14/10/19

Sadık Usta – Çin’e Onurunu Veren Adam Sun Yat-Sen

sun yat-sen

40 Yıllık Devrim Davası

“Hayatımın tam kırk yılını ulusal devrim davasına, Çin’in bağımsızlık ve eşitlik davasına adadım. Ulusal devrimci davamız, henüz tam bir başarı kazanmış değildir ancak bu süre içinde de şunu öğrendim: devrimci mücadele ancak geniş halk kitleleriyle birleşirse başarıya ulaşır.” (Sun Yat-sen)

Tam 40 yıl…

40 yıl ne ki? Fakat eğer toplum olarak 58 yıl yaşamış bir insanın kırk yılı söz konusuysa o zaman durum birçok açıdan farklılaşır.

Çok uzun bir zaman dilimi; ama eğer bu süre içinde yıkılma ve dağılmaya yüz tutmuş birkaç bin yıllık bir feodal imparatorluk, başı dik ve modern bir ülkeye dönüştürülmüşse, işte o zaman bu süre, zahmete değdi demektir.

Çin’in kaderini değiştiren adam…

Çin’e onurunu kazandıran adam…

Çin ulusunun babası…

Ölüm döşeğindeyken vasiyetini yazdıran Sun Yat-sen, yukarıya aldığımız açıklamasıyla sadece Çin devrimci hareketinin siyasi ve örgütsel görevlerine değil, aynı zamanda devrim teorisinin tartışılmaz gerçeğine de, devrimci partilerin geniş halk kitleleriyle buluşmasının zorunluluğuna da işaret ediyordu.

Çin, insanlık tarihinde ilk alet kullanan insanların iskeletlerinin bulunduğu en eski ülke. Çin, arkeologların saptadığı verilere göre en eski uygarlığın yeşerdiği coğrafya. Sarı Irmak ve Yangtze kıyılarında bulunan alet ve yapı kalıntıları, ilk kez tarım üretiminin burada yapıldığını ve ilk kez hayvanların bu civarda evcilleştirildiğini (MÖ 20 bin) ortaya koymaktadır. Çin bilinen en eski uygarlık olmanın yanı sıra, kısmi kesintilerle de olsa 2000 sene sürebilen bir feodal imparatorluğa sahipti.

Fakat…

Sene 1842

Çin’in kıyı kentlerine yanaşan İngiliz savaş gemileri, başta Kanton olmak üzere Çin’in önemli kentlerini topa tutarlar, İngiliz hükümeti, Çin hükümdarının ülke pazarını da dışa kapalı tutan ve özellikle de afyon ticaretini yabancılara yasaklayan kararından vazgeçmesini ister. Hatta Çin’e sömürge koşullarını dayatır. Çin önce direnir ama sonra taviz üstüne taviz vererek sömürge durumuna düşer.

Çin’in esareti de böylece başlamış olur.

Bunun üzerine Çin’de açlık ve sefalet dönemi başlamış olur. Ardı ardına köylü isyanları patlak verir. Köylü insanlarının patlak verdiği Güney eyaletleri, Mançu hanedanlığına karşı sürekli isyan halindeki eşitlikçi Üçlü Birliklerin merkezi sayılırdı.

Çin’in büyük devrimci Tayping Ayaklanması (1851-1864), 10 yıllık bir savaştan sonra henüz yeni bastırabilmişti. Fakat 1866 yılında Çin’in batı eyaletlerinde yeniden ayaklanmalar baş gösterecekti. Bu kez ayaklananlar Müslümanlardı ve bu ayaklanma da ancak yabancı güçlerin müdahalesiyle 1879 yılında bastırılabilmişti.

19.yüzyılın ortaları… Sanayileşme çağı…

Sömürgeleşen Çin’in bir Adam Smit’i, Darwin’i ve Diderot’su; bir Hegel’i ve Feuerbach’ı; Herzen’i, Çernişevski’si yoktu. Üstüne üstlük bir de dağılmak üzere parçalanmıştı. Ama kararlı, yılmaz ve sabırlı bir siyaset adamı doğmaktaydı.

12 Kasım 1866

Sürekli bir ayaklanma bölgesi olan Güney Çin’de yoksul bir köylü ailesinin son çocuğu dünyaya gelir. Adını Sun Yat-sen koyarlar. Sun Yat-sen, daha sonra kendisini şöyle tarif edecekti: “Ben bir hamalım ve bir hamalın oğluyum. Kendimi daima halkın devrimci davasına yakın gördüm…”

Sun Yat-sen’in çocukluğu devrimci ayaklanmaların atmosferinde geçer. Zaten amcası da Tayping Ayaklanmasına katılmakla övünürdü. Bu ayaklanmaların ateşi 1879 yılına kadar da sönmedi.

Çin’in ve Türkiye’nin, Sun Yat-sen’in ve Atatürk’ün Hayatlarının Benzerliği

Çin’in kıyı kentleri, 1840’larda topu tutulur ve pazarını emperyalist ülkelere açmaya zorlanır.

Osmanlı’ya 1830’lu yılların sonunda Tanzimat Fermanı dayatılır ve böylece Türkiye de emperyalizmin kıskacına alınır.

1860’lardan itibaren Çin, Rusya’ya, İngiltere’ye, Fransa’ya, Almanya ve Japonya’ya karşı giriştiği bütün savaşları kaybeder ve ardından da topraklarını yabancılara terk eder.

Osmanlı 1870’lerden itibaren giriştiği bütün savaşları kaybederek adım adım topraklarını yitirir.

Çin, 1911 devrimiyle feodal imparatorluğu alaşağı ederken, Osmanlı İmparatorluğu da önce 1908 Jön Türk Devrimi sonra da 1923 Cumhuriyet Devrimiyle feodal imparatorluğa son verir ve Cumhuriyet’e geçer.

Versay Antlaşması’yla Çin’in bir kısım topraklarının, Almanlardan alınarak Japonya’ya devredilmesi üzerine Çin, 4 Mayıs 1919 kültür devrimi hareketi olarak bilinen ve bütün Çin’i etkisi altına alan yüz binlerin ayaklanmasına sahne olmuştu.

Aynı şekilde Sevr Antlaşması’yla Osmanlı İmparatorluğu parçalanıp İzmir’e Yunan askeri birlikleri çıkarıldığında, 15 Mayıs 1919’da Hasan Tahsin’in ilk kurşunu patlar. Mustafa Kemal, arkadaşlarıyla birlikte 16 Mayıs’ta Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan Samsun’a hareket eder. Ardından, ilki 23 Mayıs’ta olmak üzere, Halide Edip Adıvar’ın önderlik ettiği büyük antiemperyalist Sultanahmet gösterileri düzenlenir.

Çin’in 20. Yüzyıldaki büyük yükselişi ve günümüze kadar uzanan toplumsal, siyasi ve tarihsel başarıları, kararlı, yılmaz, azimli ve bir o kadar da gerçekçi bir insanın, Mustafa Kemal Atatürk’ün attığı sağlam bir temel sayesinde başarılmıştır.

Sun Yat-sen’in Çin tarihindeki büyüklüğü tartışılmaz, Atatürk’ünki de.

Çin’de bugün hala Sun Yat-sen araştırma ve inceleme konularının başında gelir; Atatürk de Türkiye’de.

Sun Yat-sen, 1911-1925 yılları arasında tam üç kez ayaklanmış, toplam olarak 9 kez siyasi yenilgi tatmış, hatta her seferinde de ülke dışına kaçmak zorunda kalmış ama yeniden ayaklanmalara önderlik ederek, Çin Cumhuriyeti’ni kurmayı başarmış bir liderdir.

Atatürk de Suriye’de kurulan Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nden (1906) itibaren istibdat rejimine isyan etmiş, sürgün yemiş ve hapisler yatmış, yenilgi tatmış ama en sonunda 1919’da Kurtuluş Savaşı’na önderlik ederek büyük Cumhuriyet devrimi gerçekleştirmiştir.

Çin ve Türkiye ne kadar da birbirine benzemektedirler. Gittikleri istikamet, dolandıkları siyasi kavşaklar insana sanki birbirlerinin ayak izlerini takip ettikleri izlenimini verir.

Sun Yat-sen ile Atatürk arasındaki benzerlikler de çok şaşırtıcıdır. Aslında bu benzerlikler, yüzyılın başındaki bütün milli liderler ve şahsiyetler için de geçerlidir.

Sun Yat-sen’in Çin tarihinde oynadığı kritik rol; Çin ordusu ile özdeşleşen “generalliği”; yılmaz, bitmez devrimci kararlılığı; Çin modern çağının düşün ve eylem babası olması; mutlakıyet yönetimine ve feodalizme karşı radikal ve aydınlanmacı tutumu; Çin’in farklı milliyetlerini birleştiren “Çin milleti” kavramı; kurucusu olduğu “Devrimci Halk Partisi”; “Üç Halk İlkesi”; vasiyetindeki barış ve ittifak vurguları; Sovyetlerle dostluk politikası ve genç yaşta ölümü… Benzerlikler çok ilginç.

İsimleri ve aldıkları unvanlar bile neredeyse birbirinin aynıdır.

Her ikisinin 50’li yaşların sonunda ve sirozdan ölümleri ise kaderin bir başka cilvesidir.

Her eğitim görmüş Çinli gibi Sun Yat-sen’in de birkaç ismi vardı. “Sun” onun soyadıydı. “Yat-sen” ise Kanton diyalektiğinde olağanüstü bilgili ve akıllı demekti, yani “kemale ermiş”.

Küçük Mustafa’ya da matematik öğretmeni, akıllı ve zeki olması nedeniyle Kemal adını vermişti.

Sun Yat-sen yazdıklarına imza atarken göbek adı olan “Wen”i kullanırdı ki bu da “yüksek kültürlü” ve “zeki” demekti.

Hayata gözlerini yumuğunda ona Çinliler, hem “Çin’in babası” hem “Çin Devriminin Babası” hem de “Çin Cumhuriyeti’nin Babası” unvanını vermişlerdi.

Atatürk’e de aynı ismi Türkler vermemiş miydi?

Bu benzerlikler nedeniyledir ki o dönemde Çin’de birçok politikacı kendisini Sun Yat-sen’le değil fakat Mustafa Kemal’le kıyaslarmış.

Benzerlikler sadece bununla da sınırlı değil.

Sun Yat-sen’in Üç Halk İlkesi var, Atatürk’ünse Altı Ok’u…

Üç Halk İlkesi: Halkçılık, milliyetçilik ve sosyalizmden oluşur, Altı Ok ise, halkçılık, milliyetçilik, cumhuriyetçilik, devletçilik, devrimcilik ve laiklikten.

Benzerlikler şaşırtıcıdır.

Sun Yat-sen’deki Gelişme

Sun Yat-sen, henüz ilkokul çağında asi çıkışlarıyla dikkatleri üzerine çekmişti. Disiplin konusunda öğretmeniyle sorunlar yaşıyordu. Kısa bir süre sonra da okuldan atılmıştı. Bunun üzerine ailesi onu, Havai adalarında yaşayan ağabeyi Sun Mei’nin yanına gönderir. Sun, orada önce bir Hıristiyan kolejine (Iolani College) kaydolur sonra da Amerikalılara ait Oahu Colleg’e devam eder.

Sun Yat-sen kendisine hep üç tarihsel şahsiyeti örnek alır: Tayping ayaklanmasının lideri Hung Siu Tsch, 1525’teki Alman köylü ayaklanmasının önderi Thomas Münzer ve İsa. Çocukluğundan beri amacı Hung Siu Tschu’an gibi bütün dünyayı baskı ve sömürüden kurtarmaktı. Hıristiyan olmasındaki en önemli nedenlerden birinin de İsa’nın “devrimci”, ilk Hıristiyanların da “eşitlikçi komünist” olduklarını düşünmeseydi.

Havai’deki yaşamı Sun’un geleceği açısından belirleyici olmuştu. Orada hem Batı’nın siyasi ve kültürel hayatıyla tanışmış hem de Çinlilerin ve zencilerin ne kadar aşağılandıklarına tanık olmuştu.

Sun daha o zamandan karar vermişti: “Çin’in temelden değiştirilmesi gerekir.”

1886 yılında yeniden Çin’e dönen ve Portekizlilerin egemenliği altındaki Makao’da tıp eğitimi alan Sun, hekim olduktan sonra devam ettiği yoksullardan kesinlikle para almazmış.

Devrimci Burjuvazinin Ortaya Çıkışı

19.yüzyılın sonlarında Çin’in birçok eyaleti emperyalist işgal altındaydı. Limanları yabancı şirketlerin denetiminde, yabancı paraların olduğu yerde Çin parası geçmiyordu. Hatta Çin mahkemeleri yabancıları yargılayamıyordu bile.

1894-1895 yıllarındaki Çin-Japon savaşı, Sun gibi birçok Çinli aydının bilinçlenmesine neden olmuştu. Savaş bir bakıma, Mançu Hanedanlığı’nın çürümüşlüğünü de gözler önüne sermişti. Savaşın ardından imzalanan Şimonoseki Antlaşması’na göre Çin, limanlarından topladığı gümrük vergilerinin denetimini yabancılara bırakacaktı.

Sun Yat-sen, yurtdışında yaşayan Çinli dostlarıyla birlikte 1895 yılında “Çin’in Yeniden Doğuşu Birliği”ni kurmuştu. Bu birlik, Çin’de adım adım yükselen devrimci bir sınıfın ilk siyasi örgütlenmesidir de. Cumhuriyet fikri, Sun’un yazılarında ilk kez 1898 yılında görülür. Ona göre “Halkın kendi kendisini yönetmesi için artık bir devrim zorunludur…”

Tarihten Gelen Eşitlikçi Hareketlerle İttifak

Sun Yat-sen’in amacı, yüzyıllardır köylü ayaklanmalarına önderlik eden ve halkçı geleneği diri tutan “Üçlü Birlikler”le (Hongmen) buluşturmaktı. Konfüçyüs geleneğinden gelen Üçlü Birlikler, Tanrının, Yeryüzünün ve Ailenin uyum içinde olmasını amaçlıyorlardı. Bu nedenle kendilerine “Üçlü Birlikler” diyorlardı.

Tayping ayaklanmasına önderlik eden “Hongmen”, dar, sıkı ve gizli bir örgütlenmeydi ancak dar ufuklulardı. Batılılar bunları komünist örgütlenmeler olarak nitelendiriyorlardı. Neticede örgütün kardeşlik, eşitlik ve halkçılık vurguları, yabancı ajanların dikkatinden kaçmamıştı. Bu birlikler yoksulları koruyor, işsizlere iş buluyor, evsizleri barındırıyordu.

Belgelerinde bunu şöyle ifade ediyorlardı: “Güneşin 10 bin seneden bu yana sadece birkaç kişiyi aydınlattığı dönem kapanacak ve bugüne kadar gölgede kalan ve sayıları milyonları bulan Tanrının kardeşlerini de sevgiyle aydınlatacaktır.”

Sun Yat-sen Hongmen Örgütleri’nin bir uzmanı sayılırdı. O, onları çok iyi tanıyor, onlar da halkı etkilemeyi çok iyi biliyorlardı. Bu örgütler militandı ancak ufukları dardı. Eşitlik ve adaleti savunuyor, fakat feodal bilincin dışına çıkamıyorlardı. Bu nedenle de Sun Yat-sen bu örgütlerden farklı bir yol izleyecekti.

İlk Ayaklanma

Onun ilk ciddi eylemi, 1895 yılındaki ayaklanma olmuştu. Ne var ki ayaklanma henüz başlamadan ihanete uğramış ve hareketin lider kadrosu idam edilmişti.

Bu durumda Sun Yat-sen ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı. King Hanedanlığı yıkılmadan ülkeye dönmeyeceğinin bir işareti olarak da hem klasik Çinli giysilerini çıkarmış hem de her Çinli için aşağılanmanın bir ifadesi olan saç örgülerini kesmişti. Bununla da kalmadı; arkasındaki bütün köprüleri yıkarak “profesyonel devrimci” olmaya karar vermişti.

Dr. Sun artık “insanları değil, devleti iyileştirecekti”. Önce Japonya’ya, sonra Amerika’ya ve oradan da Londra’ya gitmişti. Sun yeni bir “arayış”a çıkmıştı.

Fakat Sun Yat-sen’in başından felaket de eksik olmadı. Londra’da Çinli ajanlarca kaçırılarak elçilik konutunda hapsedilmişti. Bir süre elçilik konutunda Çin’e gönderilmeyi bekledi. Ancak dışarıya ulaştırdığı bir notla hayatının kurtulmasını sağladı.

Halkçı Devrimciliği Keşfetmek

Bu komplodan kurtulan Sun, Avrupa’nın sanayileşmesini ve devrimlerini inceledikten sonra devrimci burjuvazinin “özgürlük-eşitlik-kardeşlik” ilkelerini benimseyecek ve bunları Çin’de hayata geçirmeyi tasarlayacaktı.

Çin devrimi açısından bu müthiş bir gelişmeydi. İşte onun ifadeleri: “Ciddiye alınması gereken bazı şahsiyetler Çin’i, Batılı bir ülke gibi güçlü bir ülke haline getirmeyi planlıyorlar. Ne var ki bunlar, Batılı ülkelerin güçlü, ancak halklarının mutsuz olduğunu görmüyorlar. Gündemdeki genel grevlere, anarşizmin ve sosyalizmin kitleselleşmesine bakılırsa bu ülkelerin ufkunda yeni bir devrim daha görünmektedir. İstediğimiz kadar bu ülkeleri bire bir kopya edelim; ikinci bir devrimden kesinlikle kaçınamayız. O halde yapılması gereken sosyalizme barışçıl yollardan varmaktı.”

Sun Yat-sen’e göre Çin “komünist” düşüncelere yabancı da değildi, nitekim “sosyalizm” hümanizm; hümanizm de kardeşlik, eşitlik ve özgürlük değil miydi?

Konfüçyüs ve Mensiyüs bundan iki bin yıl önce halkın çıkarlarını savunmuşlardı. Çin daha o zamandan demokrasi düşüncesiyle tanışmıştı, ancak bunu gerçekleştirememişti. Ama şimdi “büyük uyum” (Datong) gerçekleşecektir.

Üç Halk İlkesi’nin Esasları

Japonya 20. Yüzyılın başında birçok farklı milletten devrimci mültecinin akınına uğramıştı. Bunlar ülkelerinden kaçmak zorunda kalan Asyalı devrimcilerdi. Tokyo’da yaşayan her mülteci çevrenin bir örgütü ve dergisi vardı. Sun da bu nedenle Tokyo’ya geçti ve Çin kökenli örgütleri bir potada birleştirmek üzere toplantılar düzenledi.

Brüksel, Paris ve Berlin’i dolaşmış ve oralardaki Çinli öğrencilerle irtibata geçmişti. Görüşmelerin kıvama gelmesinden sonra 1904 yılında “İttihatçıların Devrimci Birliği’nin kurulmasına önderlik etti.

Örgütün dört önemli hedefi vardı:

  • Bütün Çin’i yeni tipte bir örgütle kucaklamak.
  • Çin’deki bütün halk güçlerini yeni bir program etrafında birleştirmek.
  • Devrimci hareketi, yeni propaganda yöntemlerini (gazete vs.) kullanmak suretiyle ideolojik açıdan donanımlı hale getirmek.
  • Devrimi yeni devrimci yöntemlerle (silahlı milis kuvvetleri) başarılı kılmak.

Örgütün devrimci demokrat programını Sun Yat-sen kaleme almıştı. Üç Halk İlkesi ilk kez sayfalara dökülmüştü. Bunlar “Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik (demokrasi) ve Halkçı yaşam (sosyalizm)” olacaktı.

Örgütün programına ayrıca şunlar da kaydedilmişti: “Mançuları yıkmak”, Çin’i yenilemek, Cumhuriyet’i kurmak ve “herkese işleyeceği kadar toprak vermek”.

Sun Yat-sen’in Üç Halk İlkesi, birbiriyle bağlantılı bir demokratik devrim programıdır. Sun Yat-sen bununla “sınıfsız ve imtiyazsız” bir millet yaratmayı amaçlıyor ve yazılarında sıklıkla belirttiği gibi “küçük bir zengin azınlığın diktatörlüğünü yıkmayı” amaçlıyordu.

Çin’de Toprak Sorunu

Peki, yüzde 80’i köylü olan Çin’de bu ilke nasıl hayata geçirilecekti? Bunun yanıtı da hazırdı: “Herkese Toprak!” Sun Yat-sen’in planına göre büyük toprak ağaları sahip oldukları toprakların rayiç bedelini devlete bildirecekti. Devlet bu rayiç bedel üzerinden isterse vergisini alacaktı, isterse de bedelini ödeyerek bunları satın alacak ve topraksız köylülere dağıtacaktı.

Ayrıca Sun, toprak reformları konusunda uzman olan Henry George’dan esinlenerek “özel kapitalizme sınırlamalar” da getirmeyi planlıyordu.

Emperyalizmin baskısı ve sömürüsünün arttığı yeni yüzyılda dünyanın her yanı kaynıyordu. Çin’de, Rusya’da, Balkanlar’da, Türkiye’de, İran’da, Hindistan’da ve Kuzey Afrika’da “Halkçılık” akımları birbirinden bağımsız bir şekilde genişliyordu. Devrimci hareketler, hem tarihten gelen kendi özgün “halkçı” geleneklerine yaslanıyorlardı. Hem de hararetle birbirlerinin deneyimlerinden öğreniyorlardı.

Sene 1911, Devrim Zamanı

Sun Yat-sen artık herkes tarafından tanınıyordu ve ulusal devrimci hareketin tartışılmaz lideri olmuştu. Ordudaki birçok subay ve asker onun etrafında birleşmişti.

27 Nisan 1911’de Sun Yat-sen’in direktifleriyle başlatılan ayaklanma, başarısız oldu ve aralarında üst düzey yöneticilerin de bulunduğu 72 önemli kadro hayatını kaybetti. Bunun üzerine Sun yeniden yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Bu ara ABD ve Avrupa’yı dolaşarak örgüte maddi destek sağlamak peşindeydi.

Ekim ayında Vuhan’da devrimci ayaklanmalar yeniden patlak vermişti. Yabancı güçlerin tarafsız tutum almasıyla, ki bunu o sıralarda Londra’da bulunan Sun Yat-sen sağlamıştı, cesaretlenen ordunun diğer birlikleri de ayaklanmaya destek verince, 24 eyaletten 15’i King Hanedanlığı’nı tanımadığını açıkladı.

1991 yılının son günlerinde Çin’e dönen Sun, 1 Ocak 1912 yılında Nanking’de Cumhuriyeti ilan etti. Böylece 2000 yıllık hanedanlık rejimini kökten silip bir kenara atmıştı.

11 Mart’ta geçici hükümet Çin’in geçici anayasasını kabul etmişti. Bu, Çin tarihinde önemli bir köşe taşıydı. Demokrasi, milletlerin eşitliği, din ve vicdan özgürlüğü gibi önemli haklar yasal açıdan karar altına alınmıştı. Cumhuriyeti ilan etmişti, Üç Halk İlkesi hayata geçirilmemişti. Bu biraz daha zaman alacaktı, çünkü Sun Yat-sen ordunun güçlü generali Yüan Şi Kay tarafından istifaya zorlanmıştı.

Koumintang’ın Kuruluşu ve “İkinci” Devrim

1913 yılında anayasayı iptal etmeyi planlayan Yüan Şi Kay’e karşı “ikinci” devrimi başlatan Koumintang, bu ayaklanmadan da ağır bir yenilgi aldı. Ayaklanmayı fırsat bilen Yüan Şi Kay, Koumintang’ı yasaklamakla kalmadı, aralarında Song Jiaron’un da bulunduğu partinin en liderlerini katletti. Yeniden ülke dışına kaçan Sun Yat-sen, bu kez Tokyo’da “Devrimci Halk Partisi”ni kurdu.

Sun Yat-sen’in önderlik ettiği devrimci Koumintang, bu kez toplumun üç farklı kesimini birden kucaklamayı başarmıştı. Partideki güçlü akımlardan birinin aydınların ve kent emekçilerinin oluşturduğu sosyalist akım teşkil ediyordu. Sun Yat-sen, konuşmalarında kendisine aydınların ve kent emekçilerinin oluşturduğu birinci akıma daha yakın bulunduğunu söylerdi. Ayrıca konuşmalarında sıklıkla köylü kökenden gelmesine vurgu yapıyor ve yoksul köylülüğü esaretten kurtarılması gerektiğini belirtiyordu. Köylü milletin efendisi olmalıydı!

1912 yılındaki bir konuşmasında Sun, “Sosyalizmi, hem devlete yararlı hem de halk mutluluğu getiren bir şey olması nedeniyle kutsuyorum… Bu ülkeye sosyalizmi getirdiğimiz gün gençlerimizde ihtiyaç duydukları eğitimlerini alacaklardı, yaşlıların bakımı sağlanacaktır, insanlar mesleklerine göre iş edinecek ve herkes toplum içindeki yarına kavuşacaktır. Ülkemiz Çin Cumhuriyeti, büyük bir sosyalist bir ülkeye dönüştürülecektir. Şimdi bundan bahsederken bile içim içime sığmıyor” diyordu.

1916 yılında yeniden Çin’e dönecek Sun Yat-sen, 1917 yılında Kanton’da “Anayasası Koruma Hükümeti”nin başına getirilmişti.

4 Mayıs Hareketi

Devrim yapılmış, ancak devrimin devam ettirilebilmesi için gerekli ekonomik, siyasi ve kurumsal altyapı henüz olgunlaşmamıştı. Devrimci sınıflar henüz bütün Çin’i birleştirebilecek kadar güçlenmemişlerdi. Toplumsal olgunluk henüz tamamlanmamıştı. Devrimciler iktidarı ellerinde tutamıyor, ancak tasfiye de edilemiyorlardı. Siyasi açıdan bir denge durumu söz konusuydu. Sun Yat-sen açısından artık her şey netleşmişti. Devrimin hangi kesimlerini omuzları üzerinde yükseleceği konusu açıklığa kavuşmuştu.

Ancak devrimin Çin’de gerçek anlamda başarılı olabilmesi için 1919’u beklememiz gerecekti.

Birinci Dünya Savaşı bitmiş, ardından da emperyalizmin talan sofrasına dünyanın paylaşılması sorunu gelişmişti. Galip gelen emperyalist ülkeler, Almanya, Osmanlı İmparatorluğu ve Çin’i paylaşmak için Versay’da toplanmışlardı. Versay Antlaşması’yla Çin’in önemli bazı bölgeleri Japonya’ya bırakılmıştı. Versay’daki barış görüşmelerine katılan Çinliler önemli başarılar kazanacaklarını umuyorlardı, ancak çıkan sonuç Çin açısından tam bir hayal kırıklığıydı.

1919 yılında Çin topraklarının Japonya’ya bırakılmasını ön gören Versay Antlaşması’na karşı güçlü bir antiemperyalist fırtına esmişti. Ayaklanan gençler, Çin toplumuna yeni bir ulusa bilinç taşımışlardı. Pekin Üniversitesi hareketin merkeziyle ve eylemler komünistler önderliği ediyordu. Tarihe “4 Mayıs Hareketi” olarak geçecek olan protesto gösterileri, Çin tarihinde bir dönüm noktası oldu. Yüz binlerce öğrenci ve aydının katıldığı bu hareket, antiemperyalist bir harekat olmanın ötesine geçen bir kültür devrimiydi de.

Eski olan her şey topa tutulmuştu.

Antifeodal bir karakter kazanan “4 Mayıs Hareketi”, işçi sınıfını siyasileştirerek, demokratik devrimde etkin bir rol üstlenmesini de sağlamıştı. “4 Mayıs Hareketi” öylesine etkili olmuştu ki, binlerce öğrenci birkaç yıl içinde hızla sosyalizm saflarına kaymış ve hatta bunların birçoğu sonradan bu uğurda hayatını kaybetmiştir.

Bu gelişmeler üzerine Sun Yat-sen, Ekim 1919’da bütün antiemperyalistleri Koumintang saflarında birleşmeye çağırdı. Ardından üç parçadan oluşan (düşünsel, maddi ve toplumsal inşa) “Devletin İnşası” programını açıkladı. Bu programın aynı zamanda Sun Yat-sen’in yurtdışında daha da etkili bir devlet adamı olarak öne çıkmasının zeminini hazırladı.

“Üçüncü” Devrim

Bu arada komünistler de 1921 yılında ÇKP’yi kurmuşlardı. Partinin ilk genel sekreteri Pekin üniversitesinin edebiyat fakültesi dekanı Cen Du-siyu olmuştu. Mao, kuruluş kongresine köylük alanları temsilen katılmıştı. Örgütlenme kentlerde de yayılmıştı. Şanghay’da birkaç yıl içinde yüzbinlerce işçi sendikalarda örgütlenmişti.

Güney eyaletlerinde askeri birlikleri arkasına alan Sun Yat-sen, 1921 yılının Mayıs ayında Kanton’da yeni bir hükümet kurmuştu. Cumhuriyetin ilanından sonra Çin fiilen birkaç parçaya bölünmüştü.

Nitekim sağcı güçlerin Sun Yat-sen’i hedef alan Haziran 1922 askeri darbesi, sun Yat-sen’in karargahının top atışıyla yerle bir etmişti. Bu esnada Sun Yat-sen hem kitapçılığını hem de bütün siyasi notlarını kaybetmişti.

Bu komploya birlikte “üçüncü” devrimi de başlamış oldu.

Komünistlerle İttifak Dönemi

Sun Yat-sen, Bolşevik Parti gibi çelik bir disipline sahip bir parti istiyordu. Bu nedenle komünistlerin Koumintang’a üye olmalarını teşvik etmişti.

Ne yazık ki Türkiye’de bu gerçekleşmeyecek, aksine komünistler sürekli kovuşturmaya uğrayacaktı. İşte bu adam, Çin ile Türkiye’nin kader birliğinin bozulduğu en önemli nokta olmuştu.

ÇKP ile Koumintang arasındaki birlik görüşmeleri 1923 yılının sonlarından itibaren fiilen hayata geçirilmişti. Komünistler Koumintang’a üye olabilmeleri için Sun Yat-sen “emperyalizme karşı çıkan ve onun düşmanı olan her kişi ve kuruluş, Çin’deki özgürlük ve adaletten yararlanabilme onuruna sahiptir” kararını açıklamıştı.

Devrimin sürekli yenilgiye uğramasının nedenini araştıran Sun Yat-sen, sihirli çözümü keşfetmişti: “Devrimi ilerletebilmemiz için halkın kalbini kazanmamız gerekiyor.”

Sun Yat-sen partinin ana kitlesinin köylüler, kent yoksulları (işçiler) ve aydınlar olduğunu vurguluyordu. Artık örgütlenmenin karargâhları kışlalar değil, sınıf mücadelesinin merkezleri olan kırsal bölgeler ve kentlerdi. Böylece asker kökenlilerin parti kurullarındaki ağırlığı da ortadan kalkmış ve bunun yerine halk ve sınıfa dayanan yöneticiler esas almıştı.

Zaman içinde sadece parti değil, Sun Yat-sen de devrimcileşmişti.

Artık emperyalizm ve feodalizm baş düşmandı. Büyük toprak sahiplerinin yanı sıra zengin köylülerle de ipler koparılıyordu. Bu amaçla köylü birlikleri kurulacaktı. Büyük işletmeler millileştirilecek ve yerli kapitalistlerin aşırı zenginleşmesinin de önüne geçilecekti. Böylece toplumdaki sınıf farkının daha da derinleşmesinin önüne geçilecekti.

Sun Yat-sen ve Lenin

Kanton’da süren kongre süreci içinde Lenin’in ölüm haberi gelmişti. Bunun üzerine Sun Yat-sen kongrede Lenin’in tarihsel önemine değinen bir konuşma yapmıştı. Sun Yat-sen Kongreye “önderimiz ve dostumuz” dediği Lenin’in anısına 3 günlük yas ilan etmeyi teklif etmişti. Lenin ve Sun Yat-sen yaşamlarında hiç karşılaşmamışlardı, ancak dostlukları köklü ve sağlamdı. Lenin, Sun Yat-sen’i 1912 yılındaki yazılarında keşfetmişti ve Çin’deki Halkçılık üzerine birkaç makale yazarak, batılı sosyal demokratların dikkatini oraya yöneltmişti. Çin-Sovyet dostluğunu temsili 1912 yılından bu yana sağlandı.

Sun Yat-sen, Lenin’in ölümünden çok etkilenmişti.

Üzüntüsünü,

“Binlerce zorlukları aştı hasretimiz

Bense yüzlerce hileyi boşa çıkardım.

Ne kadar isterdim bir bilsen

Senin ayak izinden yürümeyi” diye devam eden uzun bir şiirle dile getirmişti.

Lenin’in ölümünün ardından Sun Yat-sen son bir yıllık ömrünün kalan zamanını Lenin’in eserlerini okuyarak ve Üç Halk İlkesi üzerine dersler vererek geçirdi.

Koumintang’ın 7 kişilik yürütme kuruluna 3 ÇKP yöneticisi alınmıştı. Sonradan 1949 yılında büyük devrimine ve bugünkü Çin’in kuruluşuna önderlik edecek olan Mao, hem yürütme kurulunun yedek üyesiydi hem de Koumintang’ın köylü birliklerinin sorumluluğunu üstlenmişti.

1925 yılında Enstitüden mezun olan öğrencilere hitap eden Sun Yat-sen, “Toprak işleyenindir” ilkesini ortaya attı. “Köylülerin devrime katılmasının devrimin garantisi olduğunu” belirten Sun, konuşmasını “Milyonlarca köylüyü devrime kazananın!” diye bitirdi. Sadece bununla da kalmadı, ayrıca baştan Şanghay olmak üzere birçok kentte güçlü sendikaların kurulmasına destek de vermişti.

Ne var ki siroz, karaciğerini günden güne tüketiyordu. Son günlerinin yaklaştığını hissedince de 24 Şubat 1925’de vasiyetinin kaleme alınmasını istedi. 11 Mart’ta vasiyetini imzaladı. 12 Mart’ta ise hayata gözlerini yumdu. Sun’un vasiyetinde, Çin’in kaderini belirleyen üç devrimci siyasete netlik kazandırılmıştı:

  1. Sovyetler Birliği ile dostluk kesilmemeli ve bu ortaklığa sadık kalınmalıydı.
  2. Komünistlerle ittifak etkin bir şekilde sürdürülmeliydi.
  3. Köylülerin ve işçilerin örgütlendirilmesinden kesinlikle vazgeçilmemeliydi.

5 Nisan 1925 tarihinde cenazesi Pekin’de –düşmanın en güçlü olduğu kent- yüzbinler tarafından uğurlandı. Ne yazık ki iki ay sonra Şanghay’da Koumintang-ÇKP ittifakı bozmaya yönelik hain kurşunlar sıkılacaktı.

Ancak Mao Zedung, Sun Yat-sen’in çizgisini devam ettirerek demokratik devrimi, köylerden şehirlere doğru geliştirerek 1949 yılında başarıya ulaştırılacaktı.

Kaynak: Sadık Usta, Fıçılarda Yaşamak, Librum Yayınları, Mart 2017, s. 208-224

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir