14/10/19

Vladimir İlyiç Lenin – Birinci Mektup: Devrimin İlk Aşaması

Lenin–Birinci-Mektup-Devrimin-İlk-Asaması

Emperyalist dünya savaşının doğurduğu ilk devrim patlak verdi. İlk devrim, ama kesinlikle sonuncusu olmayacak.

İsviçre’de edinebildiğimiz yetersiz bilgiler izin verdiği ölçüde bir yargıda bulunacak olursak, bu ilk devrimin, yani 1 Mart 1917 Rusya devriminin ilk aşaması tamamlanmıştır. Ama devrimimizin bu ilk aşaması kesinlikle son aşaması olmayacak.

Nasıl oldu da yüzyıllardı ayakta duran ve 1905-1907 yılları arasındaki üç yıl boyunca her şeye rağmen ülke çapındaki, muazzam sınıf mücadelelerine göğüs gerebilmiş olan bir monarşinin sekiz gün içinde(Milyukov Rusya’nın yurt-dışındaki bütün temsilcilerine gönderdiği telgrafında mağrur bir edayla sekiz günden bahsediyor) çökmesi gibi bir mucize gerçekleşebilir?

Doğada ya da tarihte mucizeler yoktur, ama her devrim tıpkı tarihin diğer ani dönemeçleri gibi öyle zengin bir içeriğe sahiptir, mücadele biçimlerinin ve mücadele eden güçlerin karşılıklı ilişkilerinin kendine özgü bileşimleri o kadar beklenmedik biçimlere bürünür ki, sıradan bir insana pek çok şey mucize olarak görünür.

Çarlık monarşisinin birkaç gün içinde çökebilmesi için, dünya çapında tarihsel öneme sahip bir dizi etkenin bir araya gelmesi gerekiyordu. Biz burada en önemlilerinden bahsedelim.

Rusya proletaryası 1905’ten 1907’ye üç yıl içinde çok büyük sınıf mücadeleleri yaşamamış ve büyük bir devrimci çaba göstermemiş olsaydı, ikinci devrimin bu kadar hızlı gelişmesi, yani başlangıç aşamasını birkaç gün içinde tamamlaması asla mümkün olmazdı. İlk devrim (1905) toprağı derinden işledi, yüzyılların önyargılarını kökünden temizledi, milyonlarca işçiyi, on milyonlarca köylüyü siyasal hayata ve siyasal mücadeleye uyandırdı ve Rusya toplumunun bütün sınıflarını (ve bütün önemli partilerini) birbirlerine –ve bütün dünyaya- gerçek nitelikleriyle, çıkarları, güçleri, eylem yöntemleri, yakın ve uzak hedefleri bakımından gerçek saflaşmaları içinde gösterdi. Bu ilk devrim ve onun ardından gelen karşı-devrim dönemi (1907-1914), çarlık monarşisinin özünü bütün çıplaklığıyla ortaya serdi, ‘en uç sınırına’ dek götürdü ve bütün çürümüşlüğüyle kepazeliğini, Rasputin denen canavarın avucunda olan çarlık hizbinin sinikliği ve kokuşmuşluğunu gözler önüne serdi. Bu devrim, Romanov ailesinin, yani Rusya topraklarını Yahudilerin, işçilerin ve devrimcilerinin kanıyla sulamış olan bu katliamcıların, büyük toprak sahibi olarak ‘benzerleri arasında birinci’ olan, kendilerinin ve sınıfların ‘kutsal mülkiye hakkı’nın korumak için her türlü vahşete, suça, sayısız vatandaşı yok etmeye ve boğazlamaya hazır olan bu toprak sahiplerinin bütün gaddarlığını teşhir etti.

1905-1907 Devrimi ve 1907-1914 karşı-devrimi olmasaydı, Rus halkı ile Rusya’da yaşayan ulusların bütün sınıflarının böylesine belirgin bir şekilde ‘kendi kaderlerini tayin etmeleri’ –birbirleriyle ve çarlıkla 1917 Şubat-Mart Devrimi’nin sekiz günü içinde tezahür eden ilişkisinin tayini- mümkün olamazdı. Bu sekiz günlük devrim, bir mecaza başvurmak gerekirse, sanki on-on iki tane genel ve kısmi provası yapılmış gibi ‘oynandı’: ‘aktörler’ birbirlerini tanıyor, küçüklü büyüklü bütün siyasal eğilimlere ve eylem tarzlarına kadar rollerini, yerlerini ve bütün dekoru baştan sona biliyorlardı.

Fakat Guçkov, Milyukov ve onların çanak yalayıcıları tarafından ‘büyük bir ayaklanma’ olduğu gerekçesiyle reddedilen 1905’teki ilk büyük devrim, on iki yıllık bir sürenin ardından, 1917 yılının ‘parlak’, ‘şanlı’ devrimine yol açtı. Guçkov ve Milyukov’ların iktidarı (şimdilik) kendilerine verdiği için ‘şanlı’ diye nitelendirdikleri bu devrimin olabilmesi için, bir yandan dünya tarihinin gelişimini muazzam ölçüde hızlandırabilecek, öte yandan görülmedik yoğunlukta ekonomik, siyasal, ulusal ve uluslararası krizlere yol açabilecek büyük, güçlü, her şeye kadir bir ‘rejisör’ gerekliydi. Romanov monarşisinin kan ve pisliğe bulanmış arabasının tek bir hamlede devrilebilmesi için, dünya tarihinin seyrinin olağanüstü derecede hızlanması dışında, tarihin özellikle sert ve keskin dönüşler yapması da zorunluydu.

Gelişimi güçlü bir biçimde hızlandıran bu her şeye kadir ‘rejisör’, emperyalist dünya savaşıydı.

Bunun bir dünya savaşı olduğuna bugün artık hiç kuşku yoktur, zira Amerika Birleşik Devletleri ve Çin bugün artık yarı yarıya savaşın içine çekilmiştir ve yarın bütünüyle çekileceklerdir.

İki tarafın da emperyalist bir savaş yürüttüğü su götürmez bir gerçektir. Yalnızca kapitalistler ve onların çanak yalayıcıları olan sosyal-yurtseverler ve sosyal-şovenler, ya da –genel eleştirel tanımlar yerine Rusya’dan bilindik siyasi isimler vermek gerekirse- bir yanda Guçkov ve Lvov’lar, Milyukov ve Singaryov’lar, diğer yanda Gvozdyov, Potresov, Çenkeli, Kerenski ve Çeidze’ler- bu gerçeği yadsıyabilir ya da örtbas edebilir. Bu savaş gerek Alman gerekse İngiliz-Fransız burjuvazisi açısından yabancı ülkelerin yağmalanması ve küçük halkların boğazlanması uğruna, dünya üzerinde mali egemenliği ele geçirmek uğruna, sömürgelerin paylaşımı ve yeniden paylaşımı uğruna, çeşitli ülkelerin işçilerini aptallaştırıp bölerek, sendeleyen kapitalist düzeni kurtarmak uğruna yürütülmektedir.

Emperyalist savaş nesnel bir kaçınılmazlıkla, proletaryanın burjuvaziye karşı sınıf mücadelesini olağanüstü derecede hızlandırıp eşi görülmedik ölçüde yoğunlaştırmak ve düşman sınıflar arasında iç savaşa dönüşmek zorundaydı.

Bu dönüşümü başlatan 1917 Şubat-Mart Devrimi oldu. Bu devrimin ilk aşamasına, öncelikle, iki gücü el ele vererek çarlığa indirdikleri darbe damgasını vurdu: Bu güçlerden birisi bütün bilinçsiz çanak yalayıcıları ve bütün bilinçli önderlerinden İngiliz-Fransız elçilerine ve kapitalistlere kadar bütün burjuva ve toprak sahibi Rusya, diğeriyse asker ve köylü temsilcilerinin yanına çekmeye başlamış olan İşçi Temsilcileri Sovyeti’dir.

Burada üç siyasal kamp, üç temel siyasal güç söz konusudur:

1-)Çarlık monarşisi, feodal toprak sahiplerinin, eski bürokrasinin ve askeri kastın başı;

2) başlıca temsilcileri Kerenski ve Çeidze olan ve peşine küçük burjuvayı takmış bulunan Oktobristlerin ve Kadetlerin burjuva ve toprak sahibi Rusya’sı;

3) bütün proletaryayı ve halkın en yoksul kesiminin tamamını müttefiki yapmaya çalışan İşçi Temsilcileri Sovyeti.

Bu, üç temel siyasal güç, daha ‘ilk aşama’nın sekiz gününde ve yabancı gazetelerin yetersiz telgraf haberleriyle yetinmek zorunda kalan bu satırların yazarı gibi olayların geçtiği sahneden bu kadar uzaktaki bir gözlemciye bile tam bir açıklıkla kendisini göstermiştir.

Fakat bu konuyu daha ayrıntılı incelemeden önce, mektubumda asli öneme sahip bir etkene dönmek zorundayım: emperyalist dünya savaşı.

Savaş, savaşan güçleri, savaşan kapitalist grupları, kapitalist sistemin ‘efendileri’ni, kapitalist kölelik sisteminin köle sahiplerini demir zincirlerle birbirlerine bağladı. Tek bir kanlı yumak – işte içinden geçtiğimiz tarihsel uğrağın toplumsal ve siyasal bakımdan hali pürmelâli budur.

Savaş patlak verdiğinde burjuvazinin safına geçen sosyalistler (Almanya’daki bütün o David’ler ve Scheidemann’lar, Rusya’da Plehanov’lar, Potresov’lar, Gvozdyov ve şürekâsı) devrimcilerin ‘yanılsamaları’na karşı, Basel Manifestosu’nun ‘yanılsamalarına’ karşı, emperyalist savaşı iç savaşa çevirmeyi umut eden ‘gülünç hayale’ karşı epey yaygara kopardılar. Çeşitli ülkelerdeki işçi sınıfını ‘uyumlu hale getirme’, evcilleştirme, yanlış yönlendirme ve bölme konusunda kapitalistlere yardım eden bu kimseler, kapitalizmin gösterdiği sözde güçlülük, kararlılık ve uyum yeteneği şerefine çeşitli tınılarda sitayiş dolu nağmeler döktürdüler!

Ama ‘son gülen iyi güler’. Burjuvazi savaşın yol açtığı devrimci krizi çok fazla erteleyemedi. Kısa süre önce Almanya’da olan bir gözlemcinin ifadesine göre, şu anda ‘’dahice örgütlenmiş bir açlığın’’ egemen olduğu Almanya’dan başlayarak, açlığın yaklaştığı ama örgütlenmenin ‘dahilik bakımından çok daha gerilerde seyrettiği İngiltere ve Fransa’ya kadar bütün ülkelerde kriz karşı konulmaz bir güçle büyüyor.

Örgütsüzlüğün en korkunç, proletaryanın ise en devrimci (özsel nitelikleri bakımından değil, 1905’in canlı gelenekleri sayesinde en devrimci) olduğu Çarlık Rusya’sında devrimci krizin diğer yerlerden önce patlak vermesini tetikledi. Bu ağır yenilgiler eski hükümet mekanizmasının art arda uğradıkları çok ağır yenilgiler orduyu canından bezdirdi, kaşarlanmış soylulardan ve görülmedik düzeyde yozlaşmış bürokrat unsurlardan oluşan eski komuta kademesinin önemli bir kısmını temize havale etti ve yerine, esasen burjuvaziden, halktan ve küçük burjuvaziden gelen genç, taze unsurları koydu. Burjuvazinin önünde bin secde eden ya da tek kelimeyle, omurgasız olduğundan ‘yenilgicilik’ konusunda ortalığı ayağa kaldıran kimseler, şimdi en geri ve en barbar çarcı krallığın yenilgisi ile devrimci yangının başlangıcı arasında tarihsel bir bağlantı olduğu gerçeğiyle yüz yüze geldiler.

Savaşın başındaki askeri yenilgilerin ayaklanmayı hızlandıran olumsuz bir etken olduğu doğrudur, fakat İngiliz-Fransız mali sermayesi, İngiliz-Fransız emperyalizmi ve Rusya’nın Oktrobrist-Kadet sermayesi arasındaki bağlantının Nikola Romanov’a karşı doğrudan bir komplo düzenleyerek krizi hızlandıran bir rol oynadığı unutulmamalıdır.

Meselenin bu olağanüstü önemli yanı, apaçık sebeplerden ötürü, İngiliz-Fransız basını tarafından susarak geçiştirilirken, Alman basını tarafından art niyetli bir şekilde öne çıkartılmaktadır. Biz Marksistler gerçekle olduğu gibi yüzleşmesini bilmeli ve ne savaşın birinci gruptan emperyalistlerin diplomat ve bakanlarının resmi ve tatlı yalanları, ne de onların savaşan diğer gruptaki mali ve askeri rakiplerinin pis pis sırıtmaları karşısında şaşkınlığa kapılmalıyız. Şubat-Mart Devrimi olaylarının bütün seyri, uzun süredir ajanları ve bağlantıları aracığıyla II. (sonuncusu olmasını umuyoruz ve bunun için çaba harcayacağız) Nikola ile II. Wilhelm arasında ‘ayrı’ anlaşmalar ve ayrı bir barış anlaşması yapılmasını engellemek üzere gözünü budaktan sakınmayan İngiliz ve Fransız elçiliklerinin, Oktrobistler ve Kadetler, ordu ve generallerin bir kesimi ve St. Petersburg garnizonu subaylarıyla el ele vererek Nikola Romanov’u devirmek amacıyla doğrudan bir komplo düzenlediklerini açıkça gösteriyor.

Yanılsamalara kapılmayalım. Gvozdyov-Potresov çizgisi ile enternasyonalizm arasında gidip gelen ve sık sık küçük burjuva pasifizmine kayan bazı Ö. K. (Örgütlenme Komitesi) destekçileri ya da Menşevikler gibi, bugün işçiler tarafından desteklenmesini vs. göklere çıkarma yanlışına düşmeyelim. Bu kişiler hiç kafa yormadan öğrendikleri (ve hiçbir şekilde Marksist olmayan) eski öğretilerine uygun olarak, İngiliz-Fransız emperyalistleri ile Guçkov ve Milyukov’ların ‘baş cengâver’ Nikola Romanov’u tahttan indirmek ve onun yerine daha gözü pek, canlı ve yetenekli cengaverleri geçirmek amacıyla komplo düzenlediğini gizlemeye çalışıyorlar.

Devrimin bu denli çabuk ve –görünüşte, yüzeysel bakıldığında- böyle radikal bir şekilde zafer kazanmış olmasının tek sebebi, birbirine hiçbir şekilde benzemeyen akımların, birbirinden tamamen farklı sınıf çıkarlarının, birbirine tamamen karşıt olan siyasal ve toplumsal eğilimlerin, fevkalade özgün bir tarihsel durumun sonucu olarak birleşmiş olmalarıdır, hem de çarpıcı bir ‘uyum içinde.’ Başka bir deyişle, bir yandan emperyalist savaşı sürdürmek amacıyla, savaşı daha azgın ve inatçı bir şekilde yürütmek amacıyla, İstanbul’u Guçkovlara, Suriye’yi Fransız kapitalistlerine, Mezopotamya’yı İngiliz kapitalistlerine vs. vermek üzere milyonlarca yeni Rus işçisini ve köylüsünü katletmek amacıyla Milyukov, Guçkov, ve şürekasını iktidarı ele geçirmeye iten İngiliz-Fransız emperyalistlerinin komplosu vardı. Ama diğer yandan da, proletaryanın ve halk kitlelerinin ekmek için, barış için, gerçek özgürlük için kalkıştıkları büyük bir devrimci hareket vardı.

Devrimci Rusya proletaryasının, İngiliz parasıyla ‘yamanan’ ve en az çarlık emperyalizmi kadar mide bulandırıcı olan Kadet-Oktobrist emperyalizmini ‘desteklediği’nden bahsetmek aptallık olur. Devrimci işçiler meş’um çarlık monarşisini temelden yıkıyorlardı, zaten önemli ölçüde yıkılmış bulunuyor ve yıkılacaklar. Tarihin bazı kısa süreli, istisnai konjonktürlerinde bir kralın yerine başka bir kralı (hani olursa da, bir Romanov’u!) geçirmek için Buchanan, Guçkov, Milyukov ve şürekasının mücadelesinden yardım almış olmaları, devrimci işçileri ne gururlandırır ne de umutsuzluğa sevk eder.

Olaylar işte böyle, ama yalnız böyle gelişti. Doğruyu söylemekten korkmayan, devrimdeki toplumsal güçler dengesini salim kafayla ölçüp biçen, her ‘mevcut durumu’ yalnızca o anki özgül nitelikleri bakımından değil, aynı zamanda daha temel güdülerden, gerek Rusya’da gerekse bütün dünyada proletaryanın çıkarları ile burjuvazinin çıkarları arasındaki daha derin bağlantıları dikkate alarak değerlendiren bir siyasetçi duruma yalnızca ama bu şekilde yaklaşabilir.

Petrograd işçileri, Rusya’daki bütün işçiler gibi, çarlık monarşisine karşı, özgürlük için, köylülere toprak için ve emperyalist katliama karşı barış için mücadele ettiler. İngiliz-Fransız emperyalist sermayesi ise bu katliamı sürdürmek ve şiddetlendirmek için saray entrikalarına başvurdu, muhafız subaylarıyla kumpas kurdu, Guçkov ve Milyukov’ları kışkırtıp cesaretlendirdi ve aslında proleter mücadelesi çarlığa ilk darbeleri indirdikten hemen sonra iktidarı ele geçirmiş olan tümüyle yeni bir hükümet kurdu.

Gerçekten önemli makamları, can alıcı, belirleyici mevkileri, orduyu ve bürokrasiyi Oktorbrist’lerdenLvov ve Guçkov ile Barışçı Yenilik Partisi’nin Cellat Stolipin’in dünkü yardakçılarının eline veren bu yeni hükümet, Milyukov ile diğer Kadetlerin süs niyetine kabul edildikleri –duygusal profesör vaazları vermek üzere oradalar- ve Trudovik Kerenski’nin işçileri ve köylüleri aldatmak için çalınan bir balalayka olduğu bu hükümet rastgele seçilmiş insanların bir araya geldikleri bir hükümet değildir.

Bu kişiler Rusya’da siyasal iktidarı ele geçirmiş yeni bir sınıfın, ülkemizde ekonomik açıdan uzun zamandan beri egemen olan ve gerek 1905-1907 Devrimi sırasında gerek 1907-1914’teki karşı-devrim döneminde gerekse  -müthiş bir hızla- 1914-1917 savaşa döneminde siyasal açıdan çarçabuk örgütlenmeye ve yerel yönetim organlarını, kamusal eğitimi, çeşitli türde kongreleri, Duma’yı, savaş sanayileri komitelerini vs. kendi denetimine almayı başaran kapitalist toprak sahipleri sınıfı ile burjuvazinin temsilcileridir. Bu yeni sınıf 1917’ye gelindiğinde zaten ‘neredeyse tamamen’ iktidarı elinde bulunduruyordu ve dolayısıyla çarlığı yere sermek ve burjuvazinin önünü açmak için ilk birkaç darbe yeterli oldu. Muazzam bir çaba gerektiren emperyalist savaş, geri Rusya’nın gelişimini öylesine hızlandırdı ki, ‘tek bir darbeyle’ (görünüşte tek bir darbede) İtalya’ya, İngiltere’ye ve neredeyse Fransa’ya yetişti. Bugün ‘koalisyon’ hükümeti ‘ulusal’ (yani emperyalist katliamı sürdürmeye ve halkı aptal yerine koymaya uygun) ‘parlamenter’ bir hükümetimiz var.

Bugünkü savaşta milyar dolarlık İngiltere&Fransa adlı şirketin acentesinden başka bir şey olmayan bu hükümetin yanı sıra, ortaya bir de resmi olmayan, henüz gelişmemiş, görece zayıf, ama asli yere sahip bir işçi hükümeti çıkmıştır. Proletarya ile kır ve kentlerdeki bütün yoksul kesimlerin çıkarlarını temsil eden bu hükümet Petrograd’daki İşçi Temsilcileri Sovyeti’dir. Bu hükümet askerlerle, köylülerle ve (elbette köylülerden çok bilhassa) tarım işçileriyle bağlar kurmaya çalışmaktadır.

İşte, Marksist taktiklerin tek sağlam zemin üzerinde, yani olgular temelinde yükselebilmesi için her şeyden önce olabildiğince nesnel bir kesinlikle tanımlamamız gereken gerçek siyasal durum budur.

Çarlık monarşisi paramparça edildi, ama henüz tümüyle yok edilmedi.

Emperyalist savaşı ‘sonuna kadar’ götürmek isteyen ve aslında İngiltere&Fransa adlı mali şirketin bir acentesi olan Oktobrist-Kadet burjuva hükümeti, halk üzerindeki iktidarını ve emperyalist katliamı sürdürmesine aykırı olmayan özgürlük ve sus paylarını bol kesede vaat etmek zorundadır.

İşçi Temsilcileri Sovyeti ise bir işçi örgütüdür, işçi hükümetinin rüşeym hali, toplumun bütün yoksul kesinlerinin, yani barış, ekmek ve özgürlük için mücadele eden onda dokuzunun çıkarlarının temsilcisidir.

Bu üç güç arasındaki çatışma devrimin ilk aşamasından ikinci aşamasına geçişi oluşturan mevcut durumu belirlemektedir.

Birinci güç ile ikinci güç arasındaki karşıtlık derin değil, geçicidir, yalnızca mevcut konjonktürün, emperyalist savaştaki kesin dönemecin bir ürünüdür. Yeni Hükümet tümüyle kralcılardan oluşmuştur, zira Kerenski’nin lafzi cumhuriyetçiliği ciddiye alınamaz, bir devlet adamına uygun değildir ve nesnel açıdan siyasal madrabazlıktır. Bu hükümet çarlık monarşisine son darbeyi vurmak yerine, daha şimdiden toprak sahibi Romanov hanedanıyla pazarlıklara başlamıştır. Oktobrist-Kadet türündeki burjuvazinin, emekçilere karşı sermayenin ayrıcalıklarını korumak üzere ordunun ve bürokrasinin başına geçecek bir monarşiye ihtiyacı vardır.

Çarlık gericiliğine karşı mücadelenin çıkarları gereği işçilerin yeni hükümeti desteklemeleri gerektiğini söyleyen biri (görünen Postresov’lar, Gvozdyov’lar, Çenkeli’ler ve bütün kaçamaklığına karşın Çeidze bu telden çalmaktadır) işçilere, proletaryanın davasına, barış ve özgürlük davasına ihanet eden bir alçaktır. Zira gerçekte, tam da bu yeni hükümet şimdiden emperyalist sermaye tarafından, emperyalist savaş ve yağma siyaseti tarafından sımsıkı bağlanmış, şimdiden (halka danışmadan!) hanedanla pazarlığa tutuşmuş, şimdiden çarlık monarşisini yeniden kurmaya çalışmakta, şimdiden yeni kralcık olarak Mihail Romanov’u aday olarak pazarlamakta, şimdiden tahtı güçlendirmek, meşruti (yasal, eski yasaya dayanarak yöneten) monarşinin yerine Bonapartist bir monarşi, bir referandum monarşisi (düzmece bir referandum ile yöneten monarşi) için önlemler almaktadır.

Hayır, eğer çarlık monarşisine karşı gerçek bir mücadele verilecekse, eğer özgürlük yalnızca lafta, Milyukov ve Kerenski’nin kafa ütüleyen vaatleriyle değil, gerçekten teminat altına alınacaksa, işçiler yeni hükümeti değil, hükümet işçileri ‘desteklemelidir!’ Zira özgürlüğün ve çarlığın tümüyle yok edilmesinin tek teminatı proletaryanın silahlandırılması, İşçi Temsilcileri Sovyeti’nin rolünün, mahiyetinin ve iktidarının güçlendirilmesidir.

Bunun dışında her şey boş sözlerden, yalan dolandan, liberal ve radikal siyasetçilerin kendilerini aldatmalarından, düzenbazca oyunlarından ibarettir.

İşçilerin silahlanmasına yardım edin ya da en azından köstek olmayın. O zaman Rusya’da özgürlük kalıcı, monarşinin yeniden kurulması imkansız, cumhuriyet de emin ellerde olur.

Aksi takdirde Guçkov’lar ve Milyukov’lar monarşiyi yeniden kuracaklardır ve vaat ettikleri özgürlüklerin hiçbirini, ama hiçbirini hayata geçirmeyeceklerdir. Bütün burjuva devrimlerinde bütün burjuva siyasetçileri halkı vaatlerle ‘besleyip’ vaatlerle işçileri aldatmışlardır.

“Devrimimiz bir burjuva devrimidir, bu sebeple işçiler burjuvaziyi desteklemelidir,”  diyor Postresov’lar, Gvozdyov’lar, Çeidze’ler, tıpkı dün Plehanov’un dediği gibi.

“Devrimimiz bir burjuva devrimidir,” diyoruz bir Marksistler, “bu sebeple işçiler burjuva siyasetçilerinin aldatmacalarına karşı halkın gözünü dört açmasını sağlamalı, laflara inanmamayı, tümüyle kendi gücüne, kendi örgütlülüğüne, kendi birliğine ve kendi silahlarına güvenmeyi öğretmelidir.” Oktobristlerve Kadetlerin, Guçkov’ların ve Milyukov’ların hükümeti, samimi bir şekilde istese bile (yalnızca çocuklar Guçkov’ların ve Lvov’un samimi olduğunu düşünebilir) halka ne barış ne ekmek ne de özgürlük verebilir.

Bu hükümet barış getiremez, çünkü o bir savaş hükümetidir, emperyalist katliamı sürdürmekle yükümlü bir hükümettir, Ermenistan’ı, Galiçya’yı ve Türkiye’yi yağmalamak, İstanbul’u ilhak etmek, Polonya’yı, Kurland’ı, Litvanya’yı vs. yeniden fethetmek için kolları sıvayan bir yağma hükümetidir. İngiliz-Fransız emperyalist sermayesine göbekten bağlı bir hükümettir. Rus sermayesi, yüz milyarlarca rubleyle oynayan ve İngiltere&Fransa adını taşıyan dünya çapındaki şirketin bir acentensinden başka bir şey değildir.

Bu hükümet halka ekmek veremez, çünkü bir burjuva hükümetidir. Olsa olsa Almanya örneğinde olduğu gibi dahice örgütlenmiş bir ‘açlık verebilir. Fakat halk açlığı sineye çekmeyecektir. Halk, ekmek sıkıntısı olmadığını, ekmeğe ulaşabileceğini, ama bunun yegane yolunun sermayenin ve toprak mülkiyetinin kutsallığına saygı duymayan yöntemlere başvurmaktan geçtiğini öğrenecektir, hem de muhtemelen çok yakında.

Bu hükümet halka özgürlük veremez, çünkü toprak sahipleri ve kapitalistlerin halktan korkan ve şimdiden Romanov hanedanıyla pazarlığa girişmiş olan hükümetidir.

Bu hükümet karşısındaki doğrudan tutumumuza dair taktik sorunlar başka bir makalede ele alınacak. Orada, devrimin ilk aşamasından ikinci aşamasına geçişi oluşturan mevcut durumun kendine özgür yönlerini ve şu anki sloganımızın, ‘günün görevi’nin neden şu olması gerektiğini açıklayacağız: “İşçiler, çarlığa karşı iç savaşta proleter kahramanlık mucizeleri, halk kahramanlığı mucizeleri yarattınız. Devrimin ikinci aşamasındaysa kendi zaferinizi hazırlamak için örgütlenme mucizeleri, proletaryanın ve bütün halkın örgütlenmesinde mucize yaratmalısınız.”

Kendimizi şimdilik sınıf mücadelesinin ve devrimin bu aşamasındaki sınıflar-arası güçler dengesinin tahliliyle sınırlasak da, şu soruyu da sormak zorundayız: “Bu devrimde proletaryanın müttefikleri kimlerdir?”

Proletaryanın iki müttefiki vardır: Birincisi, Rusya’da nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan on milyonlarca yarı-proleter ve kısmen küçük köylü kitlesidir. Bu kitle için barış, ekmek, özgürlük ve toprak esastır. Bu kitlenin, burjuvazinin ama özellikle de onu proletarya ile burjuvazi arasında yalpalamaya iten hayat koşulları bakımından en çok benzediği küçük burjuvazinin bir ölçüde etkisi altına girmesi kaçınılmazdır. Ama Guçkov, Lvov, Milyukov ve şürekası tarafından şevkle yürütüldüğü oranda daha da acımasız bir hal alacak olan savaşın acımasız dersleri bu kitleyi kaçınılmaz olarak proletaryaya doğru itecek, proletaryanın peşinden gitmeye zorlayacaktır. Bu yeni düzenin göreli özgürlüğünden ve İşçi Temsilcileri Sovyeti’nden yararlanarak, her şeyden öte ve önce, bu kitleyi aydınlatmak ve örgütlemek zorundayız. Köylü Temsilcileri Sovyetleri ve Tarım İşçileri Sovyetleri, en acil görevlerimizden biri budur. Bu bağlamda yalnızca tarım işçilerinin kendi aralarında ayrı Sovyetlerinin kurulması değil, aynı zamanda mülksüz ve en yoksul köylülerin varlıklı köylülerden ayrı örgütlenmesi için de çaba harcamalıyız. Örgütlenmenin bugün bilhassa acil olan görevleri ve özel biçimleri bir sonraki mektupta ele alınacaktır.

Rusya proletaryasının ikinci müttefiki, savaşa katılan bütün ülkelerdeki ve genel olarak dünyadaki proletaryadır. Bu müttefik şu anda savaş yüzünden büyük oranda bastırılmıştır ve onun adına çoğunlukla Avrupalı sosyal-şovenistler, yani Rusya’daki Plehanov, Gvozdyov, Potresov gibi burjuvazinin safına geçmiş olanlar konuşmaktadır. Ama emperyalist savaşın her ayında proletaryanın sosyal-şovenistlerin etkisinden kurtulması daha da ilerlemiştir ve Rusya devriminin süreci hızlandırması kaçınılmazdır.

Proletarya bu iki müttefikiyle, mevcut geçiş döneminin kendine özgü niteliklerinden yararlanarak, ilkin Guçkov ve Milyukov’un yarı monarşisi yerine demokratik cumhuriyetin kurulmasına ve köylülüğün toprak sahipleri karşısındaki tam zaferine, ardından da savaşta helak olan halka barış, ekmek ve özgürlük verecek yegane şey olan sosyalizme doğru ilerleyebilir ve ilerleyecektir.

7 (20) Mart 1917’de yazıldı, 8-9 (21-22) Mart 1917’de Pravda’nın 14. ve 15. sayılarında sansürlenerek yayınlandı; Vladimir İlyiç Lenin, Collected Works, cilt. 23, s. 295-308.

Kaynak:Vladimir İlyiç Lenin, Uzaktan Mektuplar, Agora Kitaplığı, İstanbul, Nisan 2010, syf. 1-15

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir