14/10/19

Vladimir İlyiç Lenin – Proletarya Köylü Hareketine Öncülük Etmelidir

proleterya-koylu-hareketine-onculuk-etmelidir

Feodal, pederşahî ya da pederşahî köylü karakterde ilişkilerin egemen bulunduğu daha geri devletlerde ve uluslarda özellikle şunlar göz önünde tutulmalıdır:

(1) Bütün komünist partileri, bu ülkelerin burjuva demokratik kurtuluş hareketini desteklemek zorundadırlar ve en aktif biçimde destekleme ödevi de geri kalmış ulusun, bir sömürge olarak ya da malî bakımdan bağımlı bulunduğu ülkelerin işçilerine düşmektedir;

(2) Geri kalmış ülkede etkili olan papaz ve yobaz takımına ve Orta Çağdan kalma öteki gerici unsurlara karşı mücadele zorunludur;

(3) Avrupa ve Amerikan emperyalizmine karşı kurtuluş hareketini, hanların, büyük toprak sahiplerinin, mollaların vb. durumlarının güçlendirilmesiyle bağdaştırma çabasında olan Pan-İslamizme ve benzeri akımlara karşı mücadele zorunludur;

(4) Geri kalmış ülkelerdeki köylü hareketlerini eşrafa karşı, büyük toprak mülkiyetine karşı, feodalizmin bütün belirtilerine ya da kalıntılarına karşı özellikle desteklemek ve Batı Avrupa’nın devrimci proletaryası ile Doğu ülkelerinin, sömürgelerin ve genel olarak geri kalmış ülkelerin devrimci köylü hareketleri arasında mümkün olan en sıkı ittifakı kurmak ve köylü hareketlerine en devrimci karakterin kazandırılması yolunda çaba göstermek; kapitalizm – öncesi ilişkilerin egemen bulunduğu ülkelerde “emekçi sovyetleri”ni vb. kurarak, Sovyetler rejiminin temel ilkelerini bu ülkelere uygulamak için çabaları esirgememek özellikle önemlidir.

“Millî Mesele ve Sömürgeler Meselesi Üzerinde Tezlerin İlk Tasarısı” (Haziran, 1920). [Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol Yayınlan, Ankara, 1968].

Doğu halklarının çoğunluğu, Avrupa’nın en geri ülkesinden, Rusya’dan daha kötü bir durumdadırlar. Ama biz, feodal kalıntılara ve kapitalizme karşı mücadelemizde Rusya’daki köylülerle işçileri birleştirmeyi başardık; mücadelemizin böylesine kolaylıkla ilerlemesi, köylülerle işçilerin kapitalizme ve feodalizme karşı birleşmiş olmalarından dolayıdır. Burada, Doğu halklarıyla ilişki özellikle önemlidir, çünkü Doğu halklarının çoğunluğu, emekçi yığınlarının – kapitalist imalâthaneler ve fabrikalar okulundan geçmiş işçilerin değil, Orta Çağ baskısının kurbanları olan, sömürülen emekçi köylü yığınlarının tipik temsilcileridirler. Rus devrimi, proleterlerin kapitalizmi alt edip, geniş ve yaygın emekçi köylü yığınlarıyla birleşerek, Orta Çağ baskısına karşı muzaffer bir şekilde başkaldırışının bir örneği idi. Şimdi de Sovyet Cumhuriyeti, Doğu’nun bütün uyanan halklarım çevresinde toplamak ve onlarla birlikte uluslararası emperyalizme karşı mücadeleye girişmek zorundadır.

Burada, dünyadaki devrimcilerin şimdiye değin karşılaşmadıkları bir görevle karşı karşıya bulunmaktasınız: Sosyalizmin genel teori ve pratiğine dayanarak, Avrupa ülkelerinde mevcut olmayan özel şartlara kendinizi uydurmak ve bu teori ile pratiği, nüfusun çoğunluğunu köylülerin teşkil ettiği ve görevin, kapitalizme karşı değil, Orta Çağ kalıntılarına karşı mücadeleye girişmek olduğu şartlara uygulamayı başarmak zorundasınız. Bu, güç ve eşsiz olduğu kadar çok önemli bir görevdir de. Çünkü, şimdiye değin mücadelede yer almamış bulunan yığınlar mücadeleye çekilmekte ve öte yandan, Doğudaki sosyalist birimlerin örgütlenmesi size, Üçüncü Enternasyonalle en yakın teması kurma fırsatım vermektedir. Dünyanın en ileri proleterleriyle Doğu’nun çokluk Orta Çağ şartlan altında yaşayan sömürülen emekçi yığınları arasındaki ittifakın özgül biçimlerini bulmalısınız. Sizin, büyük ülkelerde büyük ölçüde gerçekleştireceğiniz şeyi, biz kendi ülkemizde küçük ölçüde gerçekleştirdik. Bu görevi başarı ile tamamlayacağınıza inanıyorum. Burada temsil etmekte olduğunuz Doğu halklarının komünist örgütleri sayesinde ileri devrimci proletarya ile temas kurmaktasınız. Göreviniz, her ülkede, o ülke halkının anlayabileceği bir dilde proleter devrimci propagandanın yürütülmesini sağlamaktır.

“Doğu Halkları Örgütlerinin İkinci Tüm-Rusya Kongresine Konuşma” (22 Kasım 1919).

… Ben burada dikkatleri özellikle geri kalmış ülkelerdeki burjuva demokratik hareket meselesi üzerine çekmek istiyorum. Aramızda bazı görüş ayrılıklarına sebep olan mesele işte budur. Üçüncü Enternasyonalin ve komünist partilerinin geri kalmış ülkelerdeki burjuva demokratik hareketi desteklediklerini ilân etmelerinin, ilkelerde ve teoride doğru olup olmadığım aramızda tartıştık; bu tartışma sonunda “burjuva demokratik” hareket teriminin yerine devrimci – millî hareket terimini kullanmayı oy-birliği ile kararlaştırdık. Hiç şüphe yok ki, her millî hareket, ancak burjuva demokratik bir hareket olabilir, çünkü geri kalmış ülkelerin nüfusunun büyük çoğunluğu, burjuva ve kapitalist ilişkileri temsil eden köylülerden meydana gelmektedir. Bu ülkelerde gerçekten kurulduklarını kabul etsek bile, proleter partilerinin, köylü hareketi ile belirli ilişkileri kurmadan, köylü hareketini eylemde desteklemeden, bu geri ülkelerde sosyalist bir taktik ve politika izleyebileceklerine inanmak, hayale kapılmak olur…

Şimdi de köylü sovyetleri konusunda birkaç söz söylemek istiyorum. Rus komünistlerinin, Çarlık Rusyası’nın tahakkümü altında bulunmuş olan sömürgelerde, Türkistan vb. gibi geri kalmış ülkelerdeki pratik çalışmaları, şu meseleyi ortaya çıkarmıştır: bu ülkelerin esas karakteristik özellikleri, kapitalizm – öncesi ilişkilerin egemen bulunması olduğuna göre ve bu yüzden de bu ülkelerde salt proleter bir hareket söz konusu olamayacağına göre, kapitalizm – öncesi şartlarında taktik ve politika nasıl uygulanacaktır? Bu ülkelerde sanayi proletaryası hemen hemen yoktur. Ama buna rağmen, biz bu ülkelerde de önderlik rolünü üzerimize almayı gerekli saydık. Çalışmalarımız, bu ülkelerde pek büyük güçlükleri yenmemiz gerektiğini bize gösterdi, ama elde ettiğimiz pratik sonuçlar da göstermiştir ki, bütün bu güçlüklere rağmen, bu ülkelerin yığınlarında siyasî bilince ve bağımsız siyasî eyleme bir özlem uyandırmak, proletaryanın hemen hemen mevcut olmadığı şartlarda bile mümkündür. Bu çalışma, bizim için, Batı Avrupa ülkelerindeki yoldaşlarımızın çalışmalarından daha zordur, çünkü Rusya proletaryası, aynı zamanda devleti de yönetmekteydi. Yarı – feodal bir bağımlılık durumunda olan köylülerin, Sovyet örgütlenmesi fikrini benimsemeleri ve bunu uygulamaları kolayca anlaşılır bir şeydir. Gene besbellidir ki, sadece emtia kapitalizmi tarafından değil, feodaller ve feodal temeller üzerine kurulu devlet tarafından da sömürülen ve ezilen yığınlar Sovyet örgütlenmesi silâhını kendi durumlarında bile kullanabilirler. Sovyet örgütlenme fikri basittir; bu, sadece proleter ilişkileri çerçevesi içinde değil, aynı zamanda feodal ya da yan-feodal nitelikte köylü ilişkileri çerçevesi içinde de uygulanabilir. Bizim bu alandaki tecrübelerimiz henüz pek zengin sayılamaz, ama birçok sömürge temsilcilerinin katıldığı komisyon tartışmaları, köylü Sovyetlerinin, sömürülenlerin Sovyetlerinin sadece kapitalist ülkeler için değil, aynı zamanda kapitalizm öncesi ilişkilerinin egemen bulunduğu ülkelerde de geçerli bir silâh olduğunu Üçüncü Enternasyonel’in tezlerinde belirtmenin gerekliliğini itiraz götürmez bir biçimde ispat etmiş bulunmaktadır; şunu da söylemeliyiz ki, komünist partilerinin veya komünist partileri kurmaya hazır olan unsurların vazgeçilmez ödevi, her yerde, geri kalmış ülkelerde ve sömürgelerde köylü sovyetleri, emekçi sovyetleri fikri lehine propaganda yapmak ve şartların izin verdiği yerlerde derhal emekçi halkın sovyetlerini kurmak için çalışmaktır.

“Uluslar ve Sömürgeler Komisyonunun Raporu” (26 Temmuz 1920). [Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol Yayınları, Ankara, 1968].

 

-Vladimir İlyiç Lenin

İçerik Kaynağı: Aydınlık Sosyalist Dergi, Sayı:13, Sayfa:64-71.

Görsel Kaynağı: Vera Mukhina, 1937.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir