlamlaşmaktadır. Oralarda burjuvazi, hala gericilere karşı savaşta halkın yanını tutmaktadır. Yüz milyonlarca halk hayata, ışığa ve özgürlüğe kavuşmaktadır… Bütün genç Asya, yani Asya’daki yüz milyonlarca emekçi kitleleri kuvvetli bir müttefike sahiptir; bütün uygar ülkelerin proletaryası. Dünya üzerinde onun zaferini engelleyebilecek hiçbir kuvvet yoktur, bütün Asya ve Avrupa halklarını bu zafer kurtaracaktır.”

1919’da Doğu Komünistleri Kongresi’nde Lenin şöyle demiştir: “Burada daha önce bütün dünya komünistlerinin önünde olmayıp da sizin önünüzde yatan bir görev vardır: kendinizi komünizmin genel teorisi ve pratiğine dayandırarak, kendinizi Avrupa ülkelerinde olmayan özel koşullara uydurmada, köylülüğün temel kitleleri oluşturduğu, kapitalizme karşı değil de ortaçağ kalıntılarına karşı savaşma görevini yerine getirmek gerektiği şartlarda, bu teori ve pratiğin nasıl uygulanabileceğini öğrenmek. Ekim Devrimi, ortak düşmana -emperyalizme- çarpıcı darbesini indirmek suretiyle Doğu halklarına sonucu etkileyebilecek bir yardım getirdi; onlara bir zamanlar Çarlık tarafından ezilen ülkelerin kurtuluş mücadelelerinin örneğini verdi.”

Ekim Devrimi, bütün ulusların halkına kendi kaderlerini tayin etme hakkını ve bu hakkın yerine getirilmesi için pratik araçları getirdi. Lenin’in bütün ulusların ayrılma ve bağımsız devletler kurma hakkını tanımaya özel bir önem verdiği iyi bilinir. Buharin’in teorilerine karşı koyarak, Lenin, bu hakkın, 1919 Martında VIII. Kongre’de açıklanan Partinin Siyasal programına sokulması gerektiğini ısrarla istedi. Ekim Devrimi’nin Sovyet Birliği, bağımsız devletler kurmak için ayrılan Moğolistan ve Finlandiya’nın bağımsızlığını tanıdı. Doğal olarak, eskiden ezilen uluslar için ayrılma hakkı, halkın ezenleri devirdiği bir devletten ayrılma zorunluluğu olduğu anlamına gelmez. Tersine, özgür uluslar arasında tam eşit koşullar temeli üzerine kurulu, gönüllü bir ittifak koşullarını yaratır. Aralık 1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, bu temel üzerine kuruldu. Milliyetler arasında dostluk, karşılıklı güven ve iyi işbirliği üzerine kurulmuş büyük bir, çok-milletli, sosyalist devlet örneği.

Sovyetler Birliği’ndeki, eskiden Çar rejimince ezilen milliyetler, bugün, Rus halkının dostça yardımı sayesinde, görülmedik bir gelişim düzeyine ulaşmışlardır. Onlar, kendi kuruluşlarını kurmağa, kendi kültürlerini kendi dilleri ile geliştirip yükseltme yeteneğine sahiptirler. Bütün Sovyet yurttaşları, milliyet ve ırk farkı gözetilmeksizin tam eşitliği ve aynı özgürlükleri, yalnız kâğıt üstünde yazılı olarak değil, fakat fiilen garanti edilmiş olarak yaşamaktadırlar. Bu, tanınan özgürlüklerin kanunlarla garanti edildiği, fakat fiili toplumsal koşullarla geçersiz bırakıldığı en demokratik burjuva ülkelerinde bile bilinmeyen bir durumdur. Sovyet halkları tarafından yaşanan özgürlüklerin, sömürgeci zulmü altında yaşayan milyonlarca halkın yüreklerinde ateş yakmış olmasının nedeni budur. Emperyalist ülkelerdeki egemen çevreler, bir yandan o alaylı “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” masalını zindanlara ve işkence yerlerine kazarlarken, sömürge ve bağımlı halkların en temel özgürlüklerini boğmaktadırlar.

Bütün Sovyet milliyetleri, ateşli ve gerçek bir yurtseverlikle canlanmışlardır. Yurtseverlik, proleter enternasyonalizminden ayrılmaz.

Marksizm-Leninizm, titizlikle işleyerek, doğru ve tam bir anti-emperyalist ulusal devrim teorisi oluşturmuştur. Tekelci kapitalizm devri de, bir avuç sermayedar tarafından hükmedilen bir kaç büyük kuvvetin, tahakkümünü bağımlı ve yarı-bağımlı ülkeler üzerine uyguladığı bir devirdir; dolayısı ile, ezilen ülkelerin ve halkların kurtuluşu proleter devriminin bütünleyici bir parçası olmuştur.

Burada, ilk planda, ortak düşman üzerinde zafer kazanmak için, sömürge halkları ile emperyalist ülkelerin proletaryası arasında sıkı bir savaş ittifakı olanağı ve ihtiyacı kendini gösteriyor. Kapitalist ülkelerin işçilerinin devrimci mücadelesi, zalimlerin kalbine dolaysız darbeler vurarak ezilen hakların kendilerini kurtarmalarına yardım eder. Bu, Rusya’daki sömürücüler iktidarını devirmiş, Çarlık rejiminin ve Rus burjuva sınıfının ezici sömürge politikasını azimle ortadan kaldırmış olan Ekim Devrimi tarafından canlı olarak gösterilmiştir. Buna karşılık, sömürge ve yarı-sömürge halklarının devrimci mücadelesi, kapitalist ülkelerin proletaryasına, kendilerini kapitalizmin boyunduruğundan kurtarmak için egemen sınıflara karşı mücadelelerinde dolaysız olarak yardım eder. Anti-emperyalist mücadele birliği, bütün sömürge ve yarı-sömürge halklarını ve kapitalist ülkelerdeki proletaryayı kesin zafere götürür.

Bundan dolayı, ulusal soruna artık soyut ve dünyadan tecrit edilmiş bir görüş açısından bakılamaz. Marksizm-Leninizm göstermiştir ki emperyalizme karşı etkili olarak yöneltilmiş ulusal hareketler, genel devrimci mücadeleye sonu gelmez bir katkı yapar; ulusal davalar ve ulusal hareketler, tam anlamı ile dar görüşlü bir tarzda yerel, siyasal ve toplumsal niteliklerine göre değil, dünyadaki emperyalist kuvvetlere karşı oynadığı role göre değerlendirilmelidir. Marksizm-Leninizm, dünyada çok sayıda ulusların bir avuç emperyalist ülke tarafından ezilip sömürülmesini gizlemek için ulusların arasında soyut “eşitlik” vaazlarının ardına saklanan burjuva demokrasinin maskesini düşürmüştür. Marksizm-Leninizm, “ezilen sömürülen ve bağımlı uluslarla; ezen, sömüren ve egemen uluslar…” arasında açık bir ayırım yapmıştır.

Bu sorunları, Marksizm-Leninizm’in ve Sovyetler Birliği’nin bitmez tükenmez teorik ve pratik tecrübelerinin esasına göre, bilimsel bir yolla ele almak ve aynı zamanda bütün bağımlı ülkelerin özelliklerine dikkat etmek, Doğu ülkelerindeki ulusal kurtuluş hareketinin ve kurtuluş devrimlerindeki toplumsal kuvvetlerin örgütlenmesinin, gelişiminin devam ettirilmesi yolunda politik çizgileri öğrenmek için büyük bir önem taşır. Lenin, 1923’de bağımlı ülkeler konusunda şöyle yazmıştır: “Bizim Avrupalı et kafalılar, çok daha geniş nüfuslara, çok daha çeşitli toplumsal koşullara sahip Doğu ülkelerinde, bundan sonra olacak devrimlerin, hiç kuşkusuz, Rus devriminden daha da büyük özellikler göstereceğini hiçbir zaman düşünemezler.”

Doğu halklarının kurtuluş mücadelesi süresi boyunca, sömürgelerin kurtuluşu sorununda Marksist-Leninist ilkeler başarıyla doğrulanmıştır. Ekim Devrimi bu mücadeleye büyük bir hız kazandırmış ve Sovyetler Birliği’nin varlığı, mücadelenin hızla gelişmesine yardım eden önemli bir tarihi etken olmuştur.

Sömürge ve yarı-sömürge ülkelerdeki devrim, ulusal demokratik bir devrimdir. Onu başarılı kılmak için, sömürgeci boyunduruğundan kurtulmanın özlemini çeken bütün toplumsal tabakaları ve sınıfları birleştirecek pek geniş bir ulusal cephe oluşturmak gerekir. Özellikle, sömürge ve genel olarak bağımlı ülkelerde, burjuvazi tarafından oynanan rolün kapitalist ülkelerdeki burjuvazi tarafından oynanan role benzemediğini hatırda tutmak gerekir. Ulusal burjuvazi, ulusal demokratik devrime kazanılabilir, ona aktif olarak katılması sağlanabilir.

Sömürge ve yarı-sömürge ülkelerdeki devrim, önce ve en başta bir köylü devrimidir. Bu anti-feodal devrimden ayrılmaz. Geniş köylü kitlelerinin işçi sınıfı ile ittifakı üzerinde geniş ve sağlam bir ulusal cephenin oluşturulabileceği esas temeldir. Bundan sonra, tarımsal reform ulusal demokratik devrimin bir temel görevidir.

Ulusal devrimi zafere götürmek ve ulusal demokratik devletin birbiri ardından gelen gelişim aşamalarını aşmak için, işçi sınıfı ve onun Partisi devrime önderlik etme rollerine sahip olmalıdırlar.

Ezilen ülkelerin kurtuluş devrimi ile ezen ülkelerin proletarya devrimi birbirine destek olmalıdırlar. Ezen ülkelerde, enternasyonalizm eğitiminde ana görev, emekçi halkın, ezilen milliyetlerin ayrılıp bağımsız devletler kurma hakkını açıkça anlamasına yardım etmek ve ezilen ülkelerde de, bu görev, çeşitli milliyetlerin, gönüllü olarak ittifak etmelerinden ibarettir. Lenin şöyle demiştir: “Kendini gösteren durum, enternasyonalizme ve halklar arasında ahenge götüren başka bir yol göstermiyor, bu hedefe götüren başka bir yol yoktur.”

Ekim Devrimi bize, emperyalizme ve savaşa karşı mücadele etmek için dünya proletaryasının, ezilen halkların ve bütün dünyadaki diğer barış güçlerinin çabalarını sıkı biçimde birleştirmeyi öğretmiştir.

Lenin: “Proletarya ve onun ardından giderek, bütün ülkelerin tüm emekçi kitleleri ve bütün dünyadaki uluslar, ittifak ve birlik için gönüllü olarak çalışmadıkça, kapitalizme karşı zafer başarıyla tamamlanamaz” demiştir. Ve şunu eklemiştir: “Son çözümlemede, mücadelenin sonucunu Rusya, Hindistan, Çin vb.nin yerkürenin nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturduğu gerçeği belirleyecektir. İşte kesin olarak bu çoğunluktur ki geçen birkaç yıl içinde olağan üstü bir hızla kurtuluş mücadelesine atılmıştır; o kadar ki, bu konuda dünya mücadelesinin kesin sonucunun ne olacağı konusunda en ufak bir kuşku gölgesi dahi olamaz. Bu konuda, sosyalizmin tam zaferi, kesinlikle ve mutlak olarak güvence altına alınmıştır.”

Kaynakça

Minh, H. Ş. (Ağustos 1975). Seçme Yazılar. Ankara: Aşama Yayınları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir