25/08/19

Yusuf Mahir Dinçer – Mustafa Kemal Bey’in Trablusgarp Günleri

ataturk trablusgarp

Trablusgarp,[1] Osmanlı’nın Afrika kıtasında kalan son toprağıydı. Osmanlı toprakları üzerindeki paylaşım yarışında, birliğini yeni tamamlamış olan İtalya’nın payına da burası düşmüştü. Fırsatını bulduğu ilk anda İtalya Trablusgarp’a saldırdı. Ne yazık ki buradaki direniş, İttihatçı vatanseverlerin bölgedeki halkı örgütleme çalışmalarından öteye geçemedi. Bu vatanseverlerin arasında hepimizin tanıdığı bir isim de vardı, o zamanki adıyla Mustafa Kemal Bey. Şimdi Atatürk’ün Trablusgarp’taki mücadelesine ve oradaki genel duruma kabaca bir göz atalım.

Savaştan Önceki Durum

bayur
[2](Bayur, 1991)

İtalya 1880’de Trablusgarp’ın işgali için hazırlıklara başlamıştı. İlk aşamada diplomatik hamlelerde bulundu. Savaşın hemen öncesinde Britanya, Avusturya-Macaristan, Fransa, İspanya, Almanya ve Rusya’nın onayını almıştı (Lutskiy, 2011, s. 283-284).

İtalyan basını da savaştan hemen önce işgal için gerekli kamuoyunu yaratmıştı. İtalyan gazeteleri her gün savaş çığırtkanlıkları yapıyordu ama Osmanlı’nın eski Roma elçisinin kabinesi (Hakkı Paşa kabinesi) bu durumdan bihaberdi[3] (Kurşun, 2000) (Şeber, 2011).

Savaş öncesi Osmanlı’da iç durum da bir hayli karışıktı. Trablusgarp Savaşı öncesi Osmanlı iç durumu şöyle özetlenebilir:

  1. Birçok vilayette ayaklanmalar ve çete savaşları vardı (Bilhassa Balkanlar’da[4] ve Yemen’de).
  2. Türk olmayan uluslar devleti benimsemiyordu.
  3. İttihat ve Terakki içinde ayrışmalar yaşanıyordu. İttihat ve Terakki’ye karşı halkta ve orduda da güven azalmıştı.
  4. Ordu içinde İttihat ve Terakki aleyhinde gruplar oluşuyordu[5](Bayur, 1991, s. 59).

Mustafa Kemal’in 13 yıllık savaşının ilki başlıyor ve Osmanlı işte bu dezavantajlarla savaşa gidiyordu.

Savaş Başlıyor

27 Eylül günü İtalyan donaması Trablusgarp önlerine gelmişti[6]. 29 Eylül 1911 günü İtalya “İki memleket arasında münasebatı dostani ve sulhperverane bu suretle munkatı olduğu cihetle İtalya şu andan itibaren kendisini Devleti Osmaniye ile hali harpde addeyler” diyecek ve savaş resmen başlayacaktı (Bayur, 1991, s. 97-98). Savaş başladıktan bir gün sonra da Hakkı Paşa kabinesi istifasını verdi.

İşgale karşı İtalyan halkı bir birlik oluşturmuştu. Dinci ve milliyetçi kanat işgale büyük bir destek veriyordu. Bu birliğe karşı olan da büyük oranda İtalya’daki sosyalist muhalefetti. İşgalin ilk günlerinde hükümeti protesto etmek için çeşitli grevler düzenlemek istemişlerse de pek bir başarıya ulaşamamıştı. Bu grevlere herkesin daha sonra 2. Dünya Savaşı’nda tanıyacağı, genç ve henüz o yıllarda sosyalist olan Benitto Mussolini de katılmıştır (Şıvgın, 1911-1912 Türk-İtalyan İlişkileri, 2006, s. 18-19).

20 Ekim’e kadar İtalyanlar, Trablusgarp (6 Ekim), Tobruk (4 Ekim), Derne (16 Ekim), Hums (18 Ekim) ve Bingazi’yi (20 Ekim) ele geçirdi. Bir yıl boyunca da bütün kıyı şeridi İtalyanların elinde kalacaktı (Bayur, 1991, s. 103).

Savaşın ilerleyen safhalarında birçok Türk ve Arap başarısı olsa da 5 Kasım günü İtalyanlar Trablusgarp’ı ilhak ettiklerini bildirdi (Bayur, 1991, s. 114).

Lenin’in Görüşleri

Lenin, İtalya için ‘başka halkları ezen, Türkiye ve Avusturya’yı yağmalamak isteyen, gerici bir devlete dönüşüyor’ diyordu. Trablusgarp Savaşı’nı da tipik bir sömürge savaşı olarak tanımladı. 28 Eylül 1912 tarihli yazısında savaşın niteliği ve sebebini şöyle açıklıyordu:

“Bu savaşın sebebi neydi? Yeni pazarlara ve İtalyan emperyalizminin yeni başarılarına muhtaç olan İtalyan parababalarının ve kapitalistlerin iğrenç çıkarları.

Bu savaşın niteliği neydi? Uygar ve mükemmelleştirilmiş, dört dörtlük bir kan banyosu. “Modern” silahların yardımıyla Arapların katledilmesi” (Perinçek, 2014, s. 119-122).

Mustafa Kemal Bey Trablusgarp’ta

Cemal Kutay’ın aktardığına göre Enver Bey gitmeden evvel Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa ile yaptığı kısa görüşmenin ardından aralarında Mustafa Kemal’in de bulunduğu bir grup subay ile ne yapılabileceğine dair bir görüşme yaptı. Burada kıyı şeridinin arkasında yapılacak bir direniş kararı çıkmıştı (Kutay, 1963, s. 32-41).

Mustafa Kemal Bey (savaşta iken Gazeteci Mustafa Şerif takma adını kullanacaktı), ünlü silahşor Yakup Cemil’in de içinde bulunduğu birkaç kişiyle birlikte 15 Ekim günü Mısır üzerinden Trablusgarp bölgesine girmek üzere yola çıktı (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 2003, s. 127). Esasen Mustafa Kemal buradaki savaş hakkında pek olumlu görüşlere sahip değildi[7]. Daha çok savaşa gönüllü gitmesinin sebebini ordudaki konumunu koruması ve İstanbul’da işsiz bırakılması olduğunu ifade etmiştir (Şıvgın, Mustafa Kemal’in İlk Savaşı, 1987, s. 188).

Mısır’da hastalanması üzerine Trablusgarp’a geç geçti (Aydemir, 1998, s. 149). Kasım ayı süresince Arap önderleriyle görüşmelerde bulundu. Mustafa Kemal burada önce Bingazi Derne Şark Gönüllü Komutanlığı (1 Ocak 1912) görevini daha sonra da Derne Komutanlığı görevlerini üstlenecekti[8] (10 Mart 1912)[9] (Toker & Aslan, 2009, s. 182).

30 Kasım 1911 günü binbaşılığa terfii etti (Şıvgın, Mustafa Kemal’in İlk Savaşı, 1987, s. 192).

22 Aralık günü Tobruk’ta başarılı bir netice aldıktan sonra Mustafa Kemal Bey Derne’ye geçti. Buraya geldiğinde Enver Bey, Nuri Bey (Conker) ile birlikte batıdaydı. Mustafa Kemal de Fuat Bey (Bulca) ile birlikte doğuya geçti (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 2003, s. 139).

16/17 Ocak 1912 günü, İtalyan istihkâmına yönelik bir gece baskını emri vermişti. Enver Bey’in de uygun gördüğü baskın başarısız oldu. Mustafa Kemal raporunda bölgedeki şeyhlere bağlı yerli kuvvetlerden yakınıyordu. Onlar için cahil, kolay kandırılabilen ve pek azı cesur olan korkaklar diyordu. Bu saldırı da İtalyanların hemen hemen hiç kaybı yokken Türk tarafı 22 şehit ve 27 yaralı vermişti (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 2003, s. 131-134).

muharebe
[10] (Örses, 2017)

17 Ocak günü Mustafa Kemal gözünden ciddi bir rahatsızlık geçirdiğini ifade ediyor. Bu tarihten sonra Hilaliahmer hastanesinde 1 ay tedavi gördüğünü söylüyor (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 2003, s. 139).

Mart başında genel bir çarpışma yaşanmıştı. İtalyanların bozulduğu bu savaşta Enver Bey durumu şöyle aktarıyordu: “Düşman iki komutan ve iki teğmenini kaybetti. Çarpışma alanında yüzden fazla silah çok sayıda sandıkla cephane, tabancalar ve her türlü gereç bırakmışlar, o kadar ki, Araplar hepsini toplayamıyorlar bile… Düşman nerdeyse malzeme ihtiyacımızın tümünü karşılayacak!”. Bu muharebeden sonra İtalyanlar Hükümet aracığıyla 15 günlük bir ateşkes teklif etmişse de Enver Bey bunu kabul etmemiştir (Koloğlu, 1979, s. 34). Bu muharebeden sonra Mustafa Kemal gözüyle ilgili bir rahatsızlık daha yaşar ama bu sefer cephedeki görevini bırakmaz (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 2003, s. 139).

[11]

Fuat Bulca, Mustafa Kemal’in gözünden yaralanışını şöyle anlatmıştır: “Mustafa Kemal’in bulunduğu merkez binası harabelerine vardığımda onun yüzünü tanınmaz halde buldum. Bir elinde kılıcı vardı, diğer elinde mendili sağ gözünü kapatıyordu. Yaralandığını zannettim. Hayır, yaralı değildi, fakat harabeler arasında yıkılan bir sütundan fırlayan kireçli bir taş parçası şiddetle gözüne çarpmıştı. Sönmüş kireç olmasına rağmen bir kısmı göze girmişti” (Koloğlu, 1979, s. 73).

Mart başındaki genel muharebeden birkaç gün sonra 5 Mart 1912 günü Behiç Erkan’a yazdığı bir mektupta Mustafa Kemal Bey, İtalyanlara karşı Derne’nin doğusunda 70 kişilik bir ekiple pusu kurduğundan bahseder. Bu pusuyu İtalyanlar püskürtememiş ve taarruza geçmişlerdi. Mustafa Kemal de bunun üzerine karşı taarruza geçti. Taarruzun birkaç kez yarılmasının ardından İtalyanlar kaçmıştı (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 2003, s. 135).

11 Eylül 1912’de İtalyanlar Derne üzerine 3 koldan taarruza geçti ancak Mustafa Kemal karşı taarruz ile İtalyanların ilerlemesine imkân vermedi (Kocatürk, 1988, s. 17).

13 Ekim’de Balkan savaşlarına katılmak üzere kendisine müsaade edilmesini istedi. Mısır yoluyla gitmek istediyse de olmadı daha sonra Avusturya ve Romanya yolu ile İstanbul’a döndü (Şıvgın, 1911-1912 Türk-İtalyan İlişkileri, 2006, s. 81).

Mustafa Kemal’in İstanbul’a geri dönüş sürecinde Enver Bey, Harbiye Nezaretine Mustafa Kemal’i öven bir yazı göndermişti;

“11 Teşrinievvel 1328 (24 Ekim 1912)

Harbiye Nezareti’ne

Erkân-ı Harbiye Binbaşısı Mustafa Kemal Bey Hakkında

Erkân-ı Harbiye Binbaşısı Mustafa Kemal Bey, 5 Kânunuevvel 1327 (18 Aralık 1911) tarihinde arzu-i zatiyesiyle (kendi isteğiyle) orduya iltihâk etti. Evvelce Derne Şark Kolu Kumandanlığı‘nda bilâhare Derne Kumandanlığı’nda bulunarak fevkalâde surette hüsn-i idare (güzel idare) ve iktidar gösterdiği gibi, gözlerinin rahatsızlığına rağmen, son zamana kadar îfâ-i hüsn-i hizmet (güzel hizmet yerine getirmiş) eylemiş, bu defa esbab-ı mâlûme (bilinen sebepler) dolayısı ile akd-i sulh (barış kararlaştırıldığında) edildiğinden şerait-i sulhiyenin (barış halinin) tatbiki müddetince burada âtıl (yararsız) kalmamak üzere hareket ettirildiği maruzdur.

Mutasarrıf ve Umum Bingazi”
Kumandanı Enver (Şıvgın, Mustafa Kemal’in İlk Savaşı, 1987, s. 194)

Bu ilk savaş tecrübesinde Mustafa Kemal ve silah arkadaşları birçok başarıya ulaştı. Ancak o günlerde savaş yalnızca Trablusgarp’ta değildi. Savaş devam ederken İttihat ve Terakki’nin desteklediği Hükümet düşmüştü. İttihat ve Terakki muhalefet konumuna gelmiş, İtalyanlar 12 Ada’ya çıkartma yapmış, Balkanlar’da savaş patlamış ve peş peşe yenilgi haberleri gelmişti. Osmanlı Hükümeti 18 Ekim 1912 günü Lozan’da İtalya ile yaptığı barış antlaşması ile Trablusgarp’ı İtalyanlara bırakmıştı (Erim, 1953). İttihatçılar barış antlaşmasından sonra yine de direnişi düşünmüşseler de geri dönmek zorunda kalmışlardır. Şevket Süreyya’nın aktardığına göre Bulgarların Çatalca önlerine geldiği haberi onları apar topar yurda geri döndürmüştü (Aydemir, 1998, s. 151). Subaylar çekildikten sonra da direniş 1930’lara kadar devam etmiştir (Koloğlu, 1979, s. 19).

Çekilmenin ardından Trablusgarp’taki subaylar Balkanları kurtarma derdine düşecekti. Balkan Savaşı’nda Mustafa Kemal’in 13 yıllık savaş hayatının bir diğer aşaması başlayacak ve Edirne’nin kurtarılmasına Trablusgarp’ta olduğu gibi Enver Beyle birlikte katkı sunacaktı.

Dipnotlar

[1] Trablusgarp o dönem bir vilayetti ve Trablusgarp, Bingazi, Fizan, Cebel-i Garbiye ve Humus sancaklarından oluşuyordu.

[2] Savaştan önce Osmanlı’nın sınırları

[3] Bu iyi niyetli yorum pek çok yerde geçmesine rağmen Necmettin Molla Bey, Hakkı Paşa’nın kabinede, Trablusgarp’ta bir İtalyan işgalinin olabileceğini defalarca söylediğini beyan ediyor. (Şıvgın, 1911-1912 Türk-İtalyan İlişkileri, 2006, s. 10-11)

[4] 1911 yılında ünlü padişah Mehmed Reşad’ın Balkanlar ziyareti, bu karışıklıkları bir nedeni sonucunda gerçekleşmişti.

[5] Nitekim daha sonra Halaskaran-ı Zabıtan adıyla bu grup kendini gösterecektir.

[6] Bu tarihlerde Osmanlı, Derne adında silah ve cephane yüklü bir gemiyi Trablusgarp limanına, Alman gemisi süsü vererek zor da olsa sokmuştu. Silah ve cephane ise Arapların gayretiyle boşalttı. (Şıvgın, 1911-1912 Türk-İtalyan İlişkileri, 2006, s. 64)

[7] Bunun en büyük nedeni iki ülke arasındaki askeri durum uçurumdu. İtalyan’ın hem kara, hem de denizde Osmanlı Devleti’ne karşı büyük bir üstünlüğü vardı.

[8] Savunma 3 ana bölgeye ayrılmıştı. Diğer Bölgelerde Albay Neşet (Trablus) ile Binbaşı (savaş sırasında daha sonra Yarbay) Enver (Bingazi) vardı (Şıvgın, 1911-1912 Türk-İtalyan İlişkileri, 2006, s. 73).

[9] Hale Şıvgın tarihi 6 Mart olarak vermiştir. (Şıvgın, 1911-1912 Türk-İtalyan İlişkileri, 2006, s. 81)

[10] Mustafa Kemal’in 16/17 Ocak muharebesine Ait Yazdığı Raporda Bulunan Harita

[11] Mustafa Kemal (önde, at üstünde,yüzü dönük) ve Enver Bey (arkada, at üstünde)

Kaynakça

Atatürk’ün Bütün Eserleri (3 b., Cilt I). (2003). İstanbul: Kaynak Yayınları.

Aydemir, Ş. S. (1998). Tek Adam (18 b., Cilt I). Remzi Kitabevi.

Bayur, Y. H. (1991). Türk İnkılâbı Tarihi (3 b., Cilt II, Kısım I). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Çavdar, T. (1991). İttihat ve Terakki. İstanbul: İletişim Yayınları.

Erim, N. (1953). Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Metinleri, Cilt 1 Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları (Cilt I). Ankara: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi.

Kocatürk, U. (1988). Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü (1 b.). Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Koloğlu, O. (1979). Trablusgarp Savaşı (1911-1912) ve Türk Subayları. Ankara: Basın Yayın Genel Müdürlüğü.

Kurşun, Z. (2000). İbrahim Hakkı Paşa. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Cilt 21 (s. 312). içinde İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı.

Kutay, C. (1963). Trablus Garb’de Bir Avuç Kahraman. İstanbul: Tarih Yayınları.

Lutskiy, B. (2011). Arap Ülkelerinin Yakın Tarihi (1 b.). (T. Keskin, Çev.) İstanbul: Yordam Kitap.

Örses, İ.-T. (2017, Kasım 7). Çanakkale Muharebeleri 1915: https://canakkalemuharebeleri1915.com/makale-ler/iclal-tunca-orses/444-trablusgarb-ta-bir-binbasi adresinden alındı

Perinçek, D. (2014). Lenin, Stalin ve Mao’nun Türkiye Yazıları (3 b.). İstanbul: Kaynak Yayınları.

Şeber, N. İ. (2011). Arşiv Belgelerine Göre Trablusgarp Savaşı’nın Osmanlı Topraklarındaki İtalyan Tebaaya Yansımaları. Osmanlı Araştırmaları, 237-262.

Şıvgın, H. (1987). Mustafa Kemal’in İlk Savaşı. Atatürk Araştırmaları Merkezi Dergisi, 187-197.

Şıvgın, H. (2006). 1911-1912 Türk-İtalyan İlişkileri (2 b.). Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi.

Toker, H., & Aslan, N. (2009). Birinci Dünya Savaşı’na Katılan Alay ve Daha Üst Kademedeki Komutanların Biyografileri (1 b., Cilt III). Ankara: Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir