25/08/19

Mustafa Kemal Atatürk – Hilafet Meselesi Hakkında

ataturk hilafet hakkında

Hilafet meselesi hakkında halkın tereddüt ve endişesini gidermek için her yerde lüzumu kadar beyanat ve izahatta bulundum. Kati olarak ifade ettim ki, “Milletimizin kurduğu yeni devletin mukadderatına, muamelelerine, ba­ğımsızlığına, unvanı ne olursa olsun hiç kimseyi müdahale ettiremeyiz! Milletin kendisi kurduğu devleti ve onun bağımsızlığını muhafaza ediyor ve ilelebet muhafaza edecektir!”

Millete anlattım ki, bütün Müslümanları kapsayan bir devlet tesis etmek vazifesiyle mükellef tahayyül edilen bir halifenin vazifesini yapabilmesi için, Türkiye Devleti ve onun bir avuç nüfusu, halifenin emrine tabi tutulamaz.

Millet, buna razı olamaz! Türkiye halkı bu kadar büyük bir mesuliyeti, bu kadar mantıksız bir vazifeyi üstlenemez.

Milletimiz, asırlarca, bu boş görüşten hareket ettirildi. Fakat ne oldu?! Her gittiği yerde milyonlarca insan bıraktı. Yemen çöllerinde kavrulup mahvolan Anadolu evlatlarının miktarını biliyor musunuz? dedim. Suriye’yi, Irak’ı muhafaza etmek için, Mısır’da barınabilmek için, Afrika’da tutunabilmek için ne kadar insan telef oldu, bunu biliyor musunuz?! Ve netice ne oldu görüyor musunuz?! dedim.

Halifeye, dünyaya meydan okutmak ve onu bütün İslam işlerinde söz sahibi kılmak fikrinde olanlar, bu vazifeyi yalnız Anadolu halkından değil, onun sekiz on misli nüfustan meydana gelen büyük İslam kütlelerinden talep etmelidir! Yeni Türkiye’nin ve yeni Türkiye halkının, artık, kendi hayat ve saadetinden başka düşünecek bir şeyi yoktu… Başkalarına verebilecek bir zerresi kalmamıştır! dedim.

Diğer bir noktayı da halk gözünde belirginleştirmek için şu beyanatta bulundum: Bir an için farz edelim ki, dedim, Türkiye söz konusu vazifeyi kabul etsin… Bütün İslam alemini bir noktada birleştirerek sevk ve idare etmek gayesine yürüsün ve muvaffak dahi olsun! Pekâlâ ama, tabiiyet ve idaremiz altına almak istediğimiz milletler, derlerse ki, bize büyük hizmetler ve yardımlar yaptınız, teşekkür ederiz. Fakat biz bağımsız kalmak istiyoruz. Bağımsızlık ve hakimiyetimize kimsenin müdahalesini uygun görmeyiz! Biz kendi kendimizi sevk ve idareye muktediriz!

O halde, Türkiye halkı bütün bu mesai ve fedakarlığa sadece bir teşekkür ve dua almak için mi katlanacaktır?!

Görülüyordu ki, bir hırs ve heves için, bir kuruntu ve hayal için, Türkiye halkını mahvetmek istiyorlardı. Hilafet ve halifeye vazife ve salahiyet vermek fikrinin mahiyeti bundan ibaretti.

Efendiler, halka sordum: Bir İslam devleti olan İran veya Afganistan, halifenin herhangi bir salahiyetini tanır mı, tanıyabilir mi? Haklı olarak tanıyamaz. Çünkü devletinin bağımsızlığını, milletinin hakimiyetini ihlal eder.

Millete şunu da ihtar ettim ki, kendimizi cihanın hâkimi zannetmek gafleti artık devam etmemelidir. Hakiki mevkiimizi, dünyanın vaziyetini tanımamaktaki gafletle, gafillere uymakla milletimizi sürüklediğimiz felaketler yetişir! Bile bile aynı faciayı devam ettiremeyiz!

Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Vels (Wells), iki sene evvel yayımlanan bir tarih yazdı. [1] Eserinin son sayfaları “dünya tarihinin gelecekteki safhası” unvanı altında birtakım görüşleri ihtiva eder.

Bu görüşlerde hedeflenen mesele: “Un gouvermement federal mondial” (dünya çapında bir birleşik hükümet)’dir.

Vels, bu bölümde, dünya çapında bir birleşik hükümetin nasıl tesis olunabileceğini ve böyle bir devletin esaslı bazı ayırıcı hatları hakkındaki tasavvurlarını ortaya koyuyor ve adaletin ve tek bir kanunun saltanatı altında küremi­zin nasıl bir halde bulunacağını tahayyül ediyor.

Vels, “Bütün hakimiyetler tek bir hakimiyet içinde eritilmezse, milliyetIerin üstünde bir kuvvet meydana çıkmazsa dünya mahvolacaktır” diyor ve “Hakiki devlet, asri hayat şartlarının bir zaruret haline getirdiği dünya birleşik hükümetinden başka bir şey olamaz”; “Muhakkaktır ki, insanlar kendi icatları altında ezilmek istemezlerse, er veya geç birleşmeye mecbur olacaklardır” görüşlerini ileri sürüyor.

“İnsanlığın dayanışması hakkındaki büyük hülyanın nihayet ile çıkması için ne yapmak ve neyin önüne geçmek lazım geleceği doğru olarak bilinmediği” ve “mütecaviz bir harici siyaset ananesine sahip olan devletlerin, dünya çapında bir devletler ittifakı tarafından güçlükle temsil olunabileceği” de belirtiliyor. Vels’in “Avrupa ve Asya’nın felaketleri ve müşterek ihtiyaçları, belki dünyanın bu iki kısmındaki kavimlerin bir dereceye kadar birleşmesine vesile olacaktır”, “Olabilir ki, bir sıra kısmi birlikler, dünya çapında bir birlikten evvel hasıl olur” görüşlerini de kaydedeyim.

Efendiler, bütün insanlığın tecrübe, malumat ve düşüncede yükselmesi ve olgunlaşması; Hıristiyanlıktan, Müslümanlıktan, Budizm’den vazgeçerek basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak hale konulmuş dünya çapında saf ve lekesiz bir dinin kurulması ve insanların şimdiye kadar kavgalar, pislikler, kaba arzu ve iştihalar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekaları zehirleyen iltihap tohumlarına galebe etmeye karar vermesi gibi şartların doğmasını lüzumlu kılan bir “dünya çapında birleşik hükümet” tahayyülünün tatlı olduğunu inkar edecek değiliz.

Bu tasavvur ve tahayyüle kısmen benzeyen bir hayal, hilafetçileri ve Panislamizm taraftarlarını -Türkiye’ye musallat olmamaları şartıyla- memnun etmek için bizde de tasvir edilmişti.

Tasvir olunan teori şu idi: Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da ve başka kıtalar­da yaşayan İslam toplumları, gelecekte herhangi bir gün, irade ve arzularını kullanmaya ve tatbike iktidar ve serbestlik kazanırlar; o zaman lüzumlu ve faydalı görürlerse, asrın icaplarına uygun bir surette birtakım anlaşma ve birleşme noktaları bulabilirler. Şüphesiz, her devletin, her toplumun birbirinden tatmin ve temin edeceği ihtiyaçları vardır. Karşılıklı menfaatları mevcuttur.

Bu tasavvur olunan bağımsız İslam hükümetlerin salahiyet sahibi delegeleri bir araya gelip bir kongre yaparlar ve filan ve filan ve filan İslam devletler arasında şu veya bu münasebetler kurulmuştur. Bu müşterek münasebetleri muhafaza ve bu münasebetlerin içerdiği şartlar dahilinde birlikte hareketi temin için bütün İslam devletlerin delegelerinden meydana gelen bir meclis kurulacaktır. Birleşen İslam devletler bu meclisin reisi tarafından temsil olunacaktır derlerse, işte o zaman, isterlerse, o “bütün İslam’ın birleşik hükümeti”ne hilafet ve müşterek meclisin riyaset makamına seçilecek zata da halife unvanı verirler. Yoksa, herhangi bir İslam devletinin bir zata bütün İslam dünyası işlerinin idaresi ve yürütülmesi salahiyetini vermesi akıl ve mantığın hiçbir vakit kabul edemeyeceği bir keyfiyettir.

Not: Tam başlık şu şekilde; “Hilafet Meselesi Hakkında Halkın Tereddüt ve Endişesini Gidermek İçin Verdiğim İzahat”

Kaynakça: Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, Kaynak Yayınları, Ankara, Eylül 2015, syf. 542-546.

[1] Herbert George Wells, A Short History of the World, New York, 1922. Fransızcası: H. G. Wells, Esquisse de l’histoire universelle, çev. Edouard Guyot, Paris, 1925. Türkçesi: H. G. Wells, Cihan Tarihinin Umumi Hatları, 5 cilt, T.C. Maarif Vekaleti, Devlet Matbaası, 1927-1928. (Y.N.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir