15/12/19

Hüseyin Cevahir – Küba Devrimi Hakkında

küba devrimi hakkında

Küba, ABD’nin 90 mil doğusunda, emperyalizmin III. bunalım döneminde millî demokratik devrimini gerçekleştirdikten sonra sosyalist devrimini başarmış ve sosyalizmin kuruluşunda mesafeler katetmiş bir ülkedir. Küba devrimi dünya halklarının baş düşmanı Yankee emperyalizmini yer yüzünde bir adını gerilettiği gibi Lâtin Amerika’da devrimci potansiyeli hovardaca harcayan pasifist sözde işçi partilerine —ki ister bunlar olsun ister olmasın devrim yapılacaktır— önemli dersler vermiştir.

Sovyet, Çin, Vietnam deneyleri yanında Küba devrimi de Marksizm Leninizm’in canlı hâzinesine katkılarda bulunmuştur. Bunu inkâra yeltenmek, Marksizm’i katı, gelişemez bir şey olarak görmektir ki, bunu Marksistler ileri sürmez. Küba devrimi aynı zamanda Lâtin Amerika’da devrim yapılabileceğini göstermiş ve reformculuğu, teslimiyetçiliği ve düzeltmeciliği mahkûm etmiştir.

Kübalı devrimcilerin, silahlı mücadeleye başladıkları için, kendilerine “maceracı” diyen revizyonistlere cevapları şu olmuştur:

“Dövüşmemiz gerekti ve bu olmasaydı yurdumuzda hiçbir ‘geçiş’ olmazdı. Küba halkının silâhlı mücadelesi olmadan, belki de Bay Batista ‘Made in U.S.A.’ halâ aramızda bulunacaktı… Küba’ya hiç ayak basmamış birkaç nazariyatçıya orda olup bitenleri söylemek düşmez.” (1)

Küba’da devrimci mücadelenin geleneği oldukça eskiydi. Tarım proletaryası içinde devrimci militan güçler hiç de azımsanmayacak güçteydiler, öte yandan Batista diktatörlüğü baskı ve zulüm yüzünden halkın büyük nefretini, kazanmıştı. Geniş halk tabakaları gidişten memnun değildi. Hâkim sınıflar sallanıyor ve emperyalizm, III. bunalım döneminin ilk yarısının sonunda, Küba’daki devrimci hareketi “şimdilik” tehlikeli görmüyordu, özetle, Küba’da bir kriz durumu vardı. Bilindiği gibi her kriz devrimle sonuçlanmaz. Eğer “yenmeye cesaret edilmezse” ve kendi öz gücümüz zayıfsa, sinmişse, teslim olmuşsa hiçbiri sonuçlanmaz. Kof ağacı devirmek için yüklenmek gerekir.

İşte, Kübalı devrimciler bu görevi yüklendiler. Onlar “ortodoks” teslimiyetçi partinin karşı çabalarına, yanlış tezlerine aldırmadan, Küba’nın en devrimci kesimi ve “bağımsızlık meşalesini yanar tutan” Oriente bölgesinde işe başladılar. Sierra Maestra’nın kırlık bölgelerine emperyalizmin kültürü henüz ulaşamamıştı. Karşı devrim fazla örgütlü değildi. Hem bu yüzden, hem de içinde bulundukları ekonomik ve sosyal durum gereği devrimci fikirlere açıktılar.

Anti-emperyalist ve anti-feodal savaşta, her türlü çelişkiden yararlanan devrimciler, doğru bir geniş millî cephe politikasıyla Batista’ya karşı bütün güçleri de seferber ederek 1959 ocağında Millî Demokratik Devrimi yaptılar. Bu devrim sosyalist devrim değildi henüz önceleri bu gerçeğe katılan yeni oportünistler, birden dönüş yaparak bunun tam tersi bir görüşü savunur duruma geçtiler.

“Avcıoğlu önümüzdeki devrimci adımı da doğru tespit etmiştir. Davanın özü ortaçağ kalıntılarının halâ ayakta durmasını sağlayan, politik ve ekonomik bağımsızlığımızı dış güçlere ipotek eden… tutucu güçler koalisyonunun tasfiyesidir.” (2)

Avcıoğlu’nun bu sözlerini açarak “önümüzdeki adımı doğru tespit etmiştir” diyen Şahin Alpay’ın şu sözlerden de sosyalist devrim adımı sonucunu çıkarması inşam şüpheye düşürmektedir. Çünkü tam tersi bir akıl yürütülmektedir. Ya Şahin Alpay ve PDA çevresi okuduğunu anlayamamakta, ya da İstediği gibi yorumlamakta, tahrif etmektedir.” Anti-emperyalist, anti- feodal mücadelede halkın büyük çoğunluğunu işçi sınıfının, köylülerin, aydınların, küçük burjuvazinin ve ulusal burjuvazinin en ilerici tabakalarının çıkarları yönünde giden bir kurtuluş programı üzerinde birleştirmek mümkündür.” (3)

Eğer ismi geçen yazarlarla diğer PDA çevresi bu metnin amaçladığı devrimci adımdan sosyalist devrim sonucunu çıkarıyorsa —ki yazdıklarından o anlaşılmaktadır— biz onların savunduğu milli demokratik devrimin ne menem bir şey olduğundan şüphe ederiz.

PDA çevresi istediği kadar Küba’yı “Sol oportünist” çizgiyi temsil ediyor görsün, yukardaki metin, Lâtin Amerika ülkelerinin önündeki devrimci adım olarak anti-emperyalist, anti-feodal (millî demokratik) devrimi önermektedir. (4) Hem de doğru bir tahlille, bütün millî sınıf ve tabakaları bir kurtuluş programı etrafında birleştirmeyi mümkün görerek.

Ocak 1959 Küba devrimine sosyalist devrim demek, sosyalist devrimin ne demek olduğunu bilmemek, işçi sınıfı öncülüğünde millî sınıf ve tabakaların demokratik iktidarını emek oportünizmi gibi sosyalist iktidar sanmaktır.

“1959 Ocak ayından, 1961 Aralık ayına kadar, millî bir kurtuluş inkılabı ile sosyalist bir inkılâbın birbiri ardından birçok safhalar geçirdiğini görüyoruz. (5)

“Bizim devrimimizde de millî demokratik devrimle sosyalist devrim arasında Küba’daki gibi kısa bir süre olacaktır.”(6)

İşçi Sınıfı, Devrim Ve İttifaklar

PDA çevresinin, Küba devrimi konusunda bir Arap yazarının Ant dergisindeki yazısına dayanarak gözleri kapalı vardığı sonuçlar tümüyle yanlıştır. Yanlışlığa sıkı sıkıya sarılıp, tek doğru bunu görmek, gerçeğe göz kapamak tam bir oportünist tutumdur.

Gerek Küba devrimi konusunda, gerekse Lâtin Amerika devrimci yolu hakkında önerilen strateji ve taktikler, PDA çevresinin öne sürdüğü ve aşağıya aktaracağımız saçmalardan tamamen farklıdır.

“Öte yandan Castro-Guevara-Debray çizgisine göre, zaten ‘işçi sınıfı devrim yapamayacağı için’ sosyalizmin bazı genel ilkelerini benimsemiş küçük- burjuva aydınlarının içinde toplandığı foko önderlik rolünü yüklenir ve ‘sosyalist devrim’ yapar (!)” (7)

Her devrimci şu paragraftaki büyük yanlışlarla birlikte, tavırdaki kendini beğenmişliğe, aşağılanmaya ve yukardan atmacılığa, ukalâ tavıra da dikkat etmelidir. Parantez içindeki ünlemi Şahin Alpay Castro ve Guevara gibi devrim yapmış muzaffer önderlerin isminin sonunda kullanmaktadır. Debray’ı bu devrimci liderlerle aynı çizgide saymasını ise cehaletine veriyoruz. Ama, Küba proleter devriminin liderleri hakkında konuşurken insan kendi yerini doğru tespit etmeli, ona göre konuşmalıdır. Hele geri kalmış bir ülkede proleter devrimcileri adına konuştuğu iddiasındaysa…

Biz Şahin Alpay’ın, bir küçük-burjuva aydını olarak, yakardaki paragrafından utanç duyması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü, Küba II. Havana Deklarasyonu’nda bu tür zırvalara gerekli cevap verilmiştir.

“Dünyadaki güçlerin şimdiki sömürge halkları ile bağımlı halkların kurtuluş hareketleri karşısındaki durumu, Lâtin Amerika’nın işçi sınıfına ve devrimci aydınlarına emperyalizm ve feodalizme karşı mücadelede kararlı bir şekilde öncülük olan gerçek görevlerini göstermektedir”. (8)

Dikkatli ve eleştirici bir gözle yeni oportünizmin öne sürdüğü tezler incelendikçe sürekli yalanı ve uydurmayı savunduklarını, gerçeği tahrif edip aktarmaktan özel bir zevk ve çıkar umduklarını görmemeye imkân yoktur. Her konuda olduğu gibi, Küba devrimi konusunda da bu tür bir yanlışlığı isteyerek devrimci saflara sokmaya çalışmaktadırlar.

Kübalı devrimcilerin dünya ve Lâtin Amerika devrimci hareketi hakkındaki önerileri, tarihi II. Havana Deklarasyonu’nda ifadesini bulmuştur. Bu metinden yukarıya aktardığımız parçayı okuyup da, bundan “sosyalist devrim”, “işçi sınıfı devrim yapamaz” sonucunu çıkaranlar, ya okuduklarını anlamayan aptallardır, ya araştırmadan konuşan cahillerdir, ya da yalancılar, tahrifçilerdir.

İşin bir başka yönü de şu: Şahin Alpay’ın Ant dergisinde yayınlanan Yunus Haydar’ın yazısından yaptığı aktarma Küba Devrimcilerinin söyledikleriyle değil, Şahin Alpay’ın yazdıklarıyla özdeşlik taşımakta, Şahin Alpay’ın meşhur önermesine destek olmaktadır.

Örneğin, “Bu ülkelerde devrime önderlik edebilecek güçte bir işçi sınıfı da yoktur”, diyen Yunus Haydar ile “işçi sınıfı devrime öncülük edebilecek —objektif, sübjektif— şartlara sahip değildir” diyen Şahin Alpay arasında hiçbir fark yoktur. Bu önerilerden ancak Şahin Alpay’ın söz konusu ettiği sonuç çıkar. Yoksa II. Havana Deklarasyonu’ndan ve Kübalı devrimcilerin söylediklerinden değil. Bu iki öneri de yanlıştır; sağ oportünizmi, pasifizmi temsil etmektedir. Şahin Alpay Yunus Haydar’dan aktarma yaparken kendi tezini güçlendirme temelinden yola çıksaydı şüphesiz daha dürüst davranmış olacaktı.

“Fidel’in ve Che’nin gösterdiği gibi millî burjuvazi yoktur ve devrimci bir rol oynayamaz.” (9)

Millî burjuvazinin var olup olmaması millî demokratik devrim aşaması açısından, hayatî önemi haiz bir konu olmamakla birlikte, gerek Andre Gunder Frank’ın, gerekse aynı görüşü paylaşan Halil Berktay’ın, Castro ve Che’den nasıl habersiz olduklarını göstermek açısından bu meseleyi açmaya çalışalım. Bir kere, Küba devrimi, işçi sınıfı—köylüler—küçük-burjuvazi ve millî burjuvazinin en ilerici kesimi arasında kurulan geniş cephenin 1959’un Ocak ayında iktidara el koymasıyla ilk adımını atmıştır. Ve şehir hareketlerinde millî burjuvazi önemli roller oynamış, hatta devrimi kendi denetimine almak için çaba da göstermiştir. Fakat 26 Temmuz harekâtı giderek geniş kitlelerin desteğine dayanarak ve “işçi sınıfının öz ideolojisi rehberliğinde” devrimin demokratik ve millî güçlerle birlikte iktidarı almasını sağlamıştır.

Kırlarda başlayan hareket giderek bütün ülke çapına yayılmış ve emperyalizmle işbirlikçilerini devirmiştir. “Tabii bütün bunları yaparken işçi kitlelerinin en geniş ölçüdeki katkısına ve kendi öz ideolojisinin rehberliğine güvenmemiz şarttır.” (10) Bunlar, Küba devrimcilerinin, işçi sınıfı ve işçi sınıfı ile devrimci aydınların öncülüğü için söyledikleri sözler. Bu konuyu yine II. Havana Deklarasyonu’ndaki önerilerle bağlayalım.

“Lâtin Amerika’da fakir köy halklarının kuvvetten yana büyük bir devrimci gücü meydana getirmesini sağlayan bu şartlardır… Fakat çevreyle ilişkilerinin yokluğu bilindiğine göre köylüler devrimci aydınlarla, işçi sınıfının devrimci ve politik yönetimine muhtaçtırlar. Bu yönetim olmadıkça tek başlarına mücadeleye girip zafer kazanamazlar” (11)

Milli Burjuvazi

Millî burjuvazinin varlığı meselesi yukarıda da belirtildiği gibi, millî demokratik devrim stratejisinin geçerliliği için gerekli bir şart değildir. Her ne kadar millî burjuvazi ile emperyalizm ve işbirlikçi burjuvazi arasında objektif olarak çelişkiler varsa da, bu her zaman millî burjuvazinin devrimci saflarda yer tutacağı anlamına gelmez. Yalnız bugünkü tartışmalarda, bir tahrifi açığa çıkartmak açısından millî burjuvazi üzerinde duruyoruz. Halil Berktay’ın PDA’daki yazısından yaptığımız aktarmada görüleceği gibi, yeni oportünistlerin iddiasına göre Castro ve Che “Millî burjuvazi yoktur, devrimci bir rol oynayamaz” diyorlarmış (!)

Millî burjuvazinin tümüyle devrimci bir rol oynayamayacağı açıktır. Gerek Çin devrimcileri, gerek Küba devrimcileri, gerekse de bu iki ülkenin devrimci pratiği, bu somut gerçeği göstermiştir. Kübalı devrimcilerin görüşünü dile getiren II. Havana Deklarasyonu ile Mao’nun görüşleri arasında tam bir paralellik vardır.

‘‘Tecrübe göstermiştir ki ülkemizde çıkarları Yankee emperyalizmi ile çatıştığı zaman bile, bu sınıflar her zaman direnememiştir… Emperyalizm veya devrim kıyaslaması karşısında onun, yalnız en ilerici tabakaları halkın yanında yer alacaktır.” (12)

Yukardaki yorum tümüyle yalnız Küba ve Lâtin Amerika için değil, aynı zamanda diğer bütün geri ülkeler için de geçerlidir. Çünkü bu tarz bir yoruma bütün dünya marksistleri katılmaktadır.

İşte, Kübalı devrimcilerin milli burjuvazi konusundaki görüşleri de bunlardır.

Sonuç

Küba devrimi incelendiğinde aşağıdaki sonuçlara varmak mümkündür:

1- Devrimci aşama: Bütün Lâtin Amerika ülkelerinin önündeki devrimci savaş dönemi anti-emperyalist ve anti-feodal savaştır. Yani atılacak adım- millî demokratik devrim adımıdır. Bu adımın kalıcı zaferlere ulaşması için, hemen ardından ve mümkün olan en kısa zamanda sosyalist devrimi yapmak (çünkü ikisi arasında bir “Çin şeddi” yoktur) ve sosyalizmin kuruluşuna geçmek gerekmektedir.

2- Emperyalizm kıta çapında bir baskı ve seri komplolar içine girdiği için mücadele alanı artık bütün kıta olacaktır.

Gerçekten, genel olarak emperyalizmin çöküşü bütün dünyadaki devrimci mücadele ile, özel olarak da bölgesel mücadeleler olacaktır. Che Guevara’nın “iki, üç, daha çok Vietnam yaratalım” sloganını bu çerçeve içinde değerlendirmek gerekir.

Bugün güney-doğu Asya’da Vietnam halkının kurtuluşu, Kamboç, Laos, Tayland ve Filipinler’in kurtuluşuyla ortak bir çizgiye ulaşmıştır.

Ortadoğu halklarının devrimci mücadelesi ve kurtuluşu birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Artık Ortadoğu’da Ürdün’ün, Lübnan’ın vs. tek tek kurtuluşu değil, bütün Orta-doğu halklarının emperyalizmden ve feodalizmden kurtuluşu söz konusudur.

Aynı şekilde Lâtin Amerika’da da kurtuluş kıta çapında olacaktır. Bu hem emperyalizm can çekişme döneminde olduğu için, hem de dünya devrimci mücadelesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu için böyledir.

3- “Artık mücadele için marksist bir ideoloji şarttır. Ve de artık burjuvazinin desteklediği reformculukla ideolojik mücadeleye girmek gerekir.” (13)

4- Savaş “şehirlerin kırlardan kuşatılması” şeklinde olacaktır. Milli demokratik devrimde halk savaşı zorunlu bir duraktır ve gerek halk ordusunun, gerekse millî demokratik devrimin temel gücü köylülerdir. Bu açıdan bakılınca millî demokratik devrim uluslaşma sürecini de içerdiğinden özünde bir köylü devrimidir.

Yeni oportünistlerin sandığı gibi, Küba devrimci pratiğinde ne işçi sınıfı, ne de köylüler küçümsenmişlerdir. Hem Castro, hem de Guevara, sık sık şu gerçeği bütün dünyaya hatırlatmışlardır.

“İşçi sınıfı ile köylü kitleleri çatışmanın sonucunu tayin ederler.”

Nitekim Küba’da sonucu tayin edenler de asi ordunun işçi ve köylü savaşçılarıyla, şehirlerde ve kırlarda asi radyonun ve liderlerinin direktiflerine büyük bir dikkatle ve bağlılıkla uyan geniş işçi kitleleri ile köylüler olmuştur.

5— Lâtin Amerika’da anti-emperyalist ve anti-feodal (millî demokratik) devrim ancak ve ancak bir halk hareketiyle başarıya ulaşacaktır. Bunun için de bu bölgede kitlelerin politik bilinç düzeylerini yükseltmek, onları örgütlemek ve bütün anti-emperyalist, anti-feodal unsurları içinde toplayan halk kurtuluş cepheleri açmak kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Bunun ilk iki aşaması halkın desteğini sağlamış ve onların arasında kaybolup gidebilen gerillaların faaliyetleridir. “Bu ilk yuvalan daha mücadelenin başında görünmez hale sokan şey nedir? Halkın desteği”. Bu dönemde gerillalar halkın içinde çalışmalar yapar, yeni savaşçılar kazanır ve üs bölgeler tesis ederler. Kurtarılmış bölgelerde, Küba’da olduğu gibi, devrim fikirleri yaygınlaştırılır, karşı devrim yok edilir, yani bir adli, idari ve malî mekanizma kurulur. Bir yandan da kurtarılmış bölgeleri tüm yurt sathına yaymak için mücadele verilir, düşman gerisinde faaliyete girişilir.

Türkiyeli devrimciler olarak biz Küba devriminden yukardaki sonuçları çıkarıyoruz. Emperyalizmin ülkemizdeki sıkı denetimini her zaman göz önünde bulundurarak, dünyadaki bütün çelişkileri en doğru biçimde değerlendirmek durumundayız. Gerek ülkemizde uç veren, gerekse dünya devrimci hareketinde ayak bağı görevi yapan revizyonizme, teslimiyetçiliğe, oportünizme karşı mücadeleyi hareketimizin esenliği ve başarısı açısından zorunlu saymaktayız.

Küba devrimine ve Küba halkının büyük pratiğine ilişkin görüşlerimizi şu sözlerle bağlarsak hiçte yanlış davranmış olmayız. “Küba Birleşik Devrimci ‘örgütleri’nin ve Fidel Castro başkanlığındaki Küba Hükümetinin güçlü liderliğindeki Küba halkı, en karmaşık ve güç şartlar altında… Amerikan emperyalizmine karşı mücadelede bir büyük zafer daha kazanmıştır… Çin hükümeti ve Çin halkı, Küba birleşik Devrimci Örgütleri’nin ve hükümetinin izlediği doğru çizgiyi… ve Küba halkının kahramanca mücadelesini azimle destekler.” (14)

İşte bizim Küba devrimi ve yiğit Küba halkının devrimci mücadelesi konusunda tutumumuz budur. Yoksa yeni oportünizmin “Campus Maoist” tutumu değil!

Notlar;

(1)- Fidel Castro, Sosyalist Devrim, Sayfa 90.

(2)- Şahin Alpay. “Türkiye’nin Düzeni Üzerine”, Aydınlık sayı 12, sayfa 461. Aynı Şahin Alpay Aydınlık’ın 2. sayısında “Devrimci Teorik Eğitim” başlıklı yazısının Milli Demokratik devrim alt başlığında Castro’nun kitabını da okunacak kitaplar arasında göstermektedir.

(3)- II. Havana Deklarasyonu, Küba Halkının Amerika ve Dünya Haklarına Çağrısı, 4 Şubat 1962.

(4)- Bir küçük-burjuva devrimcisinin sözlerini kendilerine yontmaları, Fidel ve Guevara gibi proleter devrimcilerin önermelerini ve pratiklerini ise inkâra yeltenmeleri, onların saflarımıza küçük-burjuva ideolojisini sokmak İstediklerini kanıtlar ancak.

(5)- Charles Bettelheim, Küba İktisadının Plânlaştırılması, Ataç Kitabevi, sayfa 53.

(6)- “Honduras Devriminin Yolu”. İleri, sayı 3.

(7)- Şahin Alpay, “İşçi Sınıfı ve Milli Demokratik Devrim”, PDA sayı 3-17, Sayfa 367.

(8)- II. Havana Deklarasyonu. Küba halkının Amerika ve Dünya Halklarına Çağrısı (Altı tarafımızdan çizilmiştir – H.C.)

(9)- Halil Berktay. “Proleter Devrimci Çizgi ve Bazı Yanlış Eğilimler,” PDA sayı 2-16. sayfa 303.

(10)- Halil Berktay. “Proleter Devrimci Çizgi ve Bazı Yanlış Eğilimler,” PDA sayı 2-16. sayfa 303.

(11)- II. Havana Deklarasyonu. Küba Halkının Amerika ve Dünya Halklarına Çağrısı, 4 Şubat 1962.

(12)- II. Havana Deklarasyonu, Küba Halkının Amerika ve Dünya Halklarına Çağrısı, 4 Şubat 1962.

(13)- Julio Aronde, Simon Torres, “Debray ve Küba Tecrübesi,” Monthly Review, Temmuz-Ağustos 1968.

(14)- Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşiniz, sayfa 18-19, (siyahlar bize alt H.C.).

 

Kaynak: Aydınlık Sosyalist Dergi, “Kitleler, Küba Devrimi ve Yeni Oportünizm”, s.381-386.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir