15/12/19

Yusuf Mahir Dinçer – Mahmut Esat Bozkurt’un Doktora Tezine Göre Osmanlı’da Kapitülasyonlar

[1]1800lü yılların ikinci yarısından itibaren Osmanlı önemli değişimler yaşamıştır. Sultan Aziz dönemi (1861-76) devletin ekonomik anlamda iflas ettiği dönemdi. Devletin iflasından (1875) kısa bir süre sonra 1876 yılında Jön Türkler devleti kurtarmanın bir yolu olarak gördükleri meşrutiyet sistemini gerçekleştirmek üzere bir devrim yapmış olsalar da bu uzun ömürlü olamadı. 93 Harbi’nin (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) çıkması ve Osmanlı’nın ağır bir yenilgi almasından sonra, Jön Türkler tarafından meşruti bir yönetim sınırları içerisinde tahta çıkarılan 2. Abdülhamid tarafından meşrutiyet 32 sene boyunca askıya alındı (10 Temmuz Devrimine kadar).

mahmut esat bozkurt
Mahmut Esat Bozkurt[2]
Abdülhamid tahtta kaldığı süre boyunca bir baskı rejimi sürdürdü, bunda Osmanlı’nın yaşadığı iç ve dış karışıklıklar, ekonomik durum ve tahta çıktığı koşulların etkisi büyüktür. Her etkinin bir zıt yönlü tepkisi olduğu gibi bu baskı rejiminin de zıt yönlü bir tepkisi oldu; buna da İttihat ve Terakki Cemiyeti adını veriyoruz.

ubeydullah efendi
Ubeydullah Efendi[3]
Mahmut Esat, dayısı Ubeydullah Efendi’den de etkilenerek bu cemiyetin bir üyesi olmuştu. Eğitiminin ilk ve orta derecesini İzmir’de tamamlarken, Üniversite eğitimi için İstanbul’a gelmiştir. Daha sonra Darülfünuna bağlanacak olan Hukuk Mektebinde yüksek eğitimine başlamıştır. Yüksek eğitimi meşrutiyetin ilk yıllarına denk gelen Mahmut Esat, İttihat adlı gazetede Kuşadalı Mahmut Esat ismiyle yazmaya başlamıştır. (Şenel, 2004, s. 22, 23) Darülfünunda eğitimini bitirdikten sonra Freiburg Üniversitesine yine Hukuk öğrenimi görmek üzere gitmiştir. Üniversiteyi, “Osmanlı Kapitülasyonları Rejimi Üzerine” adlı tez ile bitirmiştir.

Kapitülasyonun Anlamı ve Osmanlı Devletine Girişi

Sanılanın aksine kapitülasyonlar yalnız Osmanlı’da değil, Selçuklu gibi diğer Akdeniz’e kıyısı olan İslam devletlerinde de mevcuttu. (Köprülü, 1981, s. 195) İslam dünyasında kapitülasyon imtiyazlarına karşılık “şurût”( شروط ), “uhûd” ( عهود), “amân” ( امان) terimleri kullanılırdı. “Şurût” terimi (maddeler, şartlar) Latince’ye “capitula”[4][5] (şartlar, maddeler, fasıllar) şeklinde geçmiş, oradan da Fransızca “Caputulation” terimi türemiştir. Kapitülasyonların (ahdname) verildiği ilk dönemlerde bu Hristiyanların ticaret yapabilmesi verilen tamamen tek taraflı bir güvenceydi. Bu tek taraflı güvencenin bir antlaşma halini alması iddiası ise Kanuni Sultan Süleyman tarafından Fransa’ya verilen 1569 tarihli kapitülasyonla olmuştur.[6] (İnalcık, 2003, s. 60-67)

1536’da Fransa’ya verilen ticaret imtiyaz ve muafiyetleri, Batı Avrupa ticaret devletlerine daha sonra verilen kapitülasyonların modeli olmuştur. Bunun başlıca özelliği tam bir ticaret serbestliği garanti etmek, tüccarlara kazaî muafiyetler tanımak, vergi muafiyetleri tanımak, yabancı devlet temsilcilerine resim ve vergi alma hakkı tanımak, kendi tebaaları üzerinde kazaî eylem uygulama hakkını tanımak. Bunlara bir de Hristiyan reâya ve kutsal makamların hâmiliği hakkı tanımak gibi şeyler de eklenmiştir. (Berkes, 1970, s. 100)

16. ve 17. Yüzyıllarda ise kapitülasyonlar birçok Avrupalı devlete verilmeye başlamıştı. Bu dönemde ticaretin genişlemesi ve Rus Çarlığı ile Habsburg’a karşı müttefik edinmek amaçlanmıştı.(İnalcık, 2003) Fakat daha sonra bu devletlere de kapitülasyon verilmiştir. 17. yüzyıl başından sonra verilen başlıca kapitülasyonlar şöyledir: 1615 Avusturya, 1680 Hollanda, 1737 İsveç, 1740 Sicilya, 1746 Danimarka, 1761 Prusya, 1782 İspanya, 1783 Rusya, 1823 Sardunya, 1830 ABD, 1838 Belçika, 1839 Hanse Birliği[7], 1843 Portekiz, 1855 Yunanistan, 1858 Brezilya ve 1870 Bavyera.(Berkes, 1970, s. 100)

İlk dönemde kişisel alanda birtakım ayrıcalıklar uygulamaya geçirilmişse de daha sonra kapitülasyonlar postaneler, okullar, şirketler gibi kurumsal örgütlenmeler üzerinde etkili olmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak da emperyalist devletlerin diğer devletler üzerinde bir tahakküm kurma aracı haline dönüşmüştür. (Yerlikaya, 2011, s. 39) Kapitülasyonlar Osmanlı’yı büyük ekonomik felaketlere sürüklemiştir. Öyle ki devlet vergisini belirmekten ve almaktan aciz bir konuma düşmüştür.  Kapitülasyon aleyhindeki ilk yazılar ise Tanzimat döneminde ortaya çıkmıştır. II. Meşrutiyet döneminde de kapitülasyon aleyhindeki görüşler devam etmiştir. Devletin son yıllarının en önemli örgütü olan İttihat ve Terakki Cemiyeti de bu kapitülasyon aleyhtarlarındandır.

Mahmut Esat Bey tezi yazdığı sırada, hem dünya hem de Türkiye için çok önemli bir dönem olan, 1. Dünya Savaşı günleri yaşanıyordu. Türkiye, savaşa katılmadan hemen önce, 1914 yılının 9 Eylül günü, 1 Ekim’den itibaren kapitülasyonların kaldırılacağını yabancı elçiliklere bildirilmişti. (Bayur, 1991, s. 161)

Mahmut Esat kapitülasyonların tek taraflı olarak kaldırılmasını ise şu şekilde yorumlayacaktı: “Türk imparatorluğu, kendisini yıkıma götüren beş yüz yıllık çirkin bir boyunduruktan kurtulmuştur.” (Bozkurt, 2008, s. 116). Bu dönem içinde düşünüldüğünde politik bir açıklama olarak dursa da Mahmut Esat haklıydı. Türkiye, özellikle son döneminde yabancıların devletin kanını emme aracı haline getirdiği kapitülasyonlardan en azından 4 sene için olsa da kurtulacaktı. Kapitülasyonların kaldırılmasını takip eden aylarda ise Türkiye, Rus limanlarını bombalayacak ve savaşa dahil olacaktı. Bu büyük savaş 4 sene sürmüş, Türkiye ise kaybeden tarafta yer almıştır.

Mahmut Esat’ın Tezi

Mahmut Esat Bey, tezini 1928 yılında Fransızca olarak bastırmıştır. Tezi İsmet Paşa’ya ithaf eden Mahmut Esat, kendinin de ifade ettiği üzere tezi yalnızca doktor olmak için yazmamış, Türk halkının kapitülasyon rejimine tâbi olmayı hak etmediğini kanıtlamak için yazmıştır. (Bozkurt, 2008, s. 2)

Tezin ilk bölümünde kapitülasyonların ilk izlerini sürmüş ve Ortaçağ’a[8] dayandırmıştır. Konsoloslukların, Ortaçağ’da hukuk alanındaki müdahaleciliğinin önemini vurgulamıştır. Hem Hristiyan hem de Müslüman[9] dünyadan bununla ilgili örnekler vermiştir. Osmanlı kapitülasyon rejiminin Venediklilerin Bizans’ta elde ettiği kapitülasyonların devamı olduğunu ifade etmiştir.[10] (Bozkurt, 2008, s. 9-20) Daha sonra Ahdname ile muahede[11] arasındaki fark bulunduğunu ifade etmiş ve 1740 Kapitülasyonunun kısa bir çözümlemesini yapmıştır. (Bozkurt, 2008, s. 31-35)

Kapitülasyonların tarihçesi adlı bölümde Fransız, İngiliz[12] ve Rus[13] Kapitülasyonlarından örnekler sunmuştur. Osmanlı’nın I. Ahmet döneminde Fransız kapitülasyonlarının yenilenmesine pek sıcak yaklaşmadığını belirtmiştir. Köprülü’nün söylediklerinden ülke için yarardan çok külfet olduğu gerçeği çıkmaktadır. (Bozkurt, 2008, s. 36-61)

Bir sonraki bölümde Osmanlı’nın kamu hukukunu incelemeye tâbi tutmuştur. “Türkiye’nin varlığının ilk 5 yüzyılında ve 6. Yüzyılın ilk yarısında devletin anayasası İslam Anayasası olmuştur” [14] demiştir. Kapitülasyonların da bu egemen İslam Hukuku’nun sonucu olarak Avrupalıların bir güvence istemesi olarak ortaya koyduğunu söylemiştir; aynı şekilde Osmanlı sultanı da bunu bir Müslümanın( yani Osmanlı Devleti’nin) koruması altına girmesi[15] şeklinde tanımlamıştır. Bu nedenle kapitülasyonların gerektiğinde tek taraflı olarak kaldırılması yani Müslümanın koruma altına aldığı kişileri/toplulukları artık korumaması halinde sorun çıkmaması gerektiği açıktır. (Bozkurt, 2008, s. 62-73)

Osmanlı’nın içyapısında ise Müslümanlar askerlik gibi hâkim unsurların sorumluluklarını yerine getirirken İncil ehli denilen gayrimüslim unsurlar askere gitmezdi. Ancak vergi ödemek zorundaydılar. Yunan, Ermeni ve Yahudi dini liderlere temsil ettikleri unsurlar üzerinde de bir ayrıcalık verilmişti. (Bozkurt, 2008, s. 74)

Mahmut Esat eski Osmanlı hukukunda en önemli ilkelerden biri olarak mevcut durumun korunumunu göstermiştir (Daha önce de belirttiğimiz gibi Osmanlı fethettiği ülkelerin kapitülasyonlarını devam ettirmişti). Ancak “eski kamu hukukunun 1839’da[16] zımnen kaldırılmasının ve yerine kesin olarak 1908 Anayasası’nın getirilmesinden, “kapitülasyon rejiminin eski Osmanlı Hukuku’nun ayrılmaz parçası olarak ortadan kalkması sonucunun doğacağını savunuyoruz” der. (Bozkurt, 2008, s. 75) Bu şekilde Mahmut Esat Tanzimatçıların ve İttihatçıların modernleşme hamlelerinin nasıl vatan için büyük bir sorun olan ve mali olarak Osmanlı’yı darboğaza sokan kapitülasyonların kaldırılması için kullanılabilecek bir argüman olduğunu göstermiştir. Birtakım gerici kimselerin sanki öyleymiş vurgusu yapması aksine Türk modernleşmesi Türkiye’nin aleyhine değil, lehine sonuçlar doğurmuştur.

1.Mahmut tarafından kapitülasyonların kalıcı kılınması argümanını inceleyen Mahmut Esat verdiği metinde bunun da kalıcı kılınmadığını ilk kaynaktan verilerle göstermiştir. Tezinin önceki sayfalarında İslam Hukuku gereği antlaşma yapılamayacağını gösteren Mahmut Esat sultanların ancak tek taraflı bir hüküm verebileceğini defalarca söylemiştir. Çünkü Tanrı adına hüküm veren Sultanın gerçek anlamda bir antlaşma yapmaya hukuk açısından yetkisi yoktur. Yapmış olsa bile Anayasayı deldiği için antlaşma kendiliğinden geçersiz sayılacaktır. (Bozkurt, 2008, s. 76-78)

“Osmanlı kapitülasyonları eski Osmanlı Hukuku’nun bir parçasıydı; onun kaldırılması ile bu rejimin de yürürlükten kalkması gerekiyordu.” (Bozkurt, 2008, s. 80) Dedikten sonra yabancı yazarların görüşlerini aktararak tezini desteklemiştir. Daha sonra, birtakım yazarların Osmanlı Kapitülasyonları için yazdığı metinlerin içindeki çelişkileri ortaya sermiştir. Kapitülasyonların ortaya çıktığı Ortaçağ koşullarının modern hukukla değerlendirilmesinin anlamsızlığını vurgulamıştır.

Kapitülasyonların sürekliliği konusunu gündeme getiren Mahmut Esat, bundan söz etmenin saçmalığını ve hukuken anlamsızlığını ortaya koymuştur.[17] Tek taraflı feshetme yetkisinin de olduğunu iddia etmiş ve buna gerekçe olarak da devletin varlığının, bu tek taraflı anlaşmalarla tehlikeye girmesini göstermiştir. (Bozkurt, 2008, s. 110)

Diğer bir iddia olarak Hristiyanların bu kapitülasyonları Türklerden zorla aldıkları, dolayısıyla yine Hristiyanlar tarafından bu kapitülasyonların süresinin uzatılabileceği söylenmiştir. Buna karşın Türklerin ve İslam halifelerinin bunun tersine kazandıkları savaşlardan sonra ve güçlü oldukları dönemde bu kapitülasyonları verdiğini hatırlatmıştır.[18][19] (Bozkurt, 2008, s. 113)

Savaş koşullarında bazı anlaşmalar yürürlükten kalkarken, bazıları savaş başladığında devreye girer diyor Mahmut Esat. Ve burada haklı olarak şu soruyu gündeme getiriyor: “Kapitülasyonlar savaş döneminde yürürlükten kalkmalı mıdır?” buna evet cevabını veriyor. Evet cevabına dayanak olarak da 1740 Kapitülasyonlarını gösteriyor. İster tek taraflı, ister iki taraflı anlaşmalar olsun “Ve her iki tarafta da içten dostluğun ve karşılıklı iyi ilişkinin temellerinin sağlamlaşmasına ve pekiştirilmesine dikkat edilmesi amacıyla, bu lütuf olarak verilen imparatorluk kapitülasyonlarının soylu içeriklerine göre uygulanmasını istiyoruz.” kısmı Osmanlı’nın kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırabilmesine olanak sunuyordu. (Bozkurt, 2008, s. 126)

Sonuç olarak Mahmut Esat Bey, Türk tarafının kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırılmasını birçok açıdan ele alarak ve karşı argümanları da birincil kaynaklara dayandırdığı iddialar ile dayanaksız kılarak Freiburg Üniversitesi’ne sunmuştur. Tezi de üniversite tarafından, yüksek bir derece[20] ile kabul görmüştür. Bu da Türkiye’nin mali, hukuki ve idari sıkıntısının en büyük nedenlerinden biri olan kapitülasyonlar konusunda modern bir batı üniversitesinin Türkiye’nin haklı olduğunu kabul edebileceğini göstermiştir.

mahmut esat'ın tezi
mahmut esat tezi[21]

Dünya Savaşından sonra Kapitülasyonların Durumu

Savaştan yenilgi ile çıkan Türkiye İtilaf güçlerince işgal edilmeye başlanmıştır. İşgal güçlerinin ilk işi kapitülasyonları yeniden yürürlüğe sokmak olmuştur. Sevr metnine de kapitülasyonların tekrar yürürlüğe sokulması ile ilgili maddeler eklenmiş[22] ve resmen savaş öncesi duruma dönülmüştür. Yalnız bu işgal durumu Türk halkınca kabul edilmemiş ve Atatürk’ün önderliğinde yeni bir kurtuluş reçetesi bulunmuştu. Mahmut Esat Bey ise yurda dönmüş ve bu kurtuluş mücadelesinin Ege ayağında aktif rol almıştır. Bu mücadele başarıya ulaşmış ve Lozan’da yeni bir antlaşma imzalanmıştır. İmzalanan bu yeni antlaşma sonucu kapitülasyonlar karşılık olarak kaldırılmıştır. [23]

Dipnotlar

[1] Tezin orijinali Fransızcasıdır ve adı “Du Regimes des Capitulations Ottomanes”’dır.

[2] Mahmut Esat Bozkurt (TBMM Albümü 1920-2010, 2010, s. 36)

[3] Ubeydullah Efendi.

[4] Mahmut Esat Bozkurt ve Niyazi Berkes “başlıklar” anlamına geldiğini belirtmiştir. (Berkes, 1970, s. 94) (Bozkurt, 2008, s. 25)

[5] Şerafettin Turan’dan aktaran Zeki Arıkan ise Latince “Capitulum” (Kral ya da kilise emirnamelerinin bölümleri) dan türediğini söylemiştir. (Arıkan, 1994, s. 217)

[6] Niyazi Berkes verilen bu kapitülasyonun suçlusu olarak Sadrazam İbrahim Paşa’yı göstermiştir: “XVI. yüzyılda Kanunî Süleyman zamanında ve galiba sadrazamı İbrahim Paşanın gayretleriyle (çünkü verilecek imtiyaz veya tekelden ona da büyük bir komisyon verilecekti) imtiyaz Fransız tüccar loncalarına değil, Fransız devletine veriliyor.” (Berkes, 1970, s. 95)

[7] Baltık Denizi’nde tekel olan bir federasyon. 1699’dan sonra yalnızca 3 şehir bu federasyonda kaldı (Lübeck, Bremen ve Hamburg). Bu şehirler Hanse adı altında birbirlerine bağlı kaldılar. Bkz. Derya, H. (2018). Hanse Birliğinden Hanse Kentlerine: Hanse Tüccarları üzerine Ekonomi Politik Değerlendirme. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 17(66), 801-815.

[8] Ortaçağ öncesi Roma’da, Helen şehir devletlerinde, Fenikelilerde ve Mısır’da da kapitülasyonların izlerine rastlanmaktadır. (Apaydın, 2013, s. 12-18)

[9] Arapların, Çin’de tüccarlarının Muhammed’in yasalarına göre yargılanması için bir konsolostuk açması buna örnek olarak verilmiştir.

[10] Şerafettin Turan da bunun bir diğer yüzü olarak beyliklerin fethiyle, beyliklerde var olan kapitülasyonların Osmanlı tarafından genişletilerek benimsendiğini ifade ediyor. (Arıkan, 1994, s. 218)

[11] Antlaşma

[12] Fransız kapitülasyonlarından daha az ayrıcalıklı olmak üzere aynı hukuki özelliklere sahiptirler.

[13] Fransız ve İngiliz kapitülasyonları gibidir ancak bundan farklı olarak bütün Osmanlı kentlerinde konsolosluk açma izni verilmiştir. (Bozkurt, 2008, s. 60)

[14] Bu hukuk sadece şeriat hukuku olarak algılanmamalıdır. Her ne kadar Mahmut Esat İslam Hukuku dese de bunun yanında, Osmanlı’da, bir örfi hukuk ve kendisinin de kitabında bol bol belirttiği üzere kapitülasyon verilen uluslara özel ayrı bir hukuk da vardı.

[15] “Cinsiyeti şu veya bu olsun, özgür ya da köle, dindar ya da dinle uyumsuz olsun, her Müslüman, hak dininden olmayan birine koruma sağlayabilir; teknik terimlerle söyleyecek olursak, o sadece Müslüman olduğu için, hakka tanıklık etmenin velayetine sahip olduğu gibi, amânın velayetine de sahiptir.” (Siar Kitabından aktaran Mahmut Esat) (Bozkurt, 2008, s. 70)

[16] Tanzimat Fermanı’nın ilan edildiği tarih

[17] H. Bonfils’den aktararak şunları söylemekte: “Bu, devletler ebediyen bağlı kalacaklar, süresi kesin olmayan anlaşmalar ebedîdir, anlamına mı gelir? Hayır, anlaşmaların sürekliliği anayasaların sürekliliği kadar saçma, akıl dışı olur. Her ikisi de eşyanın doğasıyla, halkların ve tüm insanlığın bünyesinde meydana gelen sürekli değişikliklerle bağdaşmaz. Ne devletler ne de onların hükümdarları geleceği kararlaştırmak gücüne sahiptir. Geleceğin yazgılarını onlar göremezler. (…) Bizatihi özel hukukta, sözleşmeler sürekli değildir; az ya da çok uzun bir süreleri vardır, ama hepsi o kadar.” (Bozkurt, 2008, s. 107)

[18] “Süleyman tarafından teyidi ve 7 yıl sonra da ilk kapitülasyon ile sonuçlanan müzakereler, Pavia Savaşı’ndan sonra ve Fransa Kralı’nın Madrid’de tutsaklığı sırasında İstanbul’da başlamıştır.” (Pêlissier du Rausas’dan aktaran Mahmut Esat) (Bozkurt, 2008, s. 112-113)

[19] “İlk halifeler, yenilmiş Hristiyanlara hem yargıçlarını hem de yasalarını bırakarak, Avrupa’ya ne yazık ki Avrupa’nın izlemediği büyük bir örnek verdiler.”(Pêlissier du Rausas’dan aktaran Mahmut Esat) (Bozkurt, 2008, s. 113)

[20] Cum Lauda

[21] (İstanbul Barosu, 2008, s. 416)

[22] “Madde 261: Uhud ve mukavelat ve taamülattan mütevellit imtiyazat-ı ecnebiye usulü 1 ağustos 1914 tarihinden mukaddem anlardan ya doğrudan doğruya veya bilvasıta istifade eden devletler menfaatine olarak yeniden tesis edilecek ve işbu menafi 1 ağustos 1914 tarihinde bunlardan istifade etmeyen Düvel-i Mütteferikaya dahi teşmil olunacaktır.” (Erim, 1953, s. 618)

[23] Madde 28: “Tarafeyni Aliyeyni âkideyn Türkiyede Kapitülâsyonların kâffei nokatı nazardan tamamen ilgasını her biri kendisine taallûku cihetinden kabul ettiklerini beyan ederler.” (Düstur 3. Terkip, 1931, s. 32)

Kaynakça

Apaydın, B. (2013). Kapitülasyonlar ve Osmanlı Türk Adli ve İdari Modernleşmesi. Ankara: Adalet Yayınları.

Arıkan, Z. (1994). Mahmut Esat Bozkurt ve Kapitülasyonlar. Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, 2(4), 217-231.

Bayur, Y. H. (1991). Türk İnkılabı Tarihi (3. b., Cilt III/I). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Berkes, N. (1970). 100 Soruda Türkiye İktisat Tarihi (1. b., Cilt II). İstanbul: Gerçek Yayınevi.

Bozkurt, M. E. (2008). Osmanlı Kapitülasyon Rejimi Üzerine: Tarih ve Metinler Işığında Kapitülasyonların Hukuki Özellikleri (2 b.). (A. Öylek, Çev.) Ankara: Türk Hukuk Kurumu Yayınları.

Derya, H. (2018). Hanse Birliğinden Hanse Kentlerine: Hanse Tüccarları üzerine Ekonomi Politik Değerlendirme. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 17(66), 801-815.

Düstur 3. Terkip (Cilt V). (1931). İstanbul: Necmi İstikbal Matbaası.

Erim, N. (1953). Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Metinleri, Cilt 1 Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları (Cilt I). Ankara: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi.

İnalcık, H. (2003). Osmanlı’nın Avrupa ile Barışıklığı: Kapitülasyonlar ve Ticaret. Doğu Batı(24), 55-83.

İstanbul Barosu. (2008). Mahmut Esat Bozkurt Anısına Armağan (1 b.). İstanbul: İstanbul Barosu Yayınları.

Köprülü, M. F. (1981). Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Şenel, N. U. (2004). Mahmut Esat Bozkurt. İstanbul: Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi.

TBMM Albümü 1920-2010 (2. b., Cilt I). (2010). Ankara: TBMM Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü Yayınları.

Yerlikaya, A. (2011). Osmanlı Devleti ve Kapitülasyonlar. Isparta: Yüksek Lisans Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir