25/08/19

Oliver Vargas – Evo Morales Önderliğindeki Bolivya

evo morales bolivya

Eski başkan ve şu an ki muhalefet üyesi olan Carlos Mesa 2005’teki istifa konuşmasında “Sayın Evo Morales, ulusal egemenlik ve bağımsızlık hakkında konuşmak kolaydır. O halde gelin ve yönetin. O zaman devlet yönetmek aslında nasıl bir iştir göreceksiniz.” demişti.

Bolivya 13 yıldır Evo Morales ve MAS (Sosyalizm Hareketi) liderliğinde bir değişim ve ilerleme hareketi yaşıyor. Morales ve MAS doğal kaynakların özelleştirilmesine karşı radikal sokak hareketlerinin vuku bulduğu bir ortamda yükseldi. MAS çevresine yerli sosyal hareketleri, gettolarda yükselen mahalle hareketlerini ve Marksist sol hareketleri toplamayı başardı.

2005 ile beraber koalisyon sadece özelleştirme konusunda değil, 500 yıllık sömürgeciliğin, sosyal kastlaşmanın ve halkın en temel ihtiyaçlarını dahi karşılamayan veya karşılamaktan yana olmayan neoliberal demokrasinin yarattığı tamir edilmesi imkânsız derin kırgınlıkların ve karşıtlıkların sembolü haline geldi.

Bolivya’nın sivil toplum kuruluşları ve bağnaz olmayan sol gruplar MAS etrafında birleşerek 2005’te sandıktan ezici çoğunlukla galip çıktı. Aynı yılın Ocak ve Kasım aylarında meclis ve devlet başkanlığı seçimleri yapıldı. 2005’ten bu yana özel sektörce yönetilen medya kuruluşlarının ve sağ hareketin tüm istikrarsızlaştırma çabalarına rağmen her seçimi ezici çoğunlukla kazandılar.

Peki ama nasıl? Bu 13 yıllık değişim hareketi çok daha milli politikalar dışında ne anlama geliyor? Morales’in iktisadi gelişim, eğitim, sağlık ve dış politikalarının yıkım getireceği tahmin edilmişti. Ancak inkâr edilemez bir şekilde büyük bir politik başarıya imza attı.

Ekonomi

 “Yabancı yatırımcılara karşı takınılan bu tutumlar, Bolivya’daki yatırımları ciddi anlamda düşürüyor.” -ABD Hükümet Departmanı 2012.

Piyasalar Bolivya’da ciddi manada kan kaybetti. Washington sadece serbest piyasa kanunlarının işletildiği takdirde ekonomik gelişimin sağlanabileceğini belirtti. Bolivya’nın politikacıları bu ifadeye uzun zaman boyunca dini bir buyruk gibi riayet etmişti. 200’den fazla milli şirket yabancı şirketlere yok pahasına satıldı. Sadece bunun Bolivya ekonomisine 22 milyar dolar civarı zarar olarak yansıdığı tahmin ediliyor. 1985 sonunda takip edilen bu politikalar kişi başına düşen geliri sert bir şekilde dibe çekmiş ve %8000’leri aşan bir hiperenflasyon dalgasına yol açmıştı.

Bununla beraber çoğu yatırımcı 2005’teki sosyalist zaferden sonra ülkede sosyalizmin kalıcı olabileceği endişesi ile ülkeyi terk etti.

Geçen 13 yıllık zaman zarfında Sosyalist Sol, IMF’nin dahi ekonomik bir başarı öyküsü olarak kabul etmek zorunda kaldığı iktisadi bir mucizenin öncüsü oldu. Kilit ihracat ürünlerinin fiyatlarının düşmesine rağmen ekonomiyi üç kattan fazla büyüterek Latin Amerika’nın en hızlı büyüyen ekonomisine sahip oldular.

ABD’nin politikalarını kabul edip, bunun sonucunda hiperenflasyonla boğuşan komşuları Arjantin’in aksine Bolivya’da yıllık enflasyon %1.5’tan bile düşük seyrediyor.

Hepsinden önemlisi, fakirliğin azaltılması MAS’ın en büyük başarısı olarak karşımıza çıkıyor. 2005’te iktidara geldiklerinde bir insani kriz olarak karşılarına çıkan %60’ın üzerinde olan fakirlik sınırının altında yaşayan nüfus şuan %30’lara çekilmiş durumda.

Bu iktisadi başarı, IMF’nin reçetelerinin hepsinin reddedilmesi sayesinde yakalandı. Bu reçeteler yerine Morales büyük ve stratejik olan tüm endüstriyel kurumları millileştirerek büyük bir kar kapısını araladı. Bu karlar ülkeyi daha hızlı geliştirecek olan ekonomik atılımlarda kullanıldı. Devlet kontrollü ulaşım, altyapı hizmetleri ve sanayi özel sektörün asla ulaşamayacağı ekonomik büyümeleri beraberinde getirdi.

Sağlık & Eğitim

“Hükümet azla yetinmeyi reddetme maskesiyle sağlık ve eğitimi ihmal ediyor.” -Katolik Kilisesinden, Monsignor Gualberti.

Morales hakkında yapılan en büyük eleştiri, devletçilikteki ısrarı yüzünden sağlık ve eğitim gibi hayati konularda ilerleme kat edemediğidir. Hükümetin tüm yurttaşlarına bedava sağlık hizmeti hakkı tanımasına rağmen, sağ medyaya inanmayı seçenler olabilir.

Yakın zamana kadar tıpkı Küba’da olduğu gibi burada da sağlık hizmetlerinde eksiklikler olduğu doğrudur. Ancak önceki dönemlere göre sağlık ve eğitimde ciddi ilerlemeler kaydedildi. Bu hizmetlerden en çok faydalananlar ise ana akım medya tarafından sesi hiç duyurulmamış olan kır yoksullarıdır. 2006-2018 yılları arasında sürdürülen “Mi Salud” programı sayesinde Kübalı doktorların da katkılarıyla bunun içerisinde 700.000 bedava göz operasyonunu da içeren 16.4 milyondan fazla sağlık randevusu ve hizmeti sağladı. Bu bir cerrahi mucize olarak tanımlanmaktadır. Bu hizmetler toplumun en fakir ve gözden çıkarılmış kesimleri olan Amazon ve Andean bölgesi halkına kadar tüm yurttaşlara ücretsiz bir şekilde sağlandı.

Özel sektörün yönettiği medyada pek yer bulmasa da eğitimde de dönüşüm yaşandı. MAS iktidara geldiğinde ilkokul çağındaki çocukların yalnızca 35.73’ü okullara kaydolmuşken yalnızca 10 sene içerisinde bu sayı ikiye katlandı ve giderek artmaktadır.

Bununla beraber bedava sağlık sistemi Bolivya Tabipler Birliğince sıkı bir muhalefete ve tenkite maruz kaldı. Bunun sebebinin o doktorların özel kliniklerinin iflas etmenin eşiğine gelmesinin olduğunu görmemek için kör olmak gerekiyor.

Ulusal Egemenlik

“Bu tavır ciddi bir hataydı. İç problemler için başkalarını suçlamak, ikili ilişkilerin geliştirmenin bir yolu değildir.” -Sınırdışı edilen eski ABD Bolivya Konsolosu, Philip Goldberg.

2003 yılı Bolivya’nın en kötü yıllarından biriydi. Sadece Kara Ekim Katliamı sebebiyle değil, Milli Egemenliğin iplerinin ABD ellerine bırakılması da buna bir etken oldu. Bu yılda iki ülke arasında tüm ABD askerlerinin ve vatandaşlarının yasalardan muafiyetini esas alan bir antlaşma imzalandı. Buna göre ABD izin vermediği sürece ABD’lilerin ülkede işlediği suçlara herhangi bir yaptırım uygulanamayacaktı.

Üsler ve Askeri Temsilcilikler vasıtasıyla sağlanan Bolivya’daki ABD varlığı, ABD’nin uyuşturucuya savaş politikasının bir parçası olarak uzun zamandır Latin Amerika ülkelerinin içişlerine karışmasına olanak tanıyordu.

Amerika’nın bu tutumuna milli egemenlik şiarı ile karşı çıkan Morales, ABD konsolosunu sınır dışı etmiş, ülkedeki üsleri kapatmış ve Amerikan Ulusal Kalkınma Ajansının ülkedeki faaliyetlerine son vermiştir.

Ülkedeki stratejik öneme sahip sanayi tesislerinin millileştirilmesi tartışmaları da beraberinde getirdi. Muhafazakâr görüş, ABD’nin ülke egemenliği üzerindeki tüm tahakküm ve tecavüzlerine rağmen Amerikan yatırımlarının hacmi sebebi ile ilişkilerin iyi tutulması taraftarıyken, Bolivya, ulusal egemenliğini tam anlamı ile tesis etmeyi seçti.

Brezilya’nın aşırı sağcı lideri Jair Bolsonaro’ya karşı Bolivya’da gösterilen tepkiler, ülkenin ne kadar kaygan bir zeminde dış siyaset yapmak zorunda olduğunu gösterdi. Bolivya Brezilya’ya önemli miktarda doğalgaz ihraç etmektedir. Ticaret ve diğer konularda Brezilya ile işbirliği bir zorunluluktu ve Morales bunu sağlamak için elinden geleni yaptı. Ancak Bolivya’nın hassas olduğu ilkeler söz konusu olduğunda ise bu ilkelerin arkasında durmayı bildi. Bunu Bolsanaro’nun vekillerinin birinin yerliler hakkında yaptığı ırkçı yoruma verilen tepkide görebiliyoruz.

Başkan Morales bunu kınadı ve bir özür beklediğini açıkladı. Buna karşın sağcı muhalifler özre gerek olmadığını, bunun Brezilya ile olan ilişkilere zarar verebileceğini açıkladı. Sağcı muhalefetten Kızılderili(yerli) kökenli olan Rafael Quispe bu sözlere alınmadığını ve Brezilya ile iyi geçinmek zorunda olduklarını belirtti. Yerli kökenli olan bir başka sağcı muhalif vekil olan Hugo Cardenas taklitçisi olduğu popülist muhafazakâr politikalardaki ortaklığı sebebi ile Bolsonaro’yu seçim zaferi için tebrik etti.

Brezilya ile olsun ABD ile olsun, eşitlik ilkesine sahip olmayan ikili ilişkilere boyun eğmek aşağılanma ve başarısız bir dış politika getirir.

2005’te sandıktan zaferle ayrıldıktan sonra MAS neoliberalizme karşı uyguladıkları yapısal düzenlemelerle ülkede olumlu değişiklikler sergilediler. Morales bu seçimi de kazanırsa, hala Bolivya için ciddi bir sorun olan gelir adaletsizliği konusunda daha derin adımlar atması gerekiyor.

Azınlık durumundaki etnik grupları ve kültürlerini kucaklama onurunu kendine görev edinen Morales hükümetinin yaptıkları tüm dünyada bilinmektedir.

Değişim hareketi 13. yılına girerken daha büyük değişimlerin de kapısını aralıyor. Kilit ihraç ürünlerindeki fiyat düşüşüne ve bölgedeki krize rağmen ulusal egemenlik ve ekonomik gelişim sürdürülebilir görünüyor.

Stratejik tesislerin millileştirilmesi ve karlarının temel ihtiyaçlara harcanması, solun küresel yükselişinde bir rol model olabilir. Bolivarcı Sosyalizm üzerine çalışan İngiltere’den Jeremy Corbyn, hem de Fransız Jean Lucmelenchon bu modelin Neoliberalizm dışında ekonomik sistem inşasında önemli olacağını düşünüyorlar.

Orijinal başlık: Bolivia Under Evo Morales: 13 Years of Reclaiming Sovereignty

Kaynakça: Vargas, O. (2019, Ocak 23). Bolivia Under Evo Morales: 13 Years of Reclaiming Sovereignty. Telesur: https://www.telesurenglish.net/analysis/Bolivia-Under-Evo-Morales-13-Years-of-Reclaiming-Sovereignty-20190123-0017.html adresinden alındı

Çeviri: Kübra Korkmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir