17/09/19

Öykü Özkan – Büyük Zaferimiz: 30 Ağustos

30 ağustos

“Vaziyeti bir daha değerlendirdik ve katiyetle hükmettik ki, Türk’ün hakiki kurtuluş güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şaşaasıyla doğacaktır.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 2005, s. 284)

Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılan Osmanlı, savaş sonrası Avrupa’nın büyük devletleri tarafından işgale uğramıştı. Bu savaşta öne çıkmış bir asker olan Mustafa Kemal, bu işgale karşı çıkmak için Anadolu’da bir direniş başlattı. Kısa sürede büyüyen bu direniş süresince Doğu ve Güney Cephelerinde başarıya ulaşılmıştı. Batı cephesinde ise I. ve II İnönü Savaşları kazanılmış, ardından yaşanan Kütahya-Eskişehir Savaşı kaybedilmişti. Bunun sonucu olarak ordu Sakarya’nın doğusuna çekildi. Kaybedilen bu savaş sonrası düzenli orduya ve meclise karşı olumsuz bir hava oluşmuştu. Bu olumsuz hava beklenen dış yardımı da geciktirmişti.

Kötü giden bu süreci bozmak için Mustafa Kemal Paşa sorumluluğu alıp kendisine 3 aylığına başkomutanlık yetkisi verilmesini talep etmişti. Meclis tarafından kabul edilen bu teklif sonrası Paşa’nın ilk işi Tekâlif-i Milliye denilen emirleri yürürlüğe koymak olmuştu. Tekâlif-i Milliye emirlerine göre;

  1. Tekâlif-i Milliye komisyonları kurulmuş,
  2. Her evin bir kat çamaşır, bir çift çorap, bir çift çarık hazırlayarak teslim etmesi istenmiş,
  3. Halkın ve tüccarın elinde bulunan giyim ve koşum eşyaları imaline yarar malların %40’ına el konmuş,
  4. Mevcut tahıl, kuru sebze, kasaplık hayvan, şeker, yağ ve benzeri iaşe mallarının stoklarının %40’ına el konmuş,
  5. Halkın elindeki her çeşit taşıt aracıyla ayda bir defa olmak ve 100 kilometreyi geçmemek şartıyla orduya ait malzemeyi parasız taşıması istenmiş,
  6. Ülkeyi terk etmiş olanların ordu ihtiyacına yarayacak mallarına el konmuş,
  7. Halkın elinde bulunan silâh cephane istenmiş,
  8. Otomobil, kamyon ve telefonla ilgili malzemelerin %40’ına el konmuş, daha sonra halka bırakılan taşıtların %20’sine el konmuş,
  9. Savaş araç ve gereçlerinin imal ve tamirinde yararlanabilecek esnaf ve zanaatkârların görevlendirilmiştir. (Müderrisoğlu, 2013, s. 457)

 

Mustafa Kemal Paşa başkomutanlık yetkisi aldıktan sonra halktan tedarik edilen ordu iaşesinin olumlu etkisi sonucu 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihli Sakarya Meydan Muharebesi kazanılmıştı. Türk ordusu Sakarya zaferine rağmen emperyalizme ve taşeronlarına henüz son darbeyi vurmamıştı. Son darbeyi vurmak için geçen hazırlık süresi uzadıkça Mustafa Kemal’e olan meclisteki muhalefetin gittikçe arttığı o günlerde Paşa’nın başkomutanlığı 6 Mayıs 1922’de süresiz uzatıldı.

Sakarya Meydan Savaşı’ndan sonra düşman ordusunun bir bölümü Dumlupınar-Afyonkarahisar bölümünde, diğer bir kısmı Eskişehir bölgesindeydi. Batı cephesindeki güçler iki ordu şeklinde örgütlenmişti. Muhalefetin yaptığı olumsuz propaganda, zafere karşı en inançlı durumda olanların zihinlerini bile zehirliyordu. Mustafa Kemal ortalığı yatıştırıp, güven konusunda herkesi aydınlatıp Ankara’dan ayrılarak gizli bir şekilde Batı Cephesi Karargâhı’na hareket etti. Paşa, 1922 Haziranının ortalarında saldırı kararını aldı. İsmet ve Kazım (Özalp) Paşalarla saldırı için gerekli hazırlıkların tamamlanmasına yönelik çalışıldı. (Kocatürk, 1988, s. 198)

26 Ağustos sabahına gelindiğinde Paşa Kocatepe’de hazır bulunuyordu. Düşmana saldırı için Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa emir verdi.[1] Sabah saat 05.30’da topçu ateşiyle Büyük Taarruz başladı. Yunan işgalcilerinin beklentisinin tersine, kuzeyden değil, güneyden bir saldırı oldu. İki gün içinde korunaklı cepheler düşmüştü. 1. Ordu 4. Kolordusu sağda ve 1. Kolordusu solda olarak, ağırlık merkezlerini iç kanatlarında tutmuş bulundukları halde Sincan ovasını kapayan tepeler çizgisindeki Yunan mevzilerine saldırışa başladı. Saat 7’de Tınaztepe, 9’da Belentepe alındı. Saat 15’te Çiğiltepe’ye başarısız bir hücum gerçekleştirildi. (Erikan, 1971, s. 219-220)

27 Ağustos günü 1. Ordu bölgesinde çatışmalar yeniden başladı. Kurtkaya ve Halkalıkaya tepesi ile saat 8’de Erkmentepe alındı. Saat 14’te Göktepe ve Türkmentepe alındı. (Erikan, 1971, s. 220-221) Yaşanan en acı olaylardan biri de 57. Tümen Komutanı Albay Reşat’ın kendi kendini öldürmesidir. Mustafa Kemal, bu fedakâr subayı Doğu Cephesinde Muş’un geri alınması sırasında beğenmişti. 27 ağustos günü Başkomutana söz verdiği halde Çiğiltepe’yi alamayan Albay Reşat, burada 1. Ordu ve 1. Kolordu komutanlarının telefon soruları üzerine saat 11.00’de tabancasını alnına sıkarak canına kıydı. Bıraktığı kâğıda, “Başarısızlık, beni yaşantımdan bıktırdı” diye yazmıştı. Çiğiltepe saat 15.30’da ele geçirilebildiğine göre, ölümünden yarım saat sonra alındığı söylentisi yanlıştır. (Erikan, 1971, s. 222)

Yunanlılar 28 Ağustos günü öğle vakti Dumlupınar’a çekildi. Türk kıskacı içine girdiğini fark ettiği halde Yunan ordusu 28 Ağustos akşamı kurtuluş yolu aramayarak, topçunun geçebileceği yolların keşfi için çekilmeyi ertesi sabah erken saatlere bırakan General Trikopis, içinde bulunduğu tehlikeyi artırttı. (Erikan, 1971, s. 226)

28-29 Ağustos’ta kaçmaya çalışan Yunan işgalcileri Aslıhanlar yöresinde kuşatılmıştı. 23. Tümenin Aslıhanlar’a doğru ilerlemesiyle Dumlupınar doğrultusu General Trikopis birlikleri için kapanmış oldu. (Erikan, 1971, s. 227)

Garp Cephesi; Kumandanlığı, 2. Ordu ile kuzeyden, 1. Ordu’nun takviyeli 4. Kolordusu ile güneyden General Trikopis grubunu kuşatmak istiyordu. Düşmanın imhası gayesini takip eden planın tatbikatında bazı aksaklıklar olarak taarruz öğleden sonra yapılabilmiştir. 30 Ağustos’ta Başkumandanlığın aldığı tedbirler çok uygundu. Neticede düşman büyük kısmı Adatepelerde imha edildi, fakat Trikopis ile 7.000-8.000 kişilik bir düşman kuvveti açık kalan gedikten firar etmeye muvaffak oldu. (Belen, 2014, s. 456-457) Celal Erikan’a göre bunun nedeni Başkumandanlık planının taktik yanılgılarla uygulanmasıdır. “29 Ağustos akşamı 40 bine yakın insanla bölgeye gelen Yunan Ordusunun 2 kolordusu (5 tümen) 4000’e yakın ölü ve 2000 tutsak bırakmıştır.[2] Ertesi gün Oysu’da 1069, 2 Eylül’de General Trikopis ile 5476 insan ele geçecektir. Başkomutanın stratejik planının taktik yanılgılarla uygulanmış olması daha 30 bine yakın tutsağın 30 ağustosta ele geçirilmesini önlemiştir.” (Erikan, 1971, s. 233-234)

atatürk teftiş
Büyük Taarruz öncesi Yunan kuvvetler: 6564 subay, 218.000 er, 83.000 tüfek, 1300 kılıç, 3.113 hafif makinalı tüfek, 1280 ağır makinalı tüfek, 418 top ve 50 uçak. Türk kuvvetleri: 8659 subay, 199.283 er, 100.352 tüfek,  2.025 hafif makinalı tüfek, 839 ağır makinalı tüfek, 5000 kılıç, 340 top ve 8 uçaktan ibaretti. (Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, 2016, s. 311)

Fahrettin Paşa 30 Ağustos’u şöyle anlatır; “Başkumandan düşmanın perişanlığını görmüş ve civarındaki tümenlere bizzat emir vererek düşmanı sardırmış ve kesin bir hezimete uğratarak hepsini esir almış ve Başkumandan Meydan muharebesi adı verilen ve beş günden beri devam eden Afyon-Dumlupınar savaşını zaferle neticelendirmiştir.” (Altay, 1949, s. 55) Tasarlanan savaş, kesin zafere ulaşmıştı. Böylece Büyük Taarruz ve Başkomutanlık savaşı kazanılmış, emperyalistlerin ülkemizdeki hayalleri büyük ölçüde boşa çıkmış oldu.

başkomutan meydan savaşı
(Erikan, 1971, s. 229)

31 Ağustos 1922’de orduların ana güçleri İzmir’e doğru yol alırken, diğer birlikler Eskişehir’in kuzeyindeki güçleri yenmek üzere ilerledi. 1 Eylül’de verilen, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle işgal tamamen son bulacak, fiili işgal bitecekti. 2 Eylül günü Trikopis esir düştü. Eskişehir, Balıkesir, Bilecik, Aydın, Manisa tek tek emperyalist işgalden kurtuldu. 9 Eylül’de İzmir’deki emperyalizm taşeronları denize döküldü. Yayın yasaklarına rağmen gazeteler sayfa sayfa bu zaferi yayınladılar. Bu topraklar, yeniden vatan olmuştu.

Zaharof, Abdülhamid’in ünlü sarrafı Zarifi, Lever Brothers ve Ralli Brothers gibi İngiliz tekelleri Yunan ordusundan mali ve politik desteklerini esirgememişti. (Avcıoğlu, 2015, s. 236) Buna rağmen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde Türk halkı zafere ulaşmıştı. Paşa, Kurtuluş mücadelemiz boyunca emperyalizme tek bir taviz vermemişti. Fiili işgalin kökü kurutulduktan sonra da Paşa, açıklarımızdaki İngiliz donanmasına karşı Kurtuluş mücadelemizdeki aynı tavır, aynı kararlılıkla hareket etti.

“İngiltere’ye de mi savaş ilan ediyorsunuz?” diyen konsolosa, “İngiltere ile aramızda müsehale (barış) yapılmış mıdır ki, harp ilan edip etmediğimizi soruyorsunuz? Hem siz böyle şeyleri konuşmaya selâhiyetdar (yetkili) bunu bana soruyorsunuz. Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi reisi ve Türk orduları başkumandanıyım. Her şeyi görüşmeye selâhiyetim vardır. Sizin de böyle bir selâhiyetiniz varsa görüşebiliriz. Yoksa buyurunuz.” diyerek kapıyı gösterdi.(Bozok & Bozok, 1985, s. 204)

Savaşı göze alamayan emperyalistler açıklarımızı terk etti. Anti-emperyalist bir silahlı mücadeleyi, anti-emperyalist diplomasi ve çağdaş, bağımsız devlet için yapılan devrimler izledi. Zafer, sadece Türk milletinin kendi makus talihini yenmesiyle sonuçlanmadı. Türk milletinin kurtuluş mücadelesi, ezilen ulusların umut kaynağı haline geldi. Mustafa Kemal Paşa yaşama veda ettikten sonra sonra dahi emperyalizme karşı olan mücadelesini, ezilen ulusların kurtuluş mücadelesinde sürdürmeye devam etti.

“O (Mustafa Kemal), dünyada ilk defa zaferle sonuçlanmış bir halk savaşının büyük bir lideri olarak, mazlum ulusların emperyalistleri alt edebileceğini ilk defa gösteren bir ihtilalci olarak, yalnız Türkiyeli devrimcilerin değil, bütün dünya devrimcilerinin takdir ve şükranla anacakları bir kişidir.” (Çayan, 2016, s. 143)

Dipnotlar

[1] “Orduların vazifesi: Aslıhanlar meydan muharebesinin her iki ordu tarafından bütün kuvvetleriyle süratle sonuçlandırılması ve Dumlupınar’ın süratle düşürülerek düşman çekilme yollarının tamamen kesilmesi ve İzmir doğrultusunda takibin aralıksız devamı ile kurtulmuş olması umulan dağınık düşman kollarının da durmaksızın muharebeye ve bu suretle kâmilen teslim olmaya zorlanmasıdır.” (Türk İstiklal Harbi, 1968, s. 232)

[2] Türk ordusunun taarruz sürecinde verdiği kayıp ise; 2318 şehit, 9360 yaralı, 101 esir ve 1697 kayıp olmuştur. (Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, 2016, s. 317)

Kaynakça

Altay, F. (1949). İstiklâl Harbimizde Suvari Kolordusu. İstanbul: İnsel Kitabevi.

Atatürk’ün Bütün Eserleri (1 b., Cilt 16). (2005). İstanbul: Kaynak Yayınları.

Avcıoğlu, D. (2015). Türkiye’nin Düzeni (1 b.). İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi.

Belen, F. (2014). Türk Kurtuluş Savaşı. İstanbul: Yeditepe Yayınevi.

Bozok, S., & Bozok, C. (1985). Hep Atatürk’ün Yanında (1 b.). İstanbul: Çağdaş Yayınları.

Çayan, M. (2016). THKP-C Savunma (2 b.). İstanbul: 68liler Birliği Vakfı Yayınları.

Erikan, C. (1971). 100 Soruda Kurtuluş Savaşımızın Tarihi (1 b.). İstanbul: Gerçek Yayınevi.

Kocatürk, U. (1988). Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü (1 b.). Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Müderrisoğlu, A. (2013). Kurtuluş Savaşı’nın Mali Kaynakları (2 b.). Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi.

Türk İstiklal Harbi (Cilt II/6. Kısım/2. Kitap). (1968). Ankara: T. C. Genelkurmay Başkanlığı Harp Dairesi Resmi Yayınları.

Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1 (12 b.). (2016). Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir