15/12/19

Mert Soysal – 18 Mart’a Genel Bir Bakış

18 mart

Gittiler! Geçemediler! Geçemeyecekler!

-Cevad (Çobanlı) Paşa

 

Tarih, birbirine zincirlenmişçesine meydana gelen olayları teker teker karşımıza çıkartmaktadır. O gün esareti kabullenmeyenler, özgürlüğe pranga vurulamayacağını kanıtlamışlardır. 18 Mart zaferle değil hezimetle sonuçlansaydı bağımsız bir Türk devletinden bahsedilmek rüyadan öteye gidemeyecekti. Mustafa Kemal’in yıllarca planını kurduğu o hür cumhuriyet bir hayal olarak kalacaktı. 18 Mart günü kazanılan savaş, emperyalistlerin kara harekâtına neden olmuştur. Bu kara cephesindeki çatışmalar, cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün de başarı basamaklarında önemli bir tırmanışa geçmesine yol açmıştır. Kemal Paşa’nın Anafartalar Kumandanı olarak başarıları onun ününü arttırmıştır. 18 Mart 1915 tarihinde vuku bulan olay, sadece bir savaşın, bir devletin kaderini değil belki de tüm dünyanın seyrini değiştirmiştir. Cumhuriyet döneminde okutulan tarih ders kitaplarında Çanakkale Boğazı’nın dünyayı hayrete düşüren bir fedakârlıkla savunulduğu yazılıdır.  Türk askerinin azmi ve dayanıklılığı, cehennem gibi üstlerine çöken emperyalist donanmaları, tabiri caizse “Yenilmez Armada”yı durdurmakla kalmamış, Rusların geleceğini de baştan şekillendirmiştir.

Eski Çağların büyük kara imparatorluklarında olduğu gibi dünyanın her yerinden kendilerine savaş gücü sağlamaya çalışan İngiliz emperyalistler, dünya barışına tekrar tekrar zarar vermekten hiç gocunmamıştır. Çanakkale’ye Anzak adıyla bildiğimiz birlikleri getirerek Türklerin karşısına çıkartmaktan yüzleri kızarmamıştır. Biri Türk ve biri Avustralyalı iki gazinin sessiz diyaloğu bir eserde şöyle geçiyor; “Gören, onları yıllar sonra buluşmuş eski dostlar sanırdı… o gün… çok yaşlı bir Avustralyalı ve bir Türk gazisiyle tanıştım… Türk gazisinin, damarları çıkmış… elini sessizce ağlayan Anzak’ın omzuna yavaşça koyduğunu gördüm… besbelli gazi dostuna sözcüklerle dile getiremediğini dokunuşuyla anlatmak istiyordu.” (Fewster, Başarın, & Başarın, 2005, s. 18) İşte gördüğünüz gibi dünya üzerindeki hiçbir kuvvet iyiliği yok edemeyecektir. Zırhlı gemiler, son model silahlar vs. bunların hiçbiri iyi insanları alt edemeyecektir. Emperyalistlerin hesaba katmadığı şey insanlıktır. Onların insanlık namına bu güzel dünyaya kattıkları hiçbir şey yoktur, olmayacaktır da. Onlar dünyanın tüm güzelliklerine, dünyadaki iyi ve güzel olan her şeye düşmandırlar. Büyük şair Nazım Hikmet’in de dediği gibi;

 

onlar ümidin düşmanıdır sevgilim

akar suyun

meyve çağında ağacın

serpilip gelişen hayatın düşmanı

 

Çanakkale’de kendilerinden emin şekilde kazanılacak zaferin ilerleyişiyle Çarlık rejimine de ulaşmayı hedefleyen emperyalist kan emiciler, çok büyük bir darbe yemişlerdir. Öyle ki Winston Churchill, İngiliz zırhlısı Queen Elizabeth’e övgüler yağdırarak Çanakkale’nin altını üstüne getireceklerini söylemiştir. Churchill’in zaferden emin konuşmalarına hak vermemek de zor bir hadisesidir. O gün gerçekten de her şey İtilaf kuvvetlerinin istediği gibi gitmekteydi ancak taarruzu başarıyla sonlandırıp İstanbul’a kadar ilerleme planı tepetaklak olmuş ve gün düşman güçleri için hezimetle sonuçlanmıştı. 18 Mart Zaferinde büyük rol oynayan Cevad Paşa bile İtilaf Devletleri ile Osmanlı kuvvetleri arasındaki güç farkını belirtmiştir. Çanakkale Savaşı’nda subaylık görevi yapmış olan Cevdet Kerem Yumer’in anlattıklarına göre Cevad Paşa, ordunun mermilerinin bir gemiyi batırabilecek kuvvette olmadığını söylemiş ve en azından gemilerin yakınına atış yapılmasını istemiştir. Alman General Erich von Falkenhayn, Ruslara yapılması planlanan yardımın bir askerî zafer kadar önemli olduğunu vurgulamış ve Boğazlar açık olduğu müddetçe Rusların ayrı kalmaktan kurtulacağını belirtmiştir. (Semiz, 2003, s. 225) Çanakkale’deki muazzam direniş, yağmacılara indirilen tokat niteliğinin yanı sıra, Rus topraklarındaki beklenen yeniliğin kıvılcımlarından biri olmuştur. Sina Akşin, Türklerin ölüm kalım savaşı vererek başarılı olduklarını ve bu başarıyla Çarlık rejiminin beklediği yardıma ulaşamadığını, bu sebeple çöktüğünü belirtmektedir. (Akşin, 2017, s. 103)

Tarihin aynı olayları tekrar edebilme gibi bir özelliği yoktur ancak yazının ilk kısmında gördüğümüz üzere birbirine sıkıca bağlı olaylar zinciri görülmektedir. Bunları maddeler halinde sıralayacak olursak;

  • İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarını işgal etme planı yapmış ve Boğazlar üzerinden Çarlık rejimine yardım göndermeyi planlamıştır.
  • 18 Mart Zaferi ile Çarlık rejimi bekledikleri yardıma ulaşamamışlardır ve çöküşe geçmiştir.
  • Denizdeki mağlubiyet sonrası emperyalistler yönünü karaya çevirmişlerdir ve Mustafa Kemal, Çanakkale’deki başarılarıyla takdir toplamıştır.
  • Yardımsız kalan ve çöken Çarlık rejimi yerine Vladimir Lenin önderliğinde Sovyet iktidarı başa geçmiştir.
  • Mustafa Kemal, Anafartalar Cephesinde gösterdiği liderlik özellikleriyle ilerleyen yıllarda kurtuluş mücadelesine önderlik yapmıştır.
  • Sovyetler Birliği, Çarlık rejiminin yıkılışında büyük payı olan Türklerin Kurtuluş Savaşına yaptıkları yardımlarla büyük katkılarda bulunmuştur.

18 Mart Günü Neler Oldu?

18 Mart günü gerçekleşen taarruz, ani gelişen bir olay değildi. Kısa süre öncesinden başlayan taciz atışları bunun en belirgin örnekleridir. İngiliz ve Fransız donanmaları, Osmanlı Arşivleri’nde yer alan belgelere göre 5 Kasım 1914 tarihinde Çanakkale Boğazına saldırı düzenlemiştir ancak fazla bir hasar bırakamamışlardır. Inflexible ve Bouvet zırhlılarının bu saldırıda yer aldıkları arşiv belgelerinde görülmektedir ve bir başka arşiv belgesinde yer alan bilgide ise 9 Mart 1915 günü İtilaf gemileri bir kez daha atağa geçmiştir. Bu belgede Seddülbahir’deki piyade siperlerinin bombalandığı kaydedilmiştir. (Osmanlı Belgelerinde Birinci Dünya Harbi I, 2013, s. 166) 18 Mart günü sabah saatlerinde İtilaf filosu üç farklı hat şeklinde savaş pozisyonunu almıştı. Bu dev filo içerisinde isimlerini çoğumuzun anımsadığı Queen Elizabeth, Agamemnon, Bouvet, Ocean, Inflexible gibi zırhlılar yer almaktaydı. İngilizlerin hedefi dış tabyaları tahrip ederek bataryaları imha etmek ve sonrasında da İstanbul’a doğru ilerlemekti. (Kılıç, 2014, s. 6)

Büyük fırtınanın kopacağı elbette bilinmekteydi ve bu yüzden Osmanlı Ordusu bazı önlemler almıştır. 7-8 Mart günlerinde Nusret Mayın Gemisi, Boğaz’a mayınlar döşemiştir. Winston Churchill, Times gazetesinde Nusret için “18 Mart’ta dünya kara sularında 5 binin üzerinde gemi hizmet veriyordu. Nusret’in yaptığı bir yana, 5 bin geminin yaptığı bir yana.” İfadelerini kullanmıştır. Savaşın kaderini değiştiren en büyük etkenin Nusret Mayın Gemisi olduğunu söylemek hiç şüphesiz gerçekçi bir yaklaşımdır. Ek olarak da Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı aylarca istihkâm ve bataryalarda hazırlıklar yapmıştır. Bu komutanlığın başında Cevad Paşa (Çobanlı) yer almıştır. (Erdemir & Solak, 2015, s. 2) Cevad Paşa, tabyaları kurarak bataryaları yeniden düzenlemiştir. Bu tabyalar arasındaki Namazgâh Tabyası, Çanakkale Boğazı’ndaki en büyük tabya olarak bilinir. (Namazgâh Tabyası, tarih yok) Cevad Paşa’nın 18 Mart’ın zaferle sonuçlanmasında ne kadar önemli bir yere sahip olduğu tabyalar ve bataryaların özenle inşasının ve tamirinin yapılmasındaki payı ile net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

18 Mart sabahı Mustafa Kemal’in anlattığına göre, kendisini ziyarete gelen Cevad Paşa ile Kirte ve Alçıtepe bölgesinde inceleme yaptıkları sırada düşman donanması o bölgeye ateş açmıştır, bunun üzerine Cevad Paşa ile birlikte görev yaptığı Maydos’a geri dönmüşlerdir. (Mütercimler, 2005, s. 162) Cevad Paşa’dan bir başka çalışmada daha ayrıntılı biçimde bahsetmek çok daha sağlıklı olacaktır. Kendisine ‘’18 Mart Kahramanı’’ unvanı da verilmiştir. (Turan, 2005, s. 39) Liman von Sanders’ın aktardığı bilgilerde Yüzbaşı Vassidla komutasındaki Hamidiye Tabyası’nın savaşın kazanılmasında büyük etkisi olduğu görülmektedir. Yaptığı bu hamleler zaferin önünü açmıştır. 18 Mart denilince akla gelen ilk isimlerden biri kuşkusuz Seyit Onbaşı’dır. Rumeli Mecidiye Bataryası’nda görevli olan Seyit Onbaşı, gerçekten de söylenildiği gibi tek başına devasa mermiyi kaldırmıştır ancak o merminin, Ocean zırhlısına isabet edip etmediği konusunda kesin bir bilgi yoktur.

seyit onbaşı
Harp Mecmuası’nın 2. Sayısında Seyit Onbaşı mermiyi kaldırırken görüntüleniyor. Altta “Çanakkale istihkâmında 215 kıyye ağırlığındaki mermiyi sırtında taşıyan güçlü bir kahraman nefer: Mehmed oğlu Seyid. Ordumuzda harp aşkından bir örnek” yazmakta. (Harp Mecmuası, 2014)

Osmanlı Arşivinde İtilaf bloğunun on üç büyük savaş gemisi gün boyunca Osmanlı tabyalarını bombaladığı bilgisi yer almaktadır. Bu üç tabyayı bombalayan gemilerden üç tanesinin batırıldığı belirtilmiştir. Yaklaşık 55 adet gemiden oluşan filo, Türk bataryalarına ve denizin altına döşenmiş mayınlara mağlup oldu. Irresistible, Ocean ve Bouvet zırhlı gemileri mayınların da etkisiyle batmışlardır. Bazı kaynaklarda İtilaf filosunun on sekiz büyük savaş gemisinin üçte birini kaybettiğinden bahsedilmektedir. Tümgeneral Cevat Ülkekul’un ifadesiyle “18 büyük gemiden üçü batırılmış, üçü de uzun süre için safdışı bırakılmıştır.” Cevat Ülkekul ve diğer bazı kaynakların aksine von Sanders, Albay Wehrle’nin raporunda taarruza 16 büyük harp gemisinin katıldığını aktarmaktadır. (Sanders, 2016, s. 74) Düşmanın büyük kayıplarının aksine Türk-Alman cephesinin kayıpları çok düşüktür. Cevad Paşa’nın raporuna göre, toplam şehit sayısı 200’den daha azdır. 18 Mart, İtilaf bloğu için büyük bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Liman von Sanders, anılarını yazdığı kitabında Türklerin zaferini şu şekilde tanımlamıştır; “18 Mart, Çanakkale Müstahkem Mevki ve Boğaz Komutanlığı için bir şeref günüdür ve öyle kalacaktır.”

18 Mart Sonrası Gelen Tepkiler

İtilaf Devletleri, 18 Mart günü alınan yenilgi üzerine Çanakkale’deki savaşın yönünü denizden karaya çevirmiştir. Denizdeki mağlubiyetin İngilizlere verdiği ders dolayısıyla karadan yapılacak saldırı için hazırlıklar neredeyse bir ay sürmüştür. “Resmi Avustralya tarihinde Churchill’in Çanakkale Deniz Savaşı planı için, “topçuluğu bilmeyen bir acemi işi” denmiştir.” Bu görüşün doğruluğunu ise, 18 Mart 1915’teki çok az Türk-Alman zayiatı ve her tür başarısızlık ispatlamıştır.’’ (Kılıç, 2014, s. 15) Ellis Ashmead Bartlett, Churchill’in 18 Mart sonrası yüzünün solgun olduğunu aktarmıştır. Yine Bartlett, Churchill’in 18 Mart’ın bitmediğini, eğer bitmiş olsaydı donanmaların boğazı aşmış olacağını sıklıkla söylediğini belirtmektedir. Askeri olarak yapılan bazı teknik hataların bu denli büyük taarruzlarda bulunması elbette normaldir ancak Türk askeri gücünün büyük başarısı ve Cevad Paşa (Çobanlı) gibi isimlerin es geçilmemesi gereklidir.

Bazı isimlerin Çanakkale’ye tekrar saldırı yapılması ısrarları üzerine Lord Fisher, “llah kahretsin şu Çanakkale’yi… Hepimizin mezarı olacak orası…” tepkisini vermiştir. (Kaylan, 1977, s. 78) Sir Edward Grey’in taarruzla ilgili yaptığı şu yorum çok dikkat çekicidir; “Gelibolu’daki harekât kadar hiçbir şey, boyutları bu kadar çarpıtmamış, tarafsız değerlendirme yeteneğini bu kadar bozmamış, stratejik değerler doğrusunu bu kadar sakat bırakmamıştır.” (Baş, 2015, s. 98) 18 Mart hezimeti İtilaf bloğunun diğer büyük gücü Fransa’da da üzüntüye yol açmıştır. Churchill, 18 Mart’ın İngilizler için büyük bir felaket olduğuna katılmadığını belirterek Fransızların daha büyük kayıp yaşadığını belirtmiştir ve bu durumu şu sözlerle açıklamıştır; ‘’İngilizlerin toplam kaybı ölü ve yaralı olarak 61 subay ile erdir. Bunun yanı sıra iki eski savaş gemisi kaybedilmiştir. Fransızlar ise “Bouvet’in 600’ü bulan mürettebat kaybından dolayı çok üzgündürler.” (Erdemir & Solak, 2015, s. 53) Fransızlar, Çanakkale’de kazanılacak zaferi, Ortadoğu topraklarına ilerleyişte basamak olarak görmekteydiler. Bu planın gerçekleşme ihtimali ortadan kalktığı için Fransızların hüznü doğaldır. Dönemin Fransa Başbakanı, 18 Mart yenilgisinin savaşın iki yıl uzamasına yol açtığını ve İtilaf güçleri olarak maddi-manevi büyük bir kayba uğradıklarını söylemiştir. Liman von Sanders, 18 Mart saldırısını Churchill’in hatası olarak değerlendirmiştir. Bir diğer Alman Carl Mühlmann da Sanders’a katılarak Türk-Alman birliğinin toplamda 114 kayıp verdiğini söyleyerek İtilaf cephesinin hatalı planlarının olduğunu kanıtlar nitelikte bilgiler vermiştir. General Hans von Seeckt de Sanders ve Mühlmann’la aynı düşünceleri taşımaktadır ve ilerleyen süreçte 18 Mart taarruzun bir hata olarak harp tarihine geçeceğini belirtmiştir. (Kılıç, 2014, s. 5)

18 Mart Zaferinin Önemi ve Tahtın İstanbul’da Kalışı

18 Mart günü Çanakkale’deki elde edilen zaferin değerini kelimelerle anlatmak zor olsa gerek. Çünkü Çanakkale’nin düşmesi düşmanın İstanbul’a girişinin anahtarı demekti. Turgut Özakman, şu sözleriyle zaferin değerini açıklamıştır; “Birleşik Donanma 18 Mart’ta Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’a gelse ve Rusya da İstanbul’a çıkarma yapsaydı, neler olurdu? İnsan bunu düşünmek bile istemiyor.” (Özakman, 2016, s. 296) Özakman’ın sözleri gerçeğin aynası gibidir. Yaptığı yerinde tespitleri savaş yıllarında planlanan işlerle birebir örtüşmektedir. Yarbay Selahaddin Adil Paşa, eşine yazdığı bir mektupta İstanbul’un önemini vurgulamış ve eşine şu sözleri söylemiştir: “Bu harp memleketlerin hayat-memat meselesi olduğundan ne kadar süreceği malum değil.” (Erdemir & Solak, 2015, s. 11)

O günlerdeki tehdit ve tehlike hissi o denli büyüktür ki, hükümetin Eskişehir’e taşınması bile gündeme gelmiştir. Hatta Sultan Reşad bile buna uyarak durumu kabullenmiştir. Eskişehir’e gidiş için hazırlıklara başlanmış, Eskişehir’de konutlar dahi tutulmuştur. Sultan Reşad, abisi II. Abdülhamit’i de yanında götürmek istemiştir ancak II. Abdülhamit, bu teklifi kabul etmez ve İstanbul terk edilecek olursa bir daha buraya dönülemeyeceğini söyler. (Erdemir & Solak, 2015, s. 11) Tehlike 18 Mart sonrası da devam edeceği için önlemlere devam edilmiştir. Deniz savaşlarından sonra başlayan kara savaşları sürecinde de Eskişehir’e göç planı rafa kaldırılmamıştır. “Kiralanan binalar kara savaşları bitene kadar ihtiyaten boşaltılmamıştır ve hükümetçe bu süre zarfında kira bedelleri ödenmeye devam etmiştir. Çanakkale Boğazının geçilme ihtimaline karşı, hükümet şehrin savunulması için askeri tedbirler yanında sivil otoriteyi güçlendirerek bir elde toplamış, iaşe için gerekli tedbirleri almış, merkez yönetimini güvenli bir yere (Anadolu’nun iç kısmına) Eskişehir’e taşımak için gerekli planları yapmış ve uygulamaya koymuştu.” (Erdemir & Solak, 2015, s. 81)

Bir Macar dergisi 18 Mart’taki büyük zaferden şöyle bahsetmiştir: “…Bir zamanlar Olimpos’tan inerek Troya’yı kuşatan kahramanların kılıcına yol gösteren ve zafer kazandıran Homeros’un tanrıları, şimdikinden daha muhteşem bir mücadele pek görmemişlerdi. Uzun yıllar geçince bahadır Türkler, Çanakkale Boğazını müdafaa ederek savaştılar. Ve ölümü hiçe sayan kahramanlıkla sürdürülen savaş meyvesini verdi. Kudretli düşman mağlup olarak yenilgiden sonra kaçtı. Orada sadece ölüleri kaldı. Gelibolu yarımadasında yüzbinler ve mavi denizin derinliğinde uzanan mağrur gemileri dinleniyor.” (Akengin & Koçaslan, 2015, s. 287)

Kaynakça

Akengin, A. Y., & Koçaslan, S. (2015). 100. Yılında I. Dünya Savaşı Uluslararası Sempozyumu. Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları.

Akşin, S. (2017). Kısa Türkiye Tarihi. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Baş, N. (2015). Çanakkale Cephesi Deniz Savaşlarında 18 Mart Kahramanı Cevat (Çobanlı) Paşa. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 89-116.

Erdemir, L., & Solak, K. (2015). Çanakkale Muharebelerinin İdaresi. Ankara: Çanakkale Valiliği Yayınları.

Fewster, K., Başarın, V., & Başarın, H. H. (2005). Gelibolu 1915 Savaşla Başlayan Dostluk. İstanbul: Sistem Yayıncılık.

Harp Mecmuası. (2014). Ankara: Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü.

Kaylan, A. (1977). Çanakkale İçinde Vurdular Beni. İstanbul: Tercüman.

Kılıç, S. (2014). Liman von Sanders’in Çanakkale Savaşları ile İlgili Bazı İddiaları. Gazi Akademik Bakış Dergisi, 7(14), 1-20.

Mütercimler, E. (2005). Korkak Abdul’den Coni Türk’e Gelibolu 1915. İstanbul: Alfa Yayınları.

Namazgâh Tabyası. (tarih yok). 03 15, 2019 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı: http://catab.kulturturizm.gov.tr/TR-161512/namazgah-tabyasi.html adresinden alındı

Osmanlı Belgelerinde Birinci Dünya Harbi I. (2013). İstanbul: Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü.

Özakman, T. (2016). Diriliş Çanakkale. Ankara: Bilgi Yayınevi.

Sanders, L. V. (2016). Türkiye’de Beş Yıl. (E. B. Özbilen, Çev.) İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Semiz, Y. (2003). 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı: Sebepleri, Gelişimi ve Sonuçları. Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi(14), 221-247.

Turan, M. (2005). Destanlaşan Çanakkale. İstanbul: Papatya Yayınları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir