14/10/19

Mümtaz Soysal – Gençlik ve Amerika

gençlik ve amerika

Türkiye’de kızgın genç adamların Dean Rusk’ı yuhalaması, yankıları hâlâ sürüp giden önemli bir olay oldu. Bazı çevrelere bakılırsa, olup bitenler, sinsi tertiplere âlet edilmiş birkaç gencin taşkınlıklarından ibaret. Bazıları da, bu kıpırdanışları, Washington’un Kıbrıs ve üsler konusundaki davranışlarına karşı basit bir tepki sayıyor. Oysa, son günlerdeki protesto sesleri, çok daha yaygın olan bir tiksintinin yüzeydeki ilk belirtisi. Birçok ülkeden sonra, Türkiye’de de genç kuşakların Amerika’ya karşı kızgınlık, ya da en azından kırgınlık duymağa başlaması küçümsenecek bir olay değil. Hele, bu kızgınlık, Amerika lehine propaganda yapabilmek için harcanan milyonlarca dolara, bol bol dağıtılan burslara, Atlantik ötesi yolculuklara, kitaplara, sinema perdelerinden radyo hoparlörlerine kadar her yanı saran sürekli beyin yıkama çabalarına rağmen doğmuşsa.

Amerika’daki yönetici çevreler arasında olaylardan ders almayı becerebilen eğer hâlâ varsa, böyle bir tepkinin nedenleri üzerinde durmak onlar için elbette pek faydalı olur. Ama, yürürlükteki kanunlara aykırılıktan doğan ve yargı makamları önünde hükme bağlanacak hukuki yönlerin ötesinde, bütün bu olup bitenleri asıl ibretle izlemesi gerekenler, devlet adamlığında ve ülke yönetiminde Amerikan metodlarını taklide yeltenen, hem de bu taklitçiliği yüzlerine gözlerine bulaştırarak yapanlardır. Genç kuşaklarda Amerikalılara karşı uyanan tepki, onların davranışlarını Türk toprakları üzerinde tekrarlamağa çalışanlara karşı da bir anlam taşıyor. Rusk’ın Ankara’ya gelişinde yükselen protesto sesleriyle Başbakan Demirel’in Teknik Üniversite’den çıkışında duyulan sözler arasında tam bir bağlantı var. Ama bu bağlantı, iddia edildiği gibi kışkırtıcıların aynı çevrelerden oluşunda değil, her iki prototipin de genç kafalarda aynı tepki tellerine dokunmasındadır.

“Amerika”, “Amerikalılık”, “Amerikancılık”! Yeni yetişen kuşakların kızgın adamlarında bu kavramlara karşı uyanan tepkinin asıl nedenini şurada aramak gerek: Washington’da ve oraya bağlı çevrelerde hâkim olan zihniyet, bütün genç kuşakların ortak niteliği sayılabilecek bazı değer yargılarıyla artık açıkça çatışma durumuna düşmüştür. Yalnız Türkiye’de değil, dünyanın çeşitli köşelerinde kızgın gençleri sokağa iten şey, körpe kafalardaki bu temel çatışmadır.

Çiğnenen İdealler

Kendi kendisine karşı saygıdan başlayıp insan kişiliğinin dokunulmazlığına ve sonra da ulusların bağımsızlığına inanarak yetişen, kurtuluş savaşlarının öykülerini dinleyerek genç, Dominik’te ve Vietnam’da “komünizmle savaş” perdesinin gerisinde işlenen cinayetleri nasıl affedebilir? Vaktiyle, Amerika, On sekizinci Yüzyıl Avrupa’sında kaynaşan taze ve aydınlık düşüncelerin ilk uygulama alanlarından biri olmuştu; şimdi ise, insanlığın bütün genç kuşaklarına ilkokul sıralarından beri aşılanan tertemiz idealler çeşitli ülkelerdeki Amerikan silahlarının ucunda can veriyor.

İzcilik sloganlarını henüz unutmamış olan genç adam, pek insancıl amaçlarla yürütüldüğü söylenen yardım programlarının gerisinde ne gibi kirli hesapların döndüğünü öğrenir öğrenmez içinde bir şeylerin yıkıldığını duyup tepki göstermez mi? Bombay’da gecelerini kaldırımlar üzerinde uyumak zorunda kalan tam 300.000 sefil var; Kalküta, hâlâ, sokak köşelerinde düpedüz açlıktan ölen Hindistan, en dolu. 465 milyonluk Hindistan, en iyi hasat yıllarında yetiştirdiği 80-90 milyon ton tahılla bile kendi kendisini besleyemiyor. Şimdiye kadarki yiyecek açıklarını bir dereceye kadar Amerika kapatmış. Ama, Washington’daki yöneticiler, istedikleri koşullar yerine getirilmezse, 1970’den sonra her yıl yaptıkları bu 6-7 milyon tonluk yardımı da keseceklerini bildirmişler. Hint ekonomisi devletçilikten uzaklaşıp daha liberalleşmeli, yabancı sermayeye daha fazla açılmalı, Amerikan şirketleri suni gübre fabrikalarını ve dağıtımını istedikleri gibi düzenleyebilmeliymiş. Genç adam bunları öğrenir de tiksinmez mi? Hele, kendi ülkesine de “sanayii arka plana itip tarımı öne alın” tavsiyelerinin yağmakta olduğunu, Türkiye’deki suni gübre konusunu düzenlemenin AID zoruyla Devlet Planlama Teşkilatından alınıp Amerikalı uzmanlara verildiğini duyarsa?

Amerika’ya karşı duyulan kızgınlığın gerisinde “kâr, para ve hırs”a dayanan bir kalkınma metodunun genç kafalarda uyandırdığı tepki de gizli. Washington’un ve ona bağlı çevrelerin avukatlığını yaptıkları gelişme yolları, henüz çok daha temiz duyguların etkisi altında bulunan genç insanlara hiç de sevimli gelmiyor. Üstelik, aynı kâr, para ve hırs unsurlarının kendi yabancılarca da kullandığını görmek yeni kuşakları çileden çıkarmağa yetiyor. Bu tepkiye kapılmak, onun heyecanını duymak için, iktisat bilmek, uluslararası kazanç mekanizmalarını kavramak da gerekli değil. Körpe yaşların temizliği ile yurt sevgisi birleşince, maden ve petrol peşindeki “çirkin Amerikalı”ya karşı nefret kendiliğinden ortaya çıkıyor. Kaldı ki, yeni kuşaklar, iç ve dış sömürmenin yolları onuşunda sanıldığından çok daha bilgili.

Gençlerin gözünde Amerika’nın asıl küçüklüğü, şimdiye kadar kendi toplumunun temel direkleri diye tanıttığı değer yargılarını bugünkü dünyanın dört bir yanında yine kendi tutumuyla çiğnemesidir. Hatırlarsınız.

“Hak, Hukuk dağıtma yeri,”

“Kovboy filmleri.”

Diye biten bir şiiri vardı Behçet Necatigil’in. Gerçekten, yeryüzünde çocukluk ve gençlik yaşları arasındaki insanların o filmleri böylesine tutması sebepsiz değildir. Uçsuz bucaksız yaylarındaki uzun kavgaları sonunda hep mert, dürüst ve âdil insanlar üstün çıkar, seyredenlerin gözünde hak mutlaka yerini bulur. Hiç merak etmeyin, bugün “çirkin Amerikalılar”ı ve onların Türkiye’deki ortaklarını beğenmedikleri için “ karanlık ruhlu, olumsuz insan” diye damgalananlar, vaktiyle, çamurlu kasaba haydutlardan kurtulurken “oğlan tayfası”nı çılgınca alkışlamış olan çocuklardır. Gerçek sahnelerde dönen kirli dolaplar en çok onları yaralıyor.

Doktrin Korkusu

“Hür Dünya”nın savunuculuğunu yaptıklarını söyleyenleri ve onların çeşitli ülkelerdeki ahbaplarını dikkatle dinleyin; en çok dikkatinizi çeken endişe, “doktrin ve sistem korkusu” olacak. Hepsi, “doktriner görüşler” dedikleri sistemli ve tutarlı çözümlere karşıdırlar. Bilirler ki duygu alanında kendi aleyhlerine olan temel tepkiler sağlam doktrin çerçevelerine oturtulduğu zaman, artık önüne geçilmez güçler doğacaktır. Yoksa, basit birer “zabıta olayı” saydıkları duygusal dalgalanmalarla başa çıkabilmek için çoktan hazırlıklıdırlar. Onları asıl korkutan, yuh sesi, çürük domates ve kokmuş yumurta değil, copla vurulamayan, kamyonla toplanamayan, kelepçeyle bağlanamayan “sistem” ve “doktrin”dir.

Sosyalizmin gücü, en temiz duyguları en akılcı ve bilimsel formüllere oturtabilmiş olmasından geliyor. Vietnam ormanlarından Santa Domingo sokaklarına, Berkeley bahçelerinden Ankara caddelerine kadar, “sözde milliyetçiler”ce zaman zaman sol tutumdaki insanlara karşı girişilen sadizm denemeleri, bu göz kamaştırıcı birleşim karşısında duyulan küçüklüğün belirtisinden başka bir şey değil. Tarih, bir devin bu kadar küçüldüğünü hiç görmemişti.

Kaynakça

Soysal, M. (1966, Nisan 29). Gençlik ve Amerika. Yön(161), 3.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir