16/12/19

Mert Soysal – Kahramanlıktan İhanete Uzanan Yol: Çerkez Ethem

çerkez ethem

Milli Mücadele Dönemi, Türk tarihi için çok önemli bir dönemeçtir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki dönüm noktasıdır. Yılgın imparatorluğun enkazı üzerine kurulu bu düzen, Türklerin istiklal mücadelesidir. Başta Mustafa Kemal olmak üzere, Türk ordusunun ileri gelen isimleri kurtuluşa inançlıydı ancak bazı olumsuz hadiselerden bahsetmemek olmaz. Mustafa Kemal’in çok yakın dostlarından olan ve Hamidiye Kahramanı olarak bilinen Rauf Bey (Orbay), Mondros Mütarekesi görüşmelerinden döndükten sonra gazetecilere İngilizlerin samimi davrandıklarını ve devletin istiklalinin tamamen kurtulduğunu söylemiştir.(1) Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da yaktığı ateş, büyüyerek alev topuna döndü ve tüm Anadolu’yu sardı. Bu ateş, dalga dalga, bağımsız Türkiye’nin ayak seslerine dönüştü. Birkaç yıl öncesine kadar, istiklale dair kimsenin bir tutam umudu dahi yokken muzaffer komutan, önce silah arkadaşlarına sonra halka, kurtuluş inancını verdi.

Kısaca Çerkez Ethem ve İlk Faaliyetleri

Mondros’ta olduğu gibi her ne kadar yürürlüğe sokulmasa da Sevr Antlaşması’nda da eli kolu bağlanan Türk ordusu, silah ve mühimmattan yoksun bir şekilde direnişe geçmişti. Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetler, milli direnişte büyük ve değerli bir rol oynamıştır. Bu birlikler arasında en güçlü ve en tanınmış olanı Çerkez Ethem’in başını çektiği Kuvâ-yi Seyyare güçleridir. Milli Mücadele’ye en büyük katkıyı veren milis güçlerin başında geldiğini söyleyebiliriz. Başarılarıyla Mustafa Kemal’i ve Ankara’yı kendisine hayran bırakmıştı. Ankara kendisi için ”kurtuluş umudu, millet kahramanı” gibi övgülerde bulundu.(2) İlerleyen süreçte gelişen hadiseler, Çerkez Ethem ve yaptığı çok değerli işlerin çoğunu hafızalardan silmeye yol açmıştır. Kardeşlerinin ve kendisinin giriştiği güç kavgası, dik başlılık gibi hırs kokan davranışlar, verdikleri emeklerin ihanet yoluna kadar uzanmasına sebep olmuştur.

Çerkez Ethem ve kardeşlerinin Ankara’dan gördükleri olağanüstü övgüler onların aklının karışmasına, devlet yönetimine hâkim olabilecekleri inancına kadar ilerlemiştir. Atatürk de bu durumu; ”gördükleri övücü muameleden mağrur olduklarını ve bazı hayallere kapıldıklarını gösteriyor”(3) cümlesi ile göz önüne sermiştir. Atatürk ek olarak, Ethem ve kardeşlerinin hükümet kurma düşüncesine de vardıklarını belirtmektedir. Çerkez Ethem, ”Kuva-yı Seyyare” adıyla anılan kuvvetleriyle çok değerli işler yaptıktan, Ankara’ya sorun çıkaran isyanları bastırdıktan sonra sorunlar yaratmaya başlamıştır. Bazı yorumlar Ethem’in kardeşleri tarafından yanıltıldığını içerse de çok güçlü bilgiler görülmemektedir. Ali Fuat Paşa’nın komutanlığında çok rahat olan Çerkez Ethem ve kardeşleri kendilerince bir kumandanlık dahi yaratmışlar, Kütahya ve civarında vergi toplama, asker alımı gibi vazifeleri olmayan görevleri, Ankara’ya danışmadan yapmışlardı. Yozgat dönüşü kendisine memur tayin edip kuvvetleri için hayvan ve mal bile toplatmıştır. Yakışıksız olan bu davranışlardan biri de İsmail Ağa adlı bir Kuva-yi Seyyare komutanının Ethem tarafından silah ve hayvan toplamak adına Ankara’dan habersiz şekilde Kalecik’e gönderilmesidir. Lord Kinross, Ethem’in, Kütahya’da neredeyse bir derebeylik kurduğunu, adamlarına ordudan üç kat fazla para vererek onları ordudan kaçmaya kışkırttığını aktarır.

 Batı Cephesindeki Sorunlar 

Batı Cephesi komutanlarıyla sürekli çekişme içerisinde olan Çerkez kardeşlerden Tevfik, bir telgrafında Batı Cephesi Komutanlığını tanımadığını belirtmiştir. Tevfik Bey, kardeşi Ethem’e telgraf çekerek Batı Cephesi Kumandanlarına olan hoşnutsuzluğunu tehditvari cümlelerle dile getirmiştir. Refet Paşa ve İsmet Paşa’yla olan anlaşmazlıklarını bir namus meselesine çeviren Çerkez kardeşler, Mustafa Kemal’e saygıda kusur etmemeye dikkat ederek Batı Cephesi’nde komutan değişikliği istemekteydiler. Ethem ile görüşmüş olan Kâzım Paşa, Mustafa Kemal’e Ethem’in Refet Paşa’yı Ankara’ya kadar kovalamak istediğini belirtmiştir. Demirci Mehmet Efe’ye telgraf çeken Ethem, İsmet ve Refet Paşalar için ”namussuzlar” gibi ağır bir hakarette bulunmuştur. Değerli paşalarla sorunlarının en önemli sebeplerinden biri, düzenli orduya geçişi kabul etmemeleridir. Düzenli ordu fikrine karşı Reşit Bey, kardeşlerinin hiç kimsenin emrine girmeyeceğini çok sert biçimde ifade etmiş, Kemal Paşa’ya başkaldırmıştır. Tevfik Bey de çektiği bir telgrafta şu sözleri kullanmış; ”Seyyar kuvvetler ne bir fırka, ne de muntazam bir kuvvet haline çevrilemez. Bu serserilerin başına ne bir zabit ne de bir hesap memuru koymak mümkün olmamakla beraber, kabul ettirilmesi imkânı da yoktur.”(4) düzenli orduya bakışını belirtmiştir. Aslında İsmet Paşa ile Çerkez Ethem’in ilk görüşmesinde düzenli ordu fikrine sıcak bakan Ethem, sonradan bu fikrinde keskin bir dönüş yaşamıştır. Yenilgiyle sonuçlanan Gediz Muharebesi sonucu, Çerkez Ethem suçu ordunun fertlerine atmıştır ve ”Allah belâsını versin bu nizamiye kuvvetlerinin!”(5) gibi çok ağır bir ifade kullanmıştır. Ordu güçleri, Kuva-yi Seyyare’nin Gediz’de hiçbir şey yapmadığını, emirlere itaat etmediklerini belirtmiştir. Bir benzer örnek olarak Reşid Bey’in kardeşi Çerkez Ethem’e çektiği bir telgrafta kuvvetlerinin düşmana müdafaa etmemesini tembihlemiştir. Ethem ve kuvvetleri, nizama uygun olmayan birçok şey yapıyor, girdikleri köyleri talan edip hayvanlara ve değerli eşyalara el koyarak Ankara’da hoşnutsuzluğa sebep oluyorlardı. İsmet Paşa’nın tespitlerince Kuva-yi Seyyare güçlerinin insanları sorgusuz sualsiz astığını, öldürdüğünü ve insanların evlerini dahi yaktığını Atatürk belirtmiştir. Bunun gibi birçok örneğe kaynaklardan rastlıyoruz. Ethem gibi ”efe”, ”kahraman” gibi sıfatlarla anılan bir kişiliğin bu kadar sakıncalı bir yola girmesi kaderin bir cilvesi olsa gerek.

Kemal Paşa’nın Sorunu Çözme Çabaları

Daha birçok olayın ve gelişmenin olduğu çalkantılı günlerde artık Çerkez kardeşler ve Ankara arasında çok ciddi sorunlar büyümeye devam etmiştir. Mustafa Kemal, Batı Cephesi’ndeki arkadaşları ile Çerkez Ethem ve kardeşleri arasında orta yolu bulmaya çalışmış, Çerkez kardeşleri kolay kolay silmek istememiştir. Birçok hadsiz ve pervasız hareketleri olan bu kardeşleri sineye çekmiş, vatanın selametini düşünmüştür. Bir keresinde Vali Yahya Galip Bey’i idam etme cüretine kalkışan Ethem, Kemal Paşa’nın bunu engellemesi üzerine ”Meclisi Başkanını Meclis önünde asacağım.” demiştir. İsmet ve Refet Paşalar ile Çerkez kardeşler arasındaki krizi bir an önce çözerek düşmana karşı ortak hareketi güçlendirmeye çalışmıştır. Bir keresinde Bilecik’te görüşme ayarlanmış ve sorunların çözülmesi planlanmıştı ancak Ethem, hastalığını bahane ederek görüşmeye katılmamaya çalışmış, bir nevi ortadan kaybolmuştur. Kemal Paşa, Ethem’in ortada olmadığın görünce Bilecik’e gitmeyip İsmet Paşa’nın Eskişehir’e yanlarına gelmesini tercih etmiştir. Eskişehir’e gidildiğinde Çerkez Reşit, Ethem’in, Eskişehir’e karargâha gelebileceğini söylemiştir. Karargâhta Ethem’in olmadığını gören Mustafa Kemal, ne zaman geleceğini sormuştur. Reşit Bey ise ”Ethem Bey şu dakikada kuvvetlerinin başındadır!” cevabını vermiştir. Atatürk, bu habere rağmen sakin olmayı tercih ettiğini Nutuk’ta belirtmiştir. İlerleyen süreçte Kemal Paşa, Kütahya’ya bir heyet göndererek Ethem ve Tevfik kardeşlerle görüşülmesini istemiştir. Bu heyete, ordudaki disiplin işlerine gelmiyorsa kenara çekilip istirahat edebileceklerini, düşmanlığı asla kabul edemeyeceklerini kardeşlere iletmelerini öğütlemiştir.

Sorundan Çatışmaya İlerleyiş

Çerkez Ethem ile kardeşleri ve Ankara arasındaki ipler 1920 yılının sonlarına doğru tamamen kopmuştur. Artık bu tarihten sonra iki taraf arasında bir çatışma başlamıştır. 31.12.1920 tarihli Halka Beyanname adıyla yayımlanan yazıda İsmet Paşa, Ethem ve kardeşlerinin Meclise isyan ettiklerini belirtmiştir. Ethem, 1 Ocak 1921’de İsmet Paşa’ya çektiği telgrafta, ”Meşruiyetini iddia ettiğiniz son vaziyetiniz darmadağın olacaktır.”(6) ifadesiyle geri adım atmayacağını ortaya koymuştur. Yazının ilerleyen kısımlarında Ethem’in sapkın fikirlerine bol bol değineceğiz ancak bu talihsiz bilgilere sadece Ethem için değil kardeşleri için de denk geliyoruz. Reşit Bey bir keresinde Kemal Paşa ile tartışırken Anadolu harekâtına katılmakla hata ettiklerini ve daha da ileri giderek küstahça bir şekilde Venizelos’la diz dize oturabilecek biri olduğunu Paşa’nın yüzüne söylemiştir. Nutuk’tan edindiğimiz bilgilerle Çerkez Ethem’in İstanbul’a çektiği telgrafta şu cümlelere rastlıyoruz: ”Kuvvetim savunmaya hatta karşı saldırıya bile yeterli olmakla birlikte, karşımda ve yanlarımda Yunanlılar bulunduğundan, tutulacak yol konusunda Yunan komutanlığı ile anlaşmaya varılmış ise de, zatı devletlerinin onayını almayı da her bakımdan lüzumlu buldum.” Ethem’in kuvvetleri, Ankara’nın Yunanlılarla barış yaptığına dair kara propaganda yapmayı eksik etmemiştir. Çerkez Ethem, Türk subaylarına ve erlerine hitaben Yunanlıların kendilerine teslim olanlara iyi baktığını söylemiş ve Ankara Hükümeti’nin şer aleti olmayınız diyerek seslenmiştir.(7) Sadrazam Tevfik Paşa’dan Ankara ile savaşmak izin dahi isteyen Ethem’in ne denli bir savrulma içerisinde olduğu çok açıktır.

Bazı Yazarların İhanete Dair Yorumları

Yazarlar arasında yıllardır süregelen hain miydi, değil miydi tartışması vardır. Ethem’i ilk savunan yazar Cemal Kutay’dır. Kutay, Ethem’in bazı önemli komutanlar tarafından hainleştirilmeye çalışıldığını belirtmiştir. Sina Akşin de daha yüzeysel bir ifade ile canını kurtarmak için Yunanlılara sığınmasının hainlik olmadığını söylemektedir ancak buradan sonra neler yaptığının da incelenmesi gerektiğini belirterek hainliğe yönelik faaliyetlerin olabileceğine açık kapı bırakmıştır.(8) Günümüzde tarih alanında popülerliğiyle adından söz ettiren İlber Ortaylı, Ethem’in hain olmadığını bir TV programında belirtmiştir. Ortaylı ek olarak, Çerkez Ethem’in kardeşleri tarafından da yönlendirildiğini ima etmiştir. Ortaylı’nın bu yorumunu destekler nitelikle bir bilgiye Zeki Sarıhan’dan öğreniyoruz. Ethem’in hükümete teslim olmaya sıcak baktığını, Tevfik’le görüştükten sonra kararını vereceğini belirtmiştir. Ethem ile ilgili yapılan yorumların belki de en sıra dışı olanı Yalçın Küçük’e aittir. Ethem ve adamlarının Türk kuvvetlerine tek kurşun bile atmadığını ve ihanetleri ile ilgili hiçbir kanıtın olmadığını belirtmiştir.(9) Küçük, Ethem ile Mustafa Kemal’in arasındaki kavganın sebebini burjuva ihtilalciliğine bağlamıştır. Ethem’e Yunan kuvvetlerine geçmekten başka çare bırakılmadığını da belirtmektedir ancak Ethem’in en has adamlarından olan Parti Pehlivan, hatasının hükümet tarafından affedildiğini hatta arazi ve koyun dahi verildiğini söylemiştir. Tüm bunlar bir kenara, Yalçın Küçük’ün en dikkat çekici tespiti ise Ethem ve kardeşlerine karşı yapılan tasfiyenin altında Çerkezlerin tasfiyesi olduğunu iddia etmesidir. Rauf Orbay’ın da Çerkez kökenli olduğunu ve onun da bu tasfiyeye dâhil edildiğini belirtmektedir. Küçük’ün bu iddiası ne kadar doğru bilinmez ancak Kemal Paşa, Sovyet elçi Aralov’a bir keresinde ”Acaba Rauf, Çerkez Ethem ve Çerkez Reşit gibi adamların bize karşı böylesine şiddetli davranışlarını harekete getiren din sevgisi midir?”(10) diyerek önemli Çerkez kökenli askerlerin hoşnutsuzluğunu dine bağlamıştır. Geçmişte TKP’nin önemli isimlerinden olan Şefik Hüsnü de Ethem’e ”hain” yakıştırması yapmaktadır.

Dönemin Gazeteleri ve İhanete Dair Yazılar

Teknolojinin çok zayıf olduğu bu dönemlerde tarihi olayları incelemek adına en önemli verilerden birisi gazetelerdir. Dönemin gazetelerinden olan Açıksöz, Ethem’den ”dinini ve milliyetini Yunanlılara teslim etmiş olan” cümlesiyle bahsetmiştir. Yine dönemin değerli gazetelerinden olan Hâkimiyeti Milliye, Ethem’in bir gün Kemeraltı’nda gezerken ahalinin Ethem’e sayıp sövdüğünü yazmaktadır. Mustafa Kemal’e muhalifliğiyle bilinen dönemin gazetelerinden Alemdar ve Peyamı Sabah dahi, Ethem’den hain olarak bahsetmektedir. Gayei Milliye Gazetesi, mide rahatsızlığı sebebiyle Atina’ya giden Ethem için, ”kendi silahıyla döktüğü kardeşkanlarından hazımsızlığa uğrayan midesini tedavi ettirerek…” sözlerini sarf etmiştir. Konya’da yayımlanan Öğüt gazetesi de Ethem’den ”vatan haini” sıfatıyla bahsediyor. Ayrıca aynı gazete, yüzlerce Türk’ün kanına girdiğini de yazmıştır. Ankara’ya karşıt fikirleriyle bilinen Peyamı Sabah, Haziran 1921’de Ethem’in Türk ordusuna karşı bir harekât planı düzenlediğini ve emrine 2000 Yunan atlısı istediğini aktarmıştır.

Çerkez Kardeşler ve Yunan Ortaklığı

Yunan uçakları, Türk ordu birliklerinin üzerine Ethem imzalı bildiriler atmıştır. Bu bildiri baştan aşağıya ihanet kokmaktadır. Bildirinin sonunda Ethem; ”Ey subay arkadaşlar emir kulu olmaktan kaçınınız. Allah’ın kulu olunuz. Aksi halde geliyorum ha! Son pişmanlık fayda vermez.” cümleleriyle tehditler savurmuştur. Politiya adlı Yunan gazetesinin bir muhabiri, Ethem’in kısa sürede Yunan ordusuna hizmetler ettiğini belirtmiştir. Ethem ile birlikte kardeşi Reşit Bey de ihanetten çekinmemiştir. Yunan ordusuna Ankara’ya yakın şehirler hakkında detayları anlatarak bilgiler vermiştir. Ethem’in yazdığı bildiriler yine Yunan uçaklarıyla Türk birlikleri atılmıştır. Son bildiride, Yunanlıların Türklerin dinini ve hürriyetini korumaya çalıştıklarını, Türklere değil Mustafa Kemal’e karşı savaştıklarını yazmıştır.

Ethem Kuvvetleri Türk Ordusuna Kurşun Attı mı?

Yazımın temel noktası Çerkez Ethem ve kuvvetlerinin Yunan’a sığınıp hayatlarını devam ettirmeleri değil, daha fazlasını da yapıp Türk ordusuyla çatışmaya girdiklerini aktarmaktır. Bu kısımda Ethem’in hangi sıfatı taşıdığını siz değerli okuyucuların yorumuna bırakacağım. İlk olarak Yunus Nadi’den öğrendiğimiz birkaç bilgiyi paylaşmak istiyorum. Yunus Nadi, Miralay Nazım Bey kendisine, 6 Ocak günü Yunan taarruzunun başladığını ve Çerkez Ethem ile biraderlerinin de yer aldığını aktarmıştır. Yine Yunus Nadi’den öğrendiğimiz bir bilgiye göre, Çerkez Ethem, Sami adında bir arkadaşını Yunan ordusuna göndermiş, Sami adlı kişi Yunanlılarla birleşerek Ankara’yı yıkmak adına görüştüğünü bir arkadaşına söylemiştir. Zeki Sarıhan’ın aktardığı bilgilere göre, Gediz ve çevresinde Ethem’in 300 kişilik bir kuvveti bölgeyi top ateşine tutmuştur. Ethem’in ve kuvvetlerinin Türk ordusuna tek kurşun dahi atmadığını söyleyen Yalçın Küçük’ü bu cümle haklı çıkartmaktadır çünkü Türk ordusu kurşuna değil top atışına tutulmuştur. Çerkez Tevfik’in yaveri Teğmen Sami’nin, Türk kuvvetlerine saldırdıkları için ”Gâvura atar gibi atılmaz, bu olmaz” demesi üzerine idam edilmesi bile düşünülmüştür. Bu bilgiye yine Sarıhan’dan edinmekteyiz. Bazı Seyyar Kuvvet erlerinin Ethem’in kuvvetlerine orduya kurşun atmak için girmediklerini belirterek kaymakamlıklara sığındıklarını Baki Vandemir’den öğrenmekteyiz. 5 Eylül 1922’de Ethem’in adamlarıyla Türk ordusu arasında çarpışmalar yaşanmıştır. Celal Erikan, Çerkez Ethem ve kuvvetlerinin Büyük Taarruz’da da Türk ordusuna karşı savaştığını yazmıştır.

İsyan Bittikten Sonraki Süreç

Milli Mücadele’de ortaya çıkan ayaklanmalar arasında en çok konuşulan ve en popüler olan Çerkez Ethem Ayaklanması sonunda bitmiştir ve Meclis rahat bir nefes almıştır. Karşılıklı birçok ciddi önlem ve adımların görüldüğü bu isyanın sonunda Ankara galip çıkmıştır. Belki de günümüzü çok derinden sarsacak ve tarihi baştan aşağı değiştirecek bir hadise olan Çerkez Ethem İsyanı, kendini hükümet liderliği hayallerine kaptıran kardeşlerin hüsrana uğramasıyla son bulmuştur. İsyan sonrası Yunan saflarına kaçmak durumunda kalan Ethem için Atatürk, ”düşman saflarında müstahak oldukları yeri aldılar.” cümlesini kullanmıştır. Hain damgası, bir insan için çok ağır ve ezici bir ithamdır. Hele ki bu yakıştırma bir asker veya savaşçı için kullanılıyorsa çok daha onur kırıcı bir hâle gelir. Bu konuda araştırma yapan insanlar, hainliği sadece kurşun atma, çatışma gibi ileri boyutlarda inceliyor ancak kanaatimce hainlik sadece askeri faaliyetlerle değil daha basit fiillerle de gün yüzüne çıkabilir. Tartışmalı hainlik konularında tarihimizde Ethem kadar Osmanlı padişahlarından olan Vahdettin için de aynı sözler söylenmektedir. Vahdettin’in de hain olmadığı ifade edilir, işe sadece kurşun atma boyutuyla bakacak olursa Vahdettin asla bir hain değildir. Bu konuyu okuyucuların yorumuna bırakıyorum, sadece bir benzetme amaçlı eklemek istedim. Nutuk’ta Vahdettin için de Ethem için Atatürk, çok net ifadelerle durumu özetlemektedir. Kemal Paşa, Nutuk’ta Ethem ve kardeşleri için şu cümleleri sarf etmiştir: ”Efendiler, askeri harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun masum çocuklarını kurtulmalık dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren ve Türk milletinin Büyük Meclisini kendileriyle uğraştıran utanmaz, haddini bilmez, küstah ve herhangi bir düşmanın boğazı tokluğuna casusluğunu, uşaklığını yapacak kadar aşağılık ve bayağı yaratılışta olan bu kardeşleri, ellerindeki bütün kuvvetler ve dayandıkları düşmanlarla birlikte yola getirmek ve ortadan kaldırmak suretiyle, inkılap tarihimizde, etkili bir ibret örneği vermek zaruri görüldü.” Atatürk, Ethem ve kardeşleri için bu ifadeleri kullanırken Ethem, Zeki Sarıhan’ın aktardığına göre, Şam Konsolosluğu kendisine vize vermeyi teklif ettiğinde, ”Memlekette kimin yüzüne bakabilirim?” diyerek reddetmiştir. Yine bir başka gün ise ”ben kendimi memleket dışında ölmeye mahkûm ettim.” ifadesini kullanmıştır.

Kuvâ-yi Milliye destanını yazan, büyük şairimiz Nazım Hikmet’in ünlü dizeleriyle yazıya son vermek isterim;

“ve 29 Aralık Kütahya

4 top

ve 1800 atlı bir ihanet

yani Çerkez Ethem

bir gece vakti

kilim ve halı yüklü katırları

koyun ve sığır sürülerini önlerine katıp

düşmana geçti

yürekleri karanlık

kemerleri ve kamçıları gümüşlüydü

atları ve kendileri semizdiler…

Ateşi ve ihaneti gördük”

 

KAYNAKÇA

(1) İzzet Öztoprak, Türkiye’nin İşgali ve Millî Direniş Hareketleri, s.585

(2) Türkmen Töreli, İstiklal Harbinde İç İsyanlar, Kripto Yayınları, Ankara, 2012, s.41

(3) Kemal Atatürk, Nutuk, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2016, s.321

(4) Yunus Nadi, Çerkes Ethem Kuvvetlerinin İhaneti, Sel Yayınları, İstanbul, 1955, s.27

(5) Age s.9

(6) Zeki Sarıhan, Çerkez Ethem’in İhaneti, Kaynak Yayınları, İstanbul, Aralık 2008

(7) Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Eylül 2017, s.158

(8) Yalçın Küçük, Sırlar, İthaki Yayınları, İstanbul, 2004, s.122

(9) Semyon İvanoviç Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları, çev: Hasan Ali Ediz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2014, s.188

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir