19/11/19

N. Vasilyev – Yeni Türkiye’nin Kurucusu

milli önder kemal atatürk

“Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta perişan olmuş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin yozlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı… İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet. 15 Mayıs 1919’da, İtilâf Devletleri’nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir’e çıkartılıyor.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1927 yılındaki kongresinde sonradan Atatürk (“Türklerin Atası”) soyadını alacak olan Mustafa Kemal, Dünya Savaşı’ndaki yenilginin sonucunda Türkiye’nin içinde bulunduğu umutsuz durumu işte bu keskin çizgilerle tasvir etmişti. Galip ülkelerin bloğundaki emperyalist saldırganlar, mağlup Türkiye’yi parçalara böldüler, sultan hükümeti ise kendi imzası ve mührüyle kökünden çürümüş Osmanlı İmparatorluğu’nu nihai olarak tasfiye etmek amacını taşıyan tecavüz ve yağma antlaşmalarının hep yeni birini onaylıyordu.

Ancak Türk halkının geniş kesimleri, sultanın hizmetkârlarından farklı olarak, sultan gericiliğinin ihanet politikalarının onları mahkûm ettiği sömürgeci köleliğin boyunduruğu altına girmeyi reddettiler. Anadolu’nun içlerinde ve İzmir, Trabzon, Samsun gibi şehirlerde emperyalist işgalcilere ve sultan hükümetine karşı yönelen Milli Kurtuluş Hareketi filizlendi. Anadolu milli burjuvazisi, kendiliğinden ortaya çıkan kitlelerin bu hareketine önderlik etti.

19 Mayıs 1919’da Kemal Atatürk, Türkiye’yi yutan emperyalizme ve onun ajanı padişaha karşı örgütlü bir mücadele başlatmak amacıyla Samsun’a geldi. Yetenekli generallerden biri olarak Kemal Atatürk’ün geniş popülaritesi, sultan istibdadına karşı geçmişten beri burjuva devrimci faaliyete katılmış olması, Milli Kurtuluş Hareketi’nin liderlik görevine hızlı bir şekilde gelmesini sağladı. Atatürk, sultan ordusunun artıklarından ve köylü gerilla birliklerinden Türk halkının milli çıkarları için özveriyle savaşan ve bütün yabancı işgalcilerin Türk topraklarından tamamen kovmayı başaran yeni bir ordu yaratmayı başardı. Atatürk’ün liderliği altında birleşen milli kuvvetler, İngilizler tarafında dağıtılan İstanbul’daki Türk parlamentosuna karşılık 23 Nisan 1920’de milli temsil organını topladılar. Kemal Atatürk’ün başkanı seçildiği bu organ, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ydi. Millet Meclisi’nin yeri için Türkiye’nin tam kalbinde bulunan, işgalcilerin toplarından ve saldırılarından uzaktaki Ankara seçildi.

Genç milli Türkiye, emperyalizme karşı mücadelesinde yalnız değildi. Kendisi de o sırada yabancı istilasına ve uluslararası emperyalizm tarafından silahlandırılmış “yerli” karşıdevrime karşı kahramanca bir mücadele vermekte olan Sovyet Rusya, yardım talebinde bulunan Büyük Millet Meclisi Türkiye’sine dost elini uzattı. Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından üç gün sonra Atatürk, Sovyet hükümetine Türk milli hareketinin desteklenmesi ricasıyla bir mektup gönderdi. Cevabi mektupta Dışişleri Halk Komiseri, Sovyet hükümetinin “Türkiye için zor olan bu günlerde. Türk ve Rus haklarını birleştirmek zorunda olan dostluğun sağlam temellerini memnuniyetle atacağını” yazdı.

Kemal Atatürk, sömürge ve yarı sömürge halkların başarılı bir şekilde antiemperyalist bir mücadele vermesini kolaylaştıran Ekim Devrimi’nin devasa önemini anlamıştı. Bu, onun Sovyet hükümetine 29 Kasım 1920 günü gönderdiği, şu önemli sözleri yazdığı telgrafa açık bir şekilde yansımıştı:

“Kendi zincirlerini kırmakla yetinmeyip, iki seneden fazla zamandır bütün dünyanın kurtuluşu için emsalsiz bir mücadele veren. Rus halkına Türk halkının duyduğu hayranlık hislerini bildirmek, bana büyük bir mutluluk veriyor.”

Atatürk’ün Milli Kurtuluş Savaşı’nın başında bulunduğu tüm dönem boyunca ve Türkiye’nin cumhurbaşkanlığını yaptığı uzun süre zarfında Türkiye’nin Sovyetler Birliği’yle en dostane ilişkileri desteklediği olgusunu da görmezden gelmek mümkün değildir. Türkiye, Sovyetler Birliği’yle barış mücadelesinde faal bir şekilde işbirliği yapmış, Sovyet heyetinin silahsızlanma konferansındaki önerisini destekleyerek 1929 yılında savaşın reddedilmesini öngören Kellogg Paktı’nın daha erkenden yürürlüğe girmesi hakkındaki “Litvinov Protokolü”ne katılmış, mütecavizin belirlenmesine dair sözleşmenin imzalanması meselesinde vs. SSCB’yi desteklemiştir. Sovyetler Birliği’yle dostane ilişkilere Kemal Atatürk tarafından Büyük Millet Meclisi’nin 1936 yılındaki açılış konuşmasında da yüksek önem verilmiştir:

“Bu münasebetle, karada ve denizde büyük komşumuz Sovyet Rusya ile aramızdaki, on beş senedir her türlü tecrübeden geçmiş olan dostluğun, ilk gündeki kuvvet ve samimiyetini tamamıyla muhafaza ederek, tabii inkişafatında devam ettiğini beyan etmekle de, ayrıca memnuniyet duyarım.”

Ayrıca altını çizmek gerekir ki, Sovyetler Birliği’yle sıkı ilişkileri desteklemenin yanında Kemal Atatürk, ortak güvenlik politikası taraftarıydı, birçok kere dünyanın bölünmezliği ilkesi lehine olumlu görüş bildirmişti. Buna benzer ifadeleri arasında 1937 yılındaki Romen Dışişleri Bakanı’nın Ankara’ya gelişi vesilesiyle yaptığı konuşması bulunmaktadır:

“Bütün dünya hâdiseleri bize bunu açıktan açığa ispat eder. En uzakta zannettiğimiz bir hâdisenin bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için beşeriyetin hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir uzvu addetmek icap eder. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan bütün âza müteessir olur… Dünyanın filân yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla alâkadar olmalıyız.”

Bağımsızlık mücadelesinin örgütleyicisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığından beri dış ve iç politikasının lideri. Kemal Atatürk, aynı zamanda Türk halkının siyasal ve toplumsal hayatında çok fazla şeyi değiştiren oldukça önemli reformların düşünürü ve uygulayıcısıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortaçağ istibdadının yerine Türkiye’de Cumhuriyet rejimi kurulmuştur. Yeni Cumhuriyet kanunlarına göre ülkenin toplumsal ve siyasal hayatına sadece erkekler değil, eskiden sultan zamanında hareme kapatılmış olan kadınlar da katılabilmektedir. Dini bağnazlığın ve gaddarlığın yuvası olan Müslüman tarikatlar dağıtılmış, din devletten ayrılmış, hilafet kaldırılmıştır. Birçok alanda Avrupalılaşma hayata geçirilmiştir. Nüfusun geniş kesimlerinin öğrenmesi için oldukça zor olan eski Arap alfabesinin yerine yeni Latin alfabesine geçilerek eğitimin geniş bir şekilde yaygınlaşması ve edebiyatın gelişmesi için önkoşullar yaratılmıştır. Bu yolda karşılaştığı atalet ve gelenekler, gericiler tarafından çıkarılan engellerin aşılması gerekliliği üzerine Kemal Atatürk, 1928 yılında Türkiye çapında büyük bir propaganda gezisi gerçekleştirmiş, okul tahtasının önünde tebeşirle durarak çok sayıdaki şehir ve köyde yeni alfabe dersini halka bizzat kendisi vermiştir.

Atatürk’ün yönetimi altında gerçekleştirilen büyük eylemler arasında önem taşıyan devlet sanayi inşasını da saymak gerekir. Türkiye, şu an bu sayede öncelikle hafif sanayi kollarında olmak üzere bir dizi büyük sanayi işletmelerine sahiptir. Bu alanda Türkiye, sanayi inşaatının ihtiyaçları için bağışlanan 8 milyon dolarlık kredi şeklinde Sovyetler Birliği’nden dostane bir yardım almıştır.

İsmi Türk halkının Milli Kurtuluş Savaşı’yla ve Türkiye’nin devlet-siyasal organizmasındaki tüm değişimlerle sıkı sıkıya bağlı olan Kemal Atatürk’ün ölümü, Türkiye ve onun bütün dostları için şüphesiz büyük bir kayıptır. Türk halkının en samimi dostlarına dâhil olan Sovyet toplumu, çağımızın bu değerli eylem adamının vefatından derin üzüntü duymuştur.

11 Kasım’da gerçekleşen Büyük Millet Meclisi’nin oturumunda İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni cumhurbaşkanı seçildi. Bu demektir ki, Türkiye, cumhurbaşkanlığı makamına Kemal Atatürk’ün halefi olarak hak etmiş bir kişiye sahiptir. İsmet İnönü, Milli Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarından (İnönü soyadı Türk Ordusu’nun İsmet’in kumandanlığında Yunan işgalcilerine karşı İnönü önlerinde kazandığı zaferin şerefine verilmiştir) ve Kemal Atatürk’ün Türkiye’nin temel özellikleri yukarıda sıralanan iç ve dış politikasının yönetilmesindeki en yakın silah arkadaşlarından biridir. Bu, aynı zamanda da Türkiye’nin de samimi dostları olan barışın samimi dostlarıyla işbirliği halinde bağımsız Türkiye’nin savunulmasında Kemal Atatürk’ün verimli faaliyetinin hak ettiği şekilde devam edeceğinin teminatıdır.

IZVESTIA – Rusya, 12 Kasım 1938

Kaynakça: Çolakoğlu, N. M. (2018). Kasım 1938 Dünya Basınında Atatürk (2 b.). Doğan Kitap. Sayfa 364-365

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir